8. Pembe Hayat KuirFest’in dünya festivallerinde dikkat çeken kurmaca filmleri bir araya getiren bölümü Gökkuşağının Altında’da çeşitli coğrafyalardan, çok farklı biçimsel tercihlerle üretilmiş yapımlar yer alıyor. Öyle ki, seçkide Avustralya çıkışlı kuir bir kolaj filmden, Tayland yapımı şiirsel bir LGBTİ+ anlatısına kadar son derece geniş bir yelpazeye yayılan filmlere rastlamak mümkün.

Şahsi görüşüme göre, 8. Pembe Hayat KuirFest’in Gökkuşağının Altında bölümün en çarpıcı filmi Madi Nullius – Terror Nullius’la başlayalım. Hemen hemen tamamı Avustralya yapımı olan kurmaca filmleri, haber görüntülerini, ses kayıtlarını yapıbozumcu bir üslupla bir araya getiren son derece güçlü bir film Terror Nullius. Filmin jeneriğinde yönetmen olarak, iki kişilik sanat kolektifi Soda_Jerk’ün adı geçiyor. İkilinin bu filmde yapmak istediği şey oldukça aşikâr aslında: Üzerinde yaşadıkları coğrafyada ortaya çıkmış, şu anki Avustralya imajını ve toplumunu şekillendirmiş kültür üretimlerini kullanarak, tavizsiz ve cüretkar bir anlatı ortaya çıkarmak. Film bunu yaparken, hem Avustralya’nın kendine has doğasını hem de ülkenin asıl yerlilerini, kendi topraklarını işgal edenlere savaş açmış intikamcılar olarak konumlandırıyor. Mad Max‘ten The Babadook’a, Walkabout’tan Romper Stomper’a birçok Avustralya yapımı filmi yapıbozuma uğratarak, bu anlatıların içeriklerini kendi söylemek istedikleri doğrultusunda manipüle ediyor. Feminist bir motorsiklet çetesi, kuir bir yaratık, insanlardan intikam alan vahşi bir kanguru… Terror Nullius -ki bu isim de aslında terra nullius (sahipsiz toprak) deyiminden geliyor- adını tam olarak Türkçeye çevirirsek, “sahipsiz dehşet” anlamına geliyor. Sırf bu isim bile, filmin Avustralya’nın yaratılmış, üretilmiş yapısına dair güçlü sözler söylüyor.

Toplumun İçindeki Birey Öyküleri

Seçkide, LGBTİ+ bireyleri içinde yer aldıkları sosyo-ekonomik konjonktür bağlamında ele alan iki yapım var. Bunlardan biri, dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapan Elektrik Beden – Corpo Elétrico. Brezilya yapımı olan film, ülkenin hem siyahiler hem de beyazlardan oluşan yapısıyla, toplum hayatında yer alan eşcinsel ve düzcinseller arasında bir paralellik kuruyor diyebiliriz. Buradan hareketle de bu bireylerin, toplumun normatif kurallarıyla yüzleştikleri bir hikâye kurmak yerine; onları insan olmaya dair, varoluşsal kaygılar ekseninde perdeye taşıyor. Bireylerin cinsel yönelimlerini hayatlarının akışındaki “en kritik” olgu olarak kodlamaması, hayatın akışını son derece doğalcı bir üslupla ele alıyor oluşu, yönetmen Marcelo Caetano’nun ilk uzun mertajlı kurmacası olan Corpo Elétrico’yu özel bir konuma yerleştiriyor. Cannes Film Festivali’nin Özel Bir Bakış bölümünde yer almış Rafiki ise, Kenya’da geçen ve öyküsü iki kadın arasında filizlenen aşk üzerinden anlatılan modern bir Romeo ve Juliet varyasyonunu andırıyor. Yaklaşmakta olan seçimin alevlendirdiği siyasi bir rekabetin tarafı olan ailelere mensup olan iki kadının aşkını konu alan Rafiki, Kenya toplumun sınıfsal yapısına da ayna tutmayı başarıyor.

Malila: Veda Çiçeği – Malila: The Farewell Flower’ı, en klişe tabirle şiirsel bir görsel şölen olarak tanımlayabiliriz. Yöresel bir bitki süsleme sanatı olarak açıklanabilecek bai sri ile uğraşan Shane ve budist olmaya karar veren Pitch’in yıllar sonra bir araya gelişleriyle yaşadıklarını anlatıyor film. Şiirsel ve minimal dilinin yanında, bu iki karakterin arasındaki güçlü duygusal bağı, doğanın tam kalbi olarak ifade edebileceğimiz bir coğrafyada ele alarak, insan ve içinde yaşadığı doğa arasındaki iletişime dair, okumalara açık bir yapıya sahip Malila: The Farewell Flower. Ama Taylandlı yönetmen Anucha Boonyawatana, insan dediğimiz canlının sadece şimdiki zamandan ya da içinde yaşadığı fiziksel çevreden ibaret olmadığının farkında; anlatısını da bu noktadan ele alarak bireyin tüm yaşanmışlıkları ve hâlihazırda yaşıyor olduklarına dair dokunaklı bir film ortaya koyuyor.

8. Pembe Hayat KuirFest Gökkuşağının Altında bölümündeki, Terror Nullius’un ardından en başarılı film olduğunu söyleyebileceğim Minyatür – Retablo da tıpkı Malila: The Farewell Flower gibi, kökenini yerel bir sanat dalından alıyor. Anlatının merkezindeki baba-oğul, filme adını veren retablo sanatıyla uğraşıyorlar. Bu konuda son derece yetkin bir sanatçı olan baba, oğlunu da kendisi gibi yetiştirmek istiyor. Filmin dramatik yapısı, Peru toplumunun Katolik geleneklere bağlı, “erkek” olmayı, erk sahibi olmayı öne çıkaran yapısı üzerine kurulu. Zira baba karakterinin, cinsel yöneliminin toplumun heteronormatif yapısına hizmet etmediği bilinir hâle geldikçe anlatıda duygusal kırılımlar yaşanıyor. Lakin yönetmen Álvaro Delgado-Aparicio, bu durumları dramatik anlamda sömürmek yerine, olabildiğince kadraj dışında bırakarak, asıl derdinin heteronormatif toplum yapısının bireylerin hayatlarında nasıl yıkıcı etkiler yarattığını göstermek olduğunu açık ediyor birçok noktada. Başta kurgusu olmak üzere, teknik anlamda da son derece çarpıcı bir film olan Retablo, Álvaro Delgado-Aparicio’nun ilk filmi olması itibarıyla da Latin Amerika çıkışlı heyecan verici bir yönetmenin yükselişine dikkat çekiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi