Önemli bir kısmı Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nin de üyesi olan Britanya Film ve Televizyon Sanatları Akademisi’nin 6700 üyesinin oylarıyla belirlenen 73. BAFTA Ödülleri, pazar gecesi sahiplerini bulurken böylelikle Oscarlar’ın öncesindeki son büyük ödül töreni de gerçekleşmiş oldu. Garip bir şekilde iki hafta önceye alınan Oscarlar nedeniyle belki de tüm zamanların en sıkışık takvimini deneyimlediğimiz ödül sezonu, sektördeki isimlerin bir sonraki gece İngiltere’de gerçekleşecek BAFTA’ya yetişmesi amacıyla, Yazarlar Birliği Ödülleri’nin törenden önce açıklanması gibi garipliklere sebebiyet verse de artık bir hafta sonraki finişine göz kırpar durumda.

Çoğu kategorinin aynı olmasının da etkisiyle, Oscarlar’la arasında önemli benzerlikler bulunan BAFTA, son yıllarda özellikle En İyi Film Oscarı için iyi bir turnusol kağıdı görevi görmüyor. Önceki senelerde paralellikler gösterse bile son beş yılda En İyi Film Oscarı’nı kazanmış yalnızca bir filme büyük ödül veren BAFTA, buna karşın Akademi üyelerinin son oy kullanma tarihi olan 4 Şubat’tan önceki son büyük mecra olması itibarıyla hâlen oldukça önemliydi.

Bununla birlikte tüm ödül sezonu boyunca bol bol konuşulan konuların dün geceki törende de karşımıza çıkmış olması, 9 Şubat’ı 10 Şubat’a bağlayacak gecede göreceklerimizin bir fragmanı olabilir. Elbette ki tüm sezon boyunca kadın yönetmen ve senaristlerle birlikte people of color olarak nitelenen kesimin çoğu zaman büyük oranda görmezden gelinmesinden bahsediyorum. Altın Küre, Yönetmenler Birliği ve Akademi Ödülleri’ndeki “En İyi Erkek Yönetmen” kategorisini tekrarlamasının yanında oyunculuk dallarında aday olan 20 ismi de beyaz oyunculardan belirleyen Britanya Film ve Televizyon Sanatları Akademisi, bu nedenle sosyal medyada büyüyen #BAFTASoWhite etiketinin de etkisiyle büyük tepki toplamıştı. Bunun doğal bir sonucu olarak gecenin sunucusu Graham Norton’ın sarkastik bir şekilde eleştirdiği durum, kurumun başkanı Prens William tarafından da yinelenirken Rebel Wilson’ın yönetmen kategorisindeki ödülden önce yaptığı bol espri soslu konuşması da aynı minvaldeydi. Gelgelelim sahneye çıktığı törenlerde, gecedeki vejeteryan yemek sunumuna değinen ya da aday olan diğer aktörlere saygı duruşunda bulunan Joaquin Phoenix’in konuşması, tüm bunlar içerisinde en çok ses getireni oldu. Eleştirilerin merkezinde olmasına karşın büyük törenlerde konuya dair herhangi bir söylemde bulunmakta çekinen beyaz erkeklerin -en azından dün geceye kadar- bir üyesi olan Phoenix, kendisini de problemin bir bileşeni olarak gösterirken çeşitli ırktan sinemacıların açık şekilde görmezden gelindiğini vurguladı. Oyuncunun konuşması, sinemaseverler kadar bu seneki ödül mevsiminde bahsini ettiğimiz “görmezden gelinmeyi” birinci elden deneyimleyenler arasında yer alan Lulu Wang ve Alma Har’el’den de destek gördü. Uzun süredir konuşulagelen sorunun Oscarlar’da ne denli tartışılacağını ya da yakın gelecekte çözülüp çözülmeyeceğini ise zaman gösterecek.

73. BAFTA Ödülleri: Son Birkaç Haftanın Tekerrürü

Tüm bunları bir kenara bıraktığımızda BAFTA’nın, Oscar adaylarının açıklanmasından bu yana geçen son birkaç haftada dağıtılan ödülleri neredeyse tamamen tekrar ettiğini söylemek mümkün. Tahmin edilebilirliğin zirvesi olarak niteleyebileceğimiz oyunculuk dallarında beklendiği gibi Renée Zellweger, Joaquin Phoenix, Laura Dern ve Brad Pitt, ödüle kavuşurken böylelikle bu branşlarda öne çıkan dört büyük törende de, Eleştirmenlerin Seçimi, Altın Küre, Oyuncular Birliği ve BAFTA ödülleri, aynı isimler sahneye çıkmış oldu. Bu durumun daha önce yalnızca 2017’de gözlenmiş olması ilginç bir tesadüf gibi görünse de aynı tekdüzeleşmesinin de bir göstergesi. Öte yandan sadece bir gece önce Yazarlar Birliği tarafından ödüllendirilen Parasite ve Jojo Rabbit, BAFTA’da da sırasıyla En İyi Orijinal ve En İyi Uyarlama kategorilerindeki senaryo ödüllerini kucakladı. Bu iki ödülü kazanmış tüm uyarlama metinlerin Oscar töreninde de galip geldiğini göz önüne alarak Taika Waititi’nin bir hafta sonraki törende de sahnedeki yerini alacağını varsayabiliriz.

Yanı sıra En İyi Yönetmen ile En İyi Film’in de 1917 ve dolayısıyla Sam Mendes’e gitmesiyle birlikte ana dallardaki tüm ödüller tamamen beklenen isimlere gitmiş oldu. Yine büyük favori olduğu sinematografinin yanında En İyi Görsel Efekt, En İyi Ses ve En İyi Prodüksiyon Tasarımı gibi ödülleri de kazanan film, böylelikle dokuz adaylığının yedisini heykelciğe dönüştürmüş oldu. Büyük bir sürpriz olmazsa, bir sonraki pazartesi günü de benzer bir manzarayla karşılaşacakmışız gibi görünüyor. En İyi Film Oscarı için 1917 kadar iddialı olabileceği konuşulan iki filmden Parasite, senaryo ödülünün yanına yalnızca İngilizce Olmayan En İyi Film’i ekleyebilirken Once Upon A Time… In Hollywood ise tek bir ödüle layık görüldü. Tıpkı Hollywood gibi 10 dalda yarışan The Irishman ise Altın Küre’nin ardından BAFTA’dan da eli boş döndü. Martin Scorsese imzalı filmin, pazarı pazartesine bağlayan gecede de aynı sonuçla karşılaşması durumunda 10’dan fazla Oscar adaylığının hiçbirini ödüle dönüştüremeyen tarihteki dördüncü yapım olacak. Bu üç filminden birinin, yönetmenliğini yine Scorsese’nin yaptığı Gangs of New York olması ise kötü bir tesadüf olsa gerek.

Öte yandan törenin tek büyük sürprizine Klaus imza attı. Animasyon kategorisinin favorisi gibi görünen Toy Story 4’u ardında bırakarak geçtiğimiz hafta sahiplerini bulan Annie Ödülleri’ndeki başarısını yineleyen film, böylelikle Netflix’in yüzünü az da olsa güldürdü. Gelgelelim iddialı girdiği ödül sezonunda ardı ardına darbeler alan şirketin BAFTA’dan toplamda iki ödülle ayrıldığını belirtmekte fayda var. Hem The Irishman hem de Marriage Story’nin beklediği başarıyı yakalayamamasının etkisiyle Netflix, Oscarlar’da da yalnızca birkaç ödülle yetinip arzu ettiği En İyi Film Oscarı’na bu sene de ulaşamayacakmış gibi görünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information