Sundance ve Berlin film festivallerini geride bırakmamızın ardından gözlerimizi yavaş yavaş Fransa’ya çevirmiş durumdayız. Netflix’le olan anlaşmazlıktan ötürü The Irishman, The Laundromat ve The King gibi filmleri programında göremeyeceğimiz Cannes Film Festivali, buna rağmen büyük bir merakla bekleniyor.

Bu yılki jüri başkanlığını Alejandro González Iñárritu’nun yapacağı festivalin seçkisi, her zaman olduğu gibi, nisan ayında duyurulacak fakat şimdiden birtakım söylentiler ayyuka çıkmış durumda. Biz de hem bu söylentilere kulak verip hem de kendi iç sesimizi dinleyerek bu sene Croisette’te yer alabilecek bazı filmleri derledik. Ad Astra, Matthias & Maxime, Molly, Mektoub My Love: Intermezzo ve Wasp Nation gibi festival için adı geçen filmlerden bazılarının yönetmenin tercihi, bazılarınınsa yetişmeyen kurgusu nedeniyle Croisette’te yer alamayacağını öngördük fakat son karar elbette ki pek de bize ait değil. Bunun dışında listeyi hazırlarken yönetmenlerin geçmişlerini göz önünde bulundurduğumuzu belirtelim. Gelgelelim özellikle ana yarışma programında, geçtiğimiz sene olduğu gibi bazı sürpriz filmler görmeyi de beklemiyor değiliz. Fakat The Favourite, Roma, First Man ve A Star Is Born gibi filmleri Venedik’e kaptırmasıyla biraz prestijinden, biraz da popülerliğinden yiyen Cannes Film Festivali’nin bu seneki programını güçlendirmek için elinden geldiğince tanınmış yönetmenlere gitmesi ihtimali de yok değil.

Sözü fazla uzatmayalım ve sizleri listeyle baş başa bırakalım.

72. Cannes Film Festivali’nde Yer Alabilecek 33 Film

7500

2015 yapımı kısa filmi Alles wird gut ile Oscar adaylığı elde eden Patrick Vollrath’in ilk uzun metrajı 7500, bir uçağın kaçırılma hikâyesini pilotunun gözünden anlatıyor. Başrolde Joseph Gordon-Levitt’in yer aldığı filmin, özellikle oyuncunun performansıyla öne çıktığı ve festivalde boy gösterebileceği konuşuluyor.

About Endlessness

Son olarak 2000 yapımı Songs From The Second Floor ile Cannes Film Festivali’nin ana seçkisinde yer alan Roy Andersson, 2007 yapımı The Living’le de festivalde yer almıştı. Love üçlemesinin son filmi A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence ile Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan kazanan yönetmen, yeni filmiyle Fransa topraklarına geri dönüş yapacakmış gibi görünüyor.

A Girl Missing

2016 yapımı Harmonium’la Belirli Bir Bakış bölümünün Jüri Ödülü’ne layık görülen Kôji Fukada, A Girl Missing’te o filmde de yer almış olan Mariko Tsutsui ile yeniden bir araya geliyor. Bakıcılık yaptığı küçük bir kızın kaçırılmasının ardından hayatı değişen bir kadının hikâyesini anlatan film, yönetmeni yeniden Belirli Bir Bakış bölümüne taşıyabilirmiş gibi görünüyor.

Against All Enemies

İlk uzun metrajı Una ile önemli festivallere konuk olan Benedikt Andrews’un yeni filmi
Against All Enemies, aktivist kimliğiyle tanınan ikonik oyuncu Jean Seberg’in, genç bir FBI ajanı tarafından göz hapsine alınmasını anlatıyor. Cannes’ın sevilen yüzlerinden Kristen Stewart’ın başrolde yer aldığı filmin, festival yönetimi tarafından istendiği ancak yapımcı şirketin prömiyeri Venedik Film Festivali’ne bırakabileceği söyleniyor.

Ahmed

Cannes Film Festivali’nin gediklilerinden Dardenne Kardeşler, bu yıl Belçikalı bir gencin Müslüman olması nedeniyle öğretmeninin cinayetiyle suçlanmasını ele alan yeni filmleriyle de yüksek ihtimalle Croisette’ki yerini alacak.

An Easy Girl

Başrolde Natalie Portman’ın da yer aldığı bir önceki filmi Planetarium ile konuşulan Rebecca Zlotowski’nin yeni filmi An Easy Girl, iki genç kadının Akdeniz’e uzanan yaz tatilini anlatıyor. Filmin, Altın Palmiye için yarışması sürpriz olacaktır fakat paralel seçkilerde yer alması oldukça olası görünüyor.

Chicuarotes

Oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Gael García Bernal’in ikinci uzun metraj filmi Chicuarotes, Mexico City’de yaşayan iki gencin hayat kalitelerini yükseltmek için çaba gösterdikleri sırada mafyaya bulaşmalarının hikâyesini anlatıyor. 2007 yapımı ilk uzun metrajıyla Cannes ve Toronto gibi önemli festivallere konuk olan Bernal’in yeni filmi Chicuarotes da halefi kadar başarılı olacakmış gibi görünüyor.

Ema

Özellikle 2012 yapımı No’dan bu yana yakından takip ettiğimiz, o zamandan bu yana çektiği El Club, Neruda ve Hollywood’a adım attığı Jackie gibi filmlerle bizleri adeta ihya eden Pablo Larraín, bu sene Ema ile geri dönüyor. Daha önce No ve Neruda’yla Cannes’da yer almış olan yönetmenin, Gael García Bernal ve Mariana Di Girolamo’nun başrolde yer aldığı filmi de dünya prömiyerini Fransa’da yapabilir.

First Cow

Çok konuşulan son filmi Certain Women’ın yanı sıra Wendy and Lucy ve Old Joy gibi işleriyle de tanınan Kelly Reichardt, 3 yıllık aranın ardından geri dönüyor. 1820’lerin Oregon’unda geçen bir dönem filmi olan First Cow’un, kurgusunun zamanında bitmesi hâlinde Cannes’da yer almasına kesin gözüyle bakılıyor.

Frankie

Isabelle Huppert, Marisa Tomei, Greg Kinnear ve Brendan Gleeson’dan oluşan oyuncu kadrosuyla dikkat çeken Frankie, Portekiz’deki bir tatil için bir araya gelen bir aileyi merkezine alıyor. Sundance Film Festivali’nin gediklilerinden olan Ira Sachs’ın yönettiği filmin yapımcıları arasında Croisette’i yakından tanıyan Saïd Ben Saïd’in de olması, prömiyerin Cannes’da gerçekleşme ihtimalini artırıyor.

Guest Of Honour

90’larda çektiği Exotica ve The Sweet Hereafter’ın ardından bir duraklama dönemine giren Atom Egoyan, buna rağmen son filmleriyle Cannes ve Toronto gibi önemli festivallerde boy göstermişti. Yönetmenin, başrollerde David Thewlis ve Luke Wilson’ın yer aldığı yeni filmiyle Cannes’a başvuruda bulunduğu biliniyor, dolayısıyla Croisette’e dönme ihtimali şu an için mevcut.

It Must Be Heaven

2009 yapımı bir önceki filmi The Time that Remains’le Altın Palmiye için yarışan Filistinli yönetmen Elia Suleiman, 10 yıllık aranın ardından It Must Be Heaven’la geri dönüyor. Film, Suleiman’ın dünya üzerindeki farklı şehirleri gezerek kendi memleketi Filistin’le paralellik kurmaya çalışmasının hikâyesini anlatıyor.

Les Plus Belles Années d’Une Vie

Fransız yönetmen Claude Lelouch ile usta oyuncular Anouk Aimée ve Jean-Louis Trintignant, 50 yılı aşkın sürenin ardından yeniden bir araya geliyor. Prömiyerini 1966 Mayıs’ında Cannes’da yapan A Man and a Woman’da birlikte çalışmış olan üçlünün bir kez daha aynı projede çalıştığı Les Plus Belles Années d’Une Vie’nin, herhangi bir yarışmada yer almasa bile ait olduğu topraklara geri dönmesi oldukça şık bir hareket olacaktır.

Memoria

2010 yapımı Uncle Boonmee ile Cannes’da Altın Palmiye kazanmış olan Apichatpong Weerasethakul’un Tayland dışında çektiği ilk film olma özelliği gösteren Memoria, yönetmeninin deyişiyle Kolombiya’nın sömürge tarihi ve kolektif hafızanın korkuyu nasıl tetiklediği üzerine bir film. Başrolde Tilda Swinton’ın yer aldığı Memoria, eğer ki kurgusu yetişirse, prömiyerini Cannes’da yapacaktır.

Midsommar

İlk uzun metrajı Hereditary ile geçtiğimiz yıl çok konuşulan Ari Aster’in yeni filmi Midsommar, yaz tatili için İsveç kırsalındaki bir köye giden genç bir çiftin, kendilerini beklenmedik olayların içinde bulmasını konu alıyor. Başrollerde son dönemin yükselen isimlerinden Florence Pugh ile Jack Reynor’un yer aldığı film, ağustos ayındaki vizyonu öncesinde böylesine önemli bir festivalde boy gösterebilir.

Oh Mercy

Croisette’in gediklilerinden bir diğeri olan Fransız yönetmen Arnaud Desplechin, yeni filmi Oh Mercy’de festivalin bir diğer sevilen yüzü Léa Seydoux’la bir araya geliyor. Fransa’nın kuzeyinde yaşayan bir polis şefinin, yaşlı bir kadının canice öldürüldüğü bir olayı aydınlatmaya çalışmasını anlatan filmin ana yarışmada yer alması, oldukça güçlü bir ihtimal olarak görünüyor.

Once Upon A Time In Hollywood

Geçtiğimiz hafta içerisinde gelen haberler Once Upon A Time In Hollywood’u şimdiden Cannes’a dahil etmiş durumda fakat henüz resmi bir açıklama gelmiş değil. Ancak filmin kurgusunun henüz tamamlanmadığını belirtelim. Gelgelelim, söylentilerde de olduğu gibi, Pulp Fiction’ın Altın Palmiye kazanmasından tam 25 yıl sonra yapılacak bir dünya prömiyeri, elbette ki oldukça şık olacaktır.

Pain & Glory

2017 yılındaki festivalin jüri başkanı Pedro Almodóvar’ın yeni filmi Pain & Glory’nin de çok yüksek ihtimalle seçkide yer alacağını pekâlâ söyleyebiliriz. Başrollerini Antonio Banderas ve Penélope Cruz’un üstlendiği film, yönetmen Salvador Mallo’nun 60’lı yıllardaki çocukluğunu, ailesiyle Valencia’da bir köye göç etmesini, ilk aşkını, ilk ayrılığını, unutulmazı unutabilmek için yazmasını, sinema ile tanışmasını ve onun film yapmaya devam etmesini sağlayan boşluğu, içindeki bir türlü kapanmayan boşluğu anlatıyor.

Parasite

Son olarak Okja ile Altın Palmiye yarışına giren Bong Joon-ho’nun, kendi topraklarına geri döndüğü Parasite, her biri eşsiz karakterlere sahip 4 kişilik bir ailenin yaşadıklarını mercek altına alıyor. Yönetmenin Memories of Murder, The Host ve Snowpiercer filmlerinde birlikte çalıştığı Song Kang-ho, filmin başrolünde yer alıyor.

Portrait Of A Lady On Fire

Prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan 2007 yapımı ilk uzun metrajı Water Lilies’te birlikte çalıştığı Adèle Haenel’le yeniden bir araya gelen Céline Sciamma, yeni filminde 18. yüzyılın Fransa’sında yaşayan iki kadının arasında gelişen aşkı odağına alıyor. Haenel’e Noémie Merlant’ın eşlik ettiği film, paralel seçkiler için ideal bir tercih olarak görünüyor.

Proxima

Oyuncu kadrosunda Eva Green ve Matt Dillon’la birlikte Sandra Hüller’in de yer aldığı Proxima, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda çalışan bir astronotun bir yıllık görevine hazırlanması sırasında yaşananları anlatıyor. Uzay temalı pek çok yapım izleyebileceğimiz şu yılda Proxima, prömiyerini Cannes’da yapabilir mi bilemiyoruz fakat filmin, aynı zamanda Deniz Gamze Ergüven imzalı Mustang’in senaristlerinden olan, yönetmeni Alice Winocour’un ilk iki uzun metrajıyla bu sahnede boy gösterdiğini hatırlatalım.

Rocketman

Biyografik filmlerin git gide arttığı ve de ödüllendirildiği şu günlerde müzik dünyasının bir diğer yıldızı Elton John’ı konu edinen Rocketman’i bu sene çokça konuşabiliriz. Hedefini gelecek yılki Oscarlar olarak belirleyen filmin prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapması, elbette ki yapıma prestij katacaktır. Ancak başrolde Taron Egerton’ın yer aldığı film, herhangi bir seçkiden ziyade, geçtiğimiz yıl Solo: A Star Wars Story’de olduğu gibi, ancak özel bir gösterimle festivalde yer alacaktır.

Sorry We Missed You

Son filmi I, Daniel Black’le Altın Palmiye’yi kucaklayan Ken Loach’ın, yine kendine has tarzına sıkı sıkıya bağlı gibi görünen yeni filmi Sorry We Missed You, maddi sıkıntılarla boğuşan bir ailenin hayatını anlatıyor. Oyuncu kadrosunda Kris Hitchen, Debbie Honeywood, Rhys Stone ve Katie Proctor gibi isimlerin yer aldığı filmin prömiyerini Cannes’da yapmaması çok büyük bir sürpriz olacaktır.

The Dead Don’t Die

Jim Jarmusch’un korku ve komediyi harmanlayan zombi filminin oyuncu kadrosunda Tilda Swinton, Bill Murray, Adam Driver, Chloë Sevigny ve Steve Buscemi gibi isimler yer alıyor. Çok sayıda özel efektin ekleniyor olması nedeniyle kurgunun zamanında bitmeyeceği ihtimali konuşulan filmin, vizyon tarihini alması ve yakında fragmanın da yayınlanacak olması, post prodüksiyon sürecinin tamamlanmak üzere olduğunun göstergesi. Dolayısıyla The Dead Don’t Die’ın festivalde yer alması için herhangi bir engel görünmüyor.

The Farewell

İlk gösterimini Sundance’te yapmasının ardından mayıs ayında Fransa’ya taşınan filmlerin varlığına alışkınız. Bu yıl, benzer bir başarıya prömiyerinin ardından çok konuşulan The Farewell imza atabilir. Film, kuşkusuz ana yarışma kapsamında gösterilmeyecek fakat paralel seçkide kendine yer bulması ihtimali var.

The Lighthouse

Prömiyerini 2015’te Sundance Film Festivali’nde yapan The VVitch: A New-England Folktale ile korku janrası içinde modern bir başyapıta imza atan Robert Eggers, yeni filmi The Lighthouse’ta usta oyuncu Willem Dafoe ile Robert Pattinson’ı bir araya getiriyor. Eski bir deniz fenerindeki bir bekçinin hikâyesini anlatan filmin, 1920’lerin lensleri ve 1940’ta üretilmiş kameralarla, siyah beyaz olarak çekildiği söyleniyor.

The Personal History Of David Copperfield

2017 yapımı The Death of Stalin ile o yılın sürpriz filmlerinden bir tanesine imza atan Armando Iannucci, oyuncu kadrosunda Dev Patel, Tilda Swinton, Ben Whishaw ve Hugh Laurie gibi isimlerin yer aldığı yeni filmiyle oldukça iddialı geliyor. Charles Dickens’ın aynı adlı eserinden uyarlanan The Personal History Of David Copperfield, yılın dikkat çekici işlerinden bir tanesi olabilir.

The Traitor

Daha önce defalarca kez Croiesette’te yer almış olan İtalyan yönetmen Marco Bellocchio, yeni filmi The Traitor ile de aynı başarıyı bir kere daha yineleyebilirmiş gibi görünüyor. Film, Sicilya mafyasının sessizlik yeminini bozarak polise ifade veren ilk muhbir olan Tommaso Buscetta’nın hayatını anlatıyor.

The True History Of The Kelly Gang

Başrollerinde Michael Fassbender ve Marion Cotillard’ın yer aldığı Macbeth ile çok konuşulan Justin Kurzel, hayal kırıklığı yaşatan Assassin’s Creed’in ardından bu sene bağımsız sinemaya geri dönüyor. Charlie Hunnam, Nicholas Hoult, Russell Crowe’ın başrollerini paylaştığı film, 1870’lerin Avustralya’sında geçen bir hikâyeyi merkezine alıyor.

The Truth

Shoplifters’la 71. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye’yle geri dönen Hirokazu Kore-eda’nın, Japonya dışında çektiği ilk filmi olan The Truth’un oyuncu kadrosunda Juliette Binoche, Catherine Deneuve ve Ethan Hawke gibi isimler yer alıyor. Konusuyla da oldukça dikkat çekici olan filmin, kurgusunun yetişmesi hâlinde, festivalin açılışını yapacağı konuşuluyor.

To The Ends Of The Earth

Tokyo Sonata ve Pulse gibi övgü toplayan filmlere imza atan, Japon korku sinemasının en önemli isimlerinden Kiyoshi Kurosawa, yeni filminde seyahat programının bir bölümünü çekmek için geldiği Özbekistan’da gördüklerinden sonra dünya bakışı değişen Japonyalı bir TV sunucusunun hikâyesini anlatıyor.

The Wild Goose Lake

İkinci uzun metrajı Night Train’le Cannes’a konuk olduktan sonra 2014 yapımı Black Coal, Thin Ice’la Berlin’de Altın Ayı kazanan Çinli yönetmen Yi’nan Diao, yeni filminde tehlikeli bir çetenin liderini merkezine alıyor. Berlin’i es geçen The Wild Goose Lake’in prömiyerini Fransa’da gerçekleştirmesi, oldukça güçlü bir ihtimal.

While At War

Son filmleriyle hayal kırıklığı yaratmasının ardından, Oscar ödüllü 2004 yapımı The Sea Inside’ın ardından ilk kez kendi dilinde film çeken Alejandro Amenábar, bu yıl Cannes’a gidebilecek bir diğer isim. Film, İspanya İç Savaşı’nda önce Francisco Franco desteklese de daha sonra bu kararından vazgeçen filozof Miguel de Unamuno’yu merkezine alıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi