Systemsprenger

69. Berlin Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde yer alan Systemsprenger sistemin içerisinde sıkışıp kalmış; öz annesi dâhil hiç kimse ya da herhangi bir kurum tarafından istenmeyen Benni isimli 9 yaşında bir kız çocuğunun sisteme karşı tek başına direnmeye çalışmasını konu alıyor. Filme adını veren Systemsprenger (system crasher) bizim çok da aşina olduğumuz bir kavram değil; bir çocuğun ebeveyn, koruyucu aile ve kurumlar tarafından istenmemesi durumunda barınacak hiçbir yeri olmamasına deniyor. Benni’nin durumu da tam olarak bu. Hâlihazırda çevresindeki insanlarla iletişim kurmakta zorlanan ve çocukken geçirdiği travmatik bir olay sebebiyle yüzüne dokunulduğu an atak geçiren Benni, hiç kimse tarafından istenmedikçe yalnızlaşıyor, yalnızlaştıkça daha saldırgan oluyor. Nitekim Benni’nin öfkesi, duyduğu korkuya doğal bir tepki aslında. Karakterin yaşadığı öfke nöbetleri, kimi zaman çocukken yaşadığı travma sebebiyle kendisine zarar verileceği düşüncesiyle kimi zamansa yalnız kalma korkusuyla ortaya çıkıyor.

İlk uzun metraj kurmacasıyla Berlin’de Ana Yarışma’ya seçilen Nora Fingscheidt’in sistem eleştirisi yapmak gibi bir derdi yok. Nitekim, filmde de gördüğümüz kadarıyla Almanya’da sosyal hizmetler verimli bir şekilde çalışıyor ve Benni’ye yardım etmek amacıyla her yol deneniyor. Fingscheidt’in büyük sözler söylemek gibi bir gayesi de yok zira. Aksine Benni’nin küçük dünyasında neler olduğunu; yardım isteyen bir çocuğun çığlıklarını duymazdan gelindiğinde, daha da önemlisi çığlıkların nedeni üzerine düşünülmediğinde, bu durumun nelere yol açtığını anlatmaya çalışıyor. Helena Zengel (Benni)’in olağanüstü performansının da etkisiyle yer yer bunu başarıyor Fingscheidt, ancak filmin bitmesi gereken birçok yerde bitmemesi, en olmadık yerde final yapması etkisini azaltıyor.

65/100

Grâce à Dieu

Fransa’da Bernard Preynat isimli bir pederin 80’li yıllarda kampa götürdüğü çocuk izcileri taciz ettiği yaklaşık 25 yıl sonra ortaya çıkıyor, Preynat hapis cezasına çarptırılırken Fransa’nın en önemli skandallarından biri olan bu olayları bildiği hâlde örtbas etmeye çalışan Kardinal Philippe Barbarin’in ise üç yıl hapis cezasıyla yargılandığı dava şu an hâlâ devam ediyor. Ozon, Bernard Preynat’ın tacizine uğrayan kurbanların yıllar sonra yaşadıkları bu travmayla yüzleşmesini anlatıyor. Spotlight’ı andıran bir kilise eleştirisi getiren filmde François Ozon, kendisinin auetur olarak anılmasını sağlayan tüm karakteristik anlatım biçimlerini kenara bırakarak kariyerinin en farklı filmine imza atıyor. Ozon’un konuyla ilgili son derece sinirli ve kırgın olduğu filmin her saniyesinde hissediliyor, kendi sinemasının dışına çıkarak kurbanların kiliseden intikam almasına yardımcı olmak için bilinirliğini ve sinemasını kullanıyor.  Nitekim, mart ayında sonuçlanacak dava öncesi filmi aracılığıyla karar mercilerini de baskı altına almaya çalışıyor.

Spotlight’tan farklı olarak kurbanlara odaklanan Ozon, karakterlerin yaşadığı travmayı ve bu travmanın kurbanların hayatlarına olan etkilerini ajitasyona kaçmadan anlatıyor. Kurbanların hikâyelerini yazarken kolaya kaçmadığı, en ince detayına kadar düşündüğü ve karakterlerinin üzerine titrediği aşikâr Ozon’un. Yönetmen en temelinde karakterlerle empati kurmamızı istiyor, karakterlere acımamızı değil, onların yanında olmamızı, neler yaşadıklarını anlamamızı istiyor.

Son kertede, Ozon’un en iyi filmi değil Grâce à Dieu elbet. Ancak çok kıymetli ve kesinlikle usta işi.

65/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi