Her daim politikanın ve sosyal meselelerin milyonların önünde konuşulduğu mecralarından bir tanesi olan ödül törenleri, Trump Amerikası ile birlikte bu konuda zirve yapmış durumda. Her ne kadar törenin veya ödüllerin kendisinden ziyade sonrasında düzenlenen partileriyle nam salmış olsa bile Altın Küre de bir şekilde bu geleneğin parçası. Meryl Streep’in 2017’deki konuşması, bu durumun en iyi örneklerinden bir tanesi. Hâl böyleyken, ABD ile İran arasındaki sürtüşmenin devam ettiği, Trump’ın başkanlıktan alınması yolunda bazı adımların atıldığı bir  atmosferde 77. Altın Küre Ödülleri‘nin de bol politika sosuyla geçmesi beklenebilirdi. Ancak durum böyle olmadı. Gecenin sunuculuğunu üstlenen Ricky Gervais’in monoloğunun mu bir etkisidir bilinmez, yalnızca Patricia Arquette ödül konuşmasında siyasete epeyce yer verdi. Bununla birlikte birkaç ay önce gerçekleşen bir konferanstaki Facebook konuşmasıyla sosyal medyada gündemine giren Sacha Baron Cohen’in benzer söylemi ya da kadının özgür seçim hakkı konusunda oldukça güzel bir konuşma yapan Michelle Williams’ın sözleri, bir yerde politikti elbette. Bunun dışında Avustralya’da binlerce ve hatta milyonlarca canlıyı etkileyen yangına dair çokça iyi dilekte bulunulsa bile bunların ödül salonunun dışına pek de çıkmayacağı aşikar.

Politikayı bir kenara bırakırsak, bu sene son kez sunucu olarak karşımıza çıkacağını söyleyen Ricky Gervais, Martin Scorsese’nin Marvel hakkındaki sözlerinden The Irishman’in uzunluğuna, Hollywood’un orijinal fikir üretmekteki sıkıntısından Harvey Weinstein ve Jeffrey Epstein’e dek 2019’da sinema adına konuşulan pek çok konuya nüktedan ve bazen de epeyce ofansif bir dille değindi. Şakaların komiklik seviyesi tartışmaya açık olsa bile doğru noktalara parmak basıldığı muhakkak. Yanı sıra, adayların açıklanmasının ardından yönetmenlik ve senaryo kategorisinde kadınların eksikliği Gervais’in temas ettiği bir diğer nokta oldu. Kırmızı halı sırasında Noah Baumbach’ın da değindiği bu önemli sorun, tören sırasında Natalie Portman’ınkine benzer bir çıkışa sahne olmasa bile ödüllere gölge düşüren bir etmen olmaktan çıkmadı. Öte yandan komedi-müzikal dalında En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanan Awkwafina’nın bunu başaran ilk Asya kökenli kadın olması ve Joker’le En İyi Orijinal Müzik kategorisinde ödüle layık görülen Hildur Guðnadóttir’ın, tek başına ödül kazanan ilk kadın besteci olarak tarihe geçmesi, yeterli olmasa bile kıymetli gelişmeler olarak göze çarptı.

77. Altın Küre Ödülleri: Netflix’in Solgun Baharı

Ricky Gervais’in monoloğunda değindiği bir diğer nokta Netflix’in hem sinema hem de dizi dünyasındaki dominasyonuydu. Alameti farikası olan dizilerin ardından film sektörüne de git gide ağırlık koymaya başlayan şirket, geçtiğimiz sene Alfonso Cuarón’nun Roma’sıyla ilk kez kritik dallarda Oscarlar kazanmış fakat En İyi Film’de şansına küsmüştü. 2020’ye, bir önceki seneye oranla çok daha güçlü giren Netflix, Marriage Story’nin Gotham Ödülleri’ndeki başarısının da etkisiyle bağımsız sinemanın kalbini çeldiğini göstermiş, dahası Altın Küre’de de toplamda 17 adaylıkla diğer tüm yapım ve dağıtım şirketlerinin önünde yer almıştı. Gelgelelim Gervais’in sözleri ve beklentilerin aksine Netflix, geceyi büyük bir hüsranla noktaladı. İşi sayılara dökersek; The Irishman, Marriage Story, The Two Popes ve Dolemite Is My Name’den oluşan dört film ve 17 adaylık, Laura Dern’ün En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalındaki galibiyetiyle yalnızca bir ödüle dönüşebildi. Lakin Netflix’in büyük çaresizliği yalnızca sinema sektörüyle de sınırlı kalmadı. The Kominsky Method, The Crown, Unbelievable ve The Politician gibi iddialı dizileriyle 17 dalda adaylık elde edip bu alanda en büyük rakibi HBO’yu geride bırakan şirket, tek bir ödül kazanabildi. HBO ise 2019’un en çok konuşulan işlerinden Chernobyl’in de etkisiyle toplamda dört ödül kazandı. Böylelikle Netflix, esas büyük darbeyi belki de en güvendiği yerden yemiş oldu.

Son olarak ödüllerin genel bir panoramasına baktığımızda, Hollywood Yabancı Basın Birliği’nin imzası hâline gelmiş bazı sürprizleri görmek mümkün. Animasyon film kategorisinin gediklilerinden olan Pixar’ın yapımcılığındaki Toy Story 4’un büyük favori olarak gösterildiği ödülün, adaylığına bile şüpheli gözle bakılan Missing Link’e gitmesi, gecenin en büyük sürpriziydi hiç kuşkusuz. Ödülü kabul eden yönetmen Chris Butler ve yapımcı Arianne Sutner’ın sahnedeki şaşkınlığı ve söyleyecek söz bulamama hâli ise görmeye değerdi. Gecenin bir diğer sürprizi ise Sam Mendes’in 1917 ile En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanmasıydı. Mendes’in kendisini bile şoka uğratan ödülün Martin Scorsese ile Bong Joon-ho’dan birine gitmesi bekleniyordu. HFPA’nın oldukça sevdiğini söyleyebileceğimiz 1917, geçtiğimiz ayki ilk gösteriminin ardından eleştirmenler tarafından yerlere göklere sığdırılamamıştı. ABD’de henüz vizyona giren film, böylelikle Oscar öncesinde arkasındaki rüzgarı iyiden iyiye şiddetlendirmiş oldu. 1917’in Altın Küre galibiyetinin Oscar’a büyük bir etkide bulunmasını beklemek pek mantıklı olmasa bile kararsız birkaç Akademi üyesinin, yarın sona erecek Oscar oylamasından önce bu zaferden biraz da olsa etkilenebileceği öngörüsünde pekâlâ bulunabiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information