Türkiye sinemasının nev-i şahsına münhasır yönetmenlerinden biri olan Atıf Yılmaz’ın 1994 yapımı kuir klasiği Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, 8. Pembe Hayat KuirFest kapsamında yeniden seyirciyle buluştu. Festivalin Türkiye’den kuir yapımlara yer verdiği Ğ bölümünde, filmin 25. yılı şerefine gösterimi yapılırken biz de bu pek değerli klasiği yakın markaja alalım dedik. Gece, Melek ve Bizim Çocuklar hem sinematik anlamda taşıdığı değer hem de filmin oyuncu kadrosunun başına gelenlerle epey dikkat çeken yapımlardan biri olarak Türkiye sinemasının alt-kültürle buluştuğu sayılı filmlerden biri. Zira Atıf Yılmaz’ın, Orhan Oğuz’un 1992 yapımı kült filmi Dönersen Islık Çal’dan yaklaşık bir yıl sonra çekmiş olduğu Gece, Melek ve Bizim Çocuklar da, tıpkı Oğuz’un filminde olduğu gibi, 90’lı yıllar Türkiyesi’nin mikro düzeyde bir tasvirini sunarak Beyoğlu’nun arka sokaklarını resmetme becerisi ve hikâyesinde barındırdığı trans karakterleri ile dönemin en cesur işlerinden biri olduğunu kanıtlıyordu.

Atıf Yılmaz’ın Kuir Klasiği: Gece, Melek ve Bizim Çocuklar

Filmde, seks işçisi Serap (Derya Arbaş), doğduğu yerden kaçıp İstanbul’a gelen ve kadınlık yolculuğuna adımını atan Fulya (Deniz Atamtürk), hapisten yeni çıkmış Melek (Deniz Türkali) ve Serap’ın aşığı Hakan (Uzay Heparı)’ın yollarının bir gece yarısı Beyoğlu’nda kesişmesi üzerine gelişen olaylar konu alınır. Yönetmenlik kariyerine 1950’lilerde başlayan Yeşilçam’ın usta ismi Atıf Yılmaz’ın yönettiği, senaryosunda ünlü yazar ve şair Yıldırım Türker’in imzası bulunan, oyuncu kadrosunda ise Derya Arbaş, Deniz Türkali, Uzay Heparı, Deniz Atamtürk, Mehmet Teoman, Candan Erçetin, Bennu Yıldırımlar ve Kaan Girgin gibi isimlerin yer aldığı bu çok özel yapım, Türkiye’deki kuir kültürün ve 90’ların lubunya yaşantısının Türkiye sinemasındaki en gerçekçi yansımalarından biri olarak zamanla kültleşen bir klasiğe dönüşür. Filmin gösterime girmesinden iki yıl kadar sonra, tarihler 1996 yılını gösterdiğinde yaşanan ve Pınar Selek’in Maskeler, Süvariler ve Gacılar isimli çalışmasına konu olan Beyoğlu Ülker Sokak faciası da Gece, Melek ve Bizim Çocuklar’da tasvir edilen alt-kültürlere yönelik dışlama ve yok etme politikasının ne denli gerçekçi olduğunun bir kanıtı. Nitekim film, özellikle travesti ve transseksüellere yönelik ataerkil nefretin tavan yaptığı 90’lı yılları ve Beyoğlu’nun o döneme tekabül eden sosyo-kültürel ortamını görmemiz açısından sosyolojik bir çalışma olarak da incelenebilecek mahiyette.

90’ların karanlığa mahkum edilmiş Türkiyesi’nde imkânsız aşkları, savrulan hayatları, bıçkın delikanlıları, gözüpek gacıları merkezine alarak gecenin siyahına dalış yapan Gece, Melek ve Bizim Çocuklar’da iktidar ve iktidar tarafından marjinal ilan edilen gruplar arasındaki kaçma-kovalamaca, karakterlerin hayatının her bir noktasına sirayet etmiştir. Hayatını seks işçiliği yaparak kazanan Serap, gelenekçi özellikler taşıyan üstelik homofobik ve cinsiyetçi tavırları da benimseyen Hakan’a aşıktır ve Serap karakteri aşkı ve mesleği arasındaki bu çatışma etrafında kurulur. Hakan ise içselleştirdiği eril zihniyetin eylemsel formu olan şiddet ile homofobik ve cinsiyetçi tutumlar sergilerken kendi biseksüelliğiyle çatışma içinde inşa edilir. Fulya’nın içindeki kadını açığa çıkarma isteği otorite ve polis şiddeti ile baskılanmaya ve zapt edilmeye çalışılsa da, o, verdiği mücadeleden bir an olsun dönmez. Melek Abla ise saplantılı biçimde kendi yok oluşuna vurgundur. Film boyunca devletin sopasını, oldukça açık biçimde, her daim karakterlerin üzerinde görürüz; onlar da bu adaletsiz çarkın dişlilerine kapılmamak adına sürekli bir mücadele, bir tür kaçma eylemi içerisinde oradan oraya savrulup dururlar. Dönemin karanlık suları üzerilerine çökerken Serap’ın, Melek’in ve Fulya’nın bu kokuşmuşluğun altında kalmamak için verdikleri uğraş ise son derece değerli ve onurludur!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi