Bu yıl 15-25 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen ve geçtiğimiz günlerde ödüllerin sahiplerini bulduğu 68. Berlin Film Festivali’nde dikkatlerimizi çeken 11 filmi sizler için derledik. 

Bu yıl 15-25 Şubat tarihleri arasında 68.’si düzenlenen Berlin Film Festivali ödülleri geçtiğimiz günlerde düzenlenen törenle sahiplerini buldu. FilmLoverss Genel Yayın Yönetmeni Utku Ögetürk ve bendeniz festivali yerinde takip ederek filmler hakkındaki düşüncelerimizi festival süresince günlük şeklinde sizlerle paylaşma imkanı bulduk. Dünyanın hemen her yerinden ilk gösterimini yapan bu filmlerin çoğu sinema sanatı adına ışık saçarken kimi bizleri hayal kırıklığına uğrattı ve acısıyla tatlısıyla bir festival serüvenini daha kapatmış olduk. Özellikle Ana Yarışma ve Panaroma ile Forum seçkilerinde yer alan filmleri elimizden geldiğince görüp, festivalin nabzını tutmaya gayret ettik. Yine bu yıl geçtiğimiz yıllara nazaran daha güçlü ve birbirinden değerli filmlerin Altın Ayı için yarıştığı tadından yenmez bir yıl oldu. Özellikle Wes Anderson’un son filmi Isle of Dogs ile muhteşem bir açılış yapan festivalin bize göre öne çıkan yapımları arasında yer alan Christian Petzold’un Transit’ini, Alonso Ruizpalacios’un Museum’unu, Małgorzata Szumowska’nın Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan Mug’ını, Steven Soderbergh’in tamamını iPhone ile çektiği Unsane’ini ve Josephine Decker’ın delilik ile dahilik sınırları arasında gezinen filmi Madeline’s Madeline’ini baş tacı olarak kabul ettik.  68. Berlin Film Festivali’nde gösterilen birçok filmin 37. İstanbul Film Festivali seçkisinde yer alacağını şimdiden hatırlatalım ki bu birbirinden güzel filmleri ajandalarınıza not düşmeyi unutmayın!

68. Berlin Film Festivali’nde Dikkatlerimizi Çeken 11 Film

Isle of DogsIsle Of Dogs - FilmLoverss

68. Berlin Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen ve festivalin ana yarışmasında Altın Ayı için yarışan Isle of Dogs’ta Wes Anderson harikalar yaratıyor. Filmografisinde yer alan diğer filmler gibi Isle of Dogs’ta da göz alıcı simetrik çerçeveleri ve kadraj içi kadrajlarıyla dikkat çeken Wes Anderson; geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan ödül töreninde En İyi Yönetmen Ödülü’ne de layık görüldü. Wes Anderson, gerçek bir yönetmenlik dersi niteliği taşıyan ve komik olduğu kadar politik göndermeleriyle de öne çıkna Isle of Dogs filmiyle Gümüş Ayı’ya ulaşarak hak edilmiş bir başarıya imza atarken; film hem genel izleyici hem de eleştirmenler tarafından büyük beğeniyle karşılanıp, alkış yağmuruna tutuldu. Japonya’da köpeklerin evcil veya sokak hayvanı gibi bir ayrım yapılmadan hastalıklı -köpek gribi- oldukları bahanesiyle toplanıp, çöplerin döküldüğü bir adaya transfer edilerek ölüme mahkum edilmesi sonrası köpeklerin verdiği hayatta kalma savaşını ve Atari isimli bir çocuğun kendi köpeğini aramak için adaya gelmesiyle gelişen duygusal ve aksiyon dolu macerayı ekrana taşıyan Isle of Dogs’u, hazır 37. İstanbul Film Festivali de seçkisine dahil etmişken, kaçırmayın diyelim!

Transittransit-filmloverss

2012 yılında düzenlenen Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasında yarışan filmi Barbara ile En İyi Yönetmen Ödülü’nün sahibi olan ve 2014 yapımı Phoenix filmiyle de büyük beğeni toplayan Alman yönetmen Christian Petzold imzalı Transit; her dakikası hatta her bir saniyesiyle ilmek ilmek işlenmiş çok özel bir film. Anlatısı ve görsel anlatım biçimiyle son zamanların en dokunaklı ve özel filmlerinden birine imza atan Petzold’un auteur kumaşını tam anlamıyla yansıtan Transit, 68. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan filmler arasında da öne çıkan yapımlardan biriydi. Festivalin ana yarışma jürisi tarafından pek görülmemiş olmasına rağmen izleyici ve eleştirmenlerden büyük övgüler alan Transit, geçmişin mültecileri ile bugünün mültecilerini aynı düzlemde kesiştirip zaman kavramını ve tarih olgusunu tartışmaya açıyor. Geçmiş, şimdi ve geleceği birbiri içinde eriterek tüm karakterlerini ve onların hikayelerini sonsuza uzayan bir transit hat üzerinde birleştirmeyi başaran Petzold, modern zamanların mültecilik meselesi üzerine çok katmanlı bir incelemeye girişiyor. Anlatıcı-anlatı gibi kimi noktalarda 2003 yapımı Christoffer Boe imzalı Reconstruction’ı akıllara getiren Transit’in hayran olunacak denli büyük çıkarımlar yapan bir başyapıt olduğunu vurgulamadan geçmeyelim!

Museumgael-garcia-bernal-museum-filmloverss

Yönetmen koltuğunda 2014 yapımı filmi Güeros ile hatırlayabileceğimiz Meksikalı yönetmen Alonso Ruizpalacios’un oturduğu Museo; “Bu film orijinalinin replikasıdır” şeklinde açılıyor ve henüz daha en başta, az sonra izleyeceklerimizin gerçek ve yapıntı sınırları arasında dolaşan bir anlatı olacağının sinyali veriliyor. Gerçek, hakikat ve yapıntı gibi olgular üzerinden algı kapılarımızı aralamaya girişirken sinemanın neden mucizevi bir sanat olduğunu da ortaya koyuyor Ruizpalacios. Öncelikle şunu söylemekte fayda var: Museo yönetmenlik derslerinde sahne sahne ele alınması gereken bir yönetmenlik filmi. Alonso Ruizpalacios, bir arkeoloji müzesinde yapılan soygun anını ve sonrasında gelişen olayları, karakterlerinin psikolojisini, motivasyonunu, kısacası her şeyi öylesine ince bir titizlikle tasarlayıp yönetiyor ki film boyunca gözlerinizi kırpmak dahi istemiyorsunuz. Türler arasında gezinen çok katmanlı yapısı ve Maya, Aztek ve İnka gibi uygarlıklara ait kalıntıların ardındaki tarihin peşindeki iz sürücülüğüyle hem çok keyifli hem de tüm bildiklerimizi sorgulatan bir deneyime dönüşen ve festivalde En İyi Senaryo ödülünü de kazanan Museum; başrollerde yer alan Gael García Bernal ve Leonardo Ortizgris ikilisinin performanslarıyla dikkatleri çekiyor.

The Real Estatetoppen-av-ingenting

İsveç semalarından gelen The Real Estate, bu yılın en ilginç, sıradışı ve provakatif yapımlarından biri olarak dikkatleri çekerken 68. Berlin Film Festivali ana yarışma seçkisinde de ayrıksı bir ot misali parıldıyordu. Måns Månsson ve Axel Petersén ikilisinin yönetmen koltuğunda oturduğu ve başrol oyuncusu Léonore Ekstrand’ın kendisinden beklenmeyecek denli harikulade bir oyunculuk sergilediği The Real Estate için yüksek ihtimalle seyircisini ikiye bölecek bir anti-sinema örneği diyebiliriz. Büyük çoğunluğu yakın planlardan oluşan ve 68 yaşındaki karakterinin peşinden bir an olsun ayrılmayan kamerasıyla izleyiciyi rahatsız ve huzursuz hissettirmek için elinden geleni yapan Månsson ve Petersén ikilisi, bana kalırsa sinema tarihine damga vuracak denli güçlü ve “anormal” bir karakter yaratıyorlar. Film her ne kadar 68. Berlin Film Festivali’nin ana yarışma jürisi tarafından herhangi bir ödüle layık görülmese de; toplumsal kalıpları yıkmayı başaran bu çatlak kadının eylemlerini ağzınız açık bir biçimde izlerken kahkalarınızı tutamayacağınızdan emin olabilirsiniz. Månsson ve Petersén ikilisi sinematografik tercihleri ve estetik olmaktan son derece uzak kurdukları kadrajlarla; yarattıkları karakterle son derece uyumlu bir film dili oluşturarak son yılların en acayip filmlerinden birine imza atıyorlar.

Mugtwarz-filmloverss

2015 yılında Body filmiyle yönetmenlik kategosinde Gümüş Ayı kazanan Polonyalı yönetmen Małgorzata Szumowska’nın 68. Berlin Film Festivali’nin ana yarışma bölümünde gösterilen ve Büyük Jüri Ödülü’nün kazanan son filmi Mug; disfonksiyonel toplum ve estetik algılar üzerinden inanç ve toplum eleştirisine soyunan son derece etkileyici bir yapım olarak dikkat çekiyor. Polonya-Almanya sınırındaki küçük bir kasabada geçen hikaye dünyanın en büyük Jesus heykelinin inşaatında çalışan Jacek’in bir iş kazası sonrası yaşadığı dışlanma ve ötekileştirilme sürecini aktarırken aileden medyaya toplumun her bir kurumuna sızan ikiyüzlülükleri ekrana taşıyor. Güzel ve çirkin gibi ikili karşıtlıklar üzerinden kurulan estetik algılarımıza çok sağlam bir tokat savuran Szumowska; dışlama ve ötekileştirme kültürü ile birlikte batıl inanç kodlarını mizahtan güç alan bir anlatımla dışavuruyor. Szumowska, Polonya toplumu özelinde kapitalist tüketim toplumunun tamamına ve tırnak içinde sosyal devlet olgusuna da eleştirel bir perspektifle yaklaşıyor. 37. İstanbul Film Festivali seçkisinde yer alan ve hem sinematografik yaklaşımı hem de yönetmenlik tercihleriyle dikkat çeken Mug’ı mutlaka görün derim!

3 Days in Quiberon3days-in-quiberon-filmloverss

Molly’s Way ve Das Fremde in mir gibi filmleriyle tanıdığımız Alman yönetmen Emily Atef’in son filmi 3 Days in Quiberon, 50’den fazla filmde rol alan, sinema tarihinin en başarılı aktrislerinden Romy Schneider’in hayatının son döneminde gazeteci Michael Jürgs’e verdiği röportaj ekseninde geçen üç gününü konu alıyor. Schneider’ı Marie Bâumer’in canlandırdığı filmin siyah beyaz çekilmiş olması; hem dönemin atmosferini yansıtmak hem de Schnider’ın içinde bulunduğu sıkışmışlık hissini doğru yansıtması sebebiyle son derece doğru bir tercih olarak dikkat çekiyor diyebiliriz. Berlin’de Altın Ayı için yarışan ve ne yazık ki eli boş dönen film, Schneider’in röportaj sırasında anlattıklarıyla bir nevi tüm hayatının röntgenini çekiyor. Aynı zamanda, bu zor dönemde yanında olan Hilde Fritsch ve röportajın fotoğraflarını çekmek için gelen arkadaşı, fotoğrafçı Lebeck ile arkadaşlığı üzerinden yaşadığı duygusal travmalar gerçekçi bir şekilde peliküle aktarılırken, gazeteci Jürgs üzerinden hem basının hem de toplumun Schneider’e bakış açısı tartışmaya açılıyor. Bu bağlamda Schneider’ı intihara sürükleyen sebepleri bir kez daha görmemizi ve düşünmemizi istiyor Emily Atef.

Unsaneunsane-claire-foy-2-FilmLoverss

Sinemada yenilikçi anlatımlara oldukça merak saran Steven Soderbergh’ün tamamını iPhone ile çektiği 68. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışması’ndan Altın Ayı için yarışan son filmi Unsane; Sean Baker’ın büyük yankı uyandıran ve pek sevilen filmi Tangerine gibi, sinema tarihine akıllı telefonla çekilmiş ilham verici bir başka örnek olarak geçiyor. Tamamı iPhone ile çekilen Unsane filminde tür sineması adına -psikolojik gerilim- bir ilke imza atan Soderbergh’in başarısı ve yenilikçiliği de zaten bu bağlamda açığa çıkıyor. Zira Soderbergh, bugün cebimizde taşıdığımız akıllı telefonlarla dileyen herkesin film yapabileceğini ortaya koyarken tür sineması dinamiklerinin hakkını sonuna dek verebilen ilham verici bir yapıma da imza atıyor. Kamera açılarından alan derinliğine her tür teknik detayın üstesinden gelerek büyük çoğu tek mekanda geçen bir gerilim atmosferi yaratmayı başaran ve özellikle ormanlık bir alanda geçen geceyarısı sahnelerinde ışık ve ses kullanımında değişik teknikler de uygulayan Soderbergh’in Unsane’inde tıpkı yönetmenin ilk dönem filmlerindeki gibi bir haz alabiliyoruz. Unsane; gerçeklik algımız, bizi koruması gereken sosyal sistem ve hayatta kalma içgüdülerimize dair çok çarpıcı sorular soruyor.

The Heiressesthe-heiresses-filmloverss

68. Berlin Film Festivali’nin en büyük keşiflerinden birine imza atan Paraguaylı yönetmen Marcelo Martinessi henüz ilk filmi The Heiresses ile Dünya prömiyerini yaptığı 68. Berlin Film Festivali’nden; En İyi Kadın Oyuncu (Ana Brun), Alfred Bauer ve FIPRESCI Ödülü olmak üzere tam üç ödülle döndü. Yönetmen Marcelo Martinessi, bu ilk uzun metrajlı filminde ailelerinden kalan mirasla birlikte aynı evde yaşayan iki kadının 30 yıllık birlikteliklerinin ekonomik sorunlarla nasıl yıprandığını ve yeni bir niteliğe büründüğünü ekrana taşıyor. Sınıf farklılıklarına ve kadın özgürleşmesine özgün bir bakışla yaklaşan The Heiresses, sinema üretiminin kısıtlı olduğu Paraguay’dan uzun zamandır çıkan en nitelikli filmlerden biri olarak da dikkatleri çekiyor. Finansal bir kriz sonrası patlak veren bir ilişki krizi üzerinden bir kadının kendi prangalarından kurtuluş sürecini ekrana taşıyan film özellikle sanat ve görüntü yönetimiyle de ön plana çıkan bir yapım. 37. İstanbul Film Festivali vesilesiyle ülkemizde de gösterim fırsatı yakalayacak bu dokunaklı ve kışkırtıcı filmi şimdiden ajandalarınıza kaydetmenizi öneririz!

Central Airport THFcentral-airport-filmloverss

68. Berlin Film Festivali’nin Panaroma bölümünün belgesel kategorisinde gösterilen ve Amnesty Uluslararası Film Ödülü’ne layık görülen Central Airport THF; 2014 yılında Altın Ayı için yarışan filmi Futuro Beach ile dikkatleri üzerine çeken Brezilyalı yönetmen Karim Aïnouz’a ait. Tam bir yıl süren çekimler boyunca kamerasını, Avrupa’nın en büyük miraslarından biri olarak görülen Berlin’deki Tempelhof Havaalanı’nda kurulan mülteci kamplarına ve çoğunluğu Orta Doğu kökenli mültecilerin zorlu yaşam koşullarına odaklayan Aïnouz; savaş sebebiyle Almanya’nın Berlin kentine sığınan ve hayatlarına yeni bir başlangıç yapmak için geldikleri bu yerde kalıcı olabilmek ve oturma izni alabilmek adına Alman kültürüne, diline ve kurallarına entegre olma ve uyum sağlama sürecinden geçen mültecilerin hayatta kalma mücadelelerini alabildiğine objektif bir biçimde yansıtıyor. Seyircisinden tanıklık isteyerek tartıştığı, sorguya açtığı ve tüm dünyayı etkileyen politik bir meseleyi, nesnesiyle arasına mesafe koyarak ve yer yer Orta Doğu ve Avrupa toplumlarının yaşam biçimlerini iyi niyetli bir karşılaştırma süzgecinden geçirerek oldukça tarafsız bir perspektiften aktaran Central Airport THF’yi fırsat bulduğunuz takdirde kaçırmamanızı öneririz!

L’Animalelanimale-filmloverss

68. Berlin Film Festivali’nin Panaroma Özel bölümünde gösterilen ve özellikle ilgi çekici konusuyla dikkatleri çeken L’Animale, Avusturyalı yönetmen Katharina Mueckstein’ın ikinci uzun metraj filmi. Tıpkı ilk filmi Talea’da olduğu gibi L’Animale’de de kimlik keşfi, kendini bulma ve özgürleşme problematiğini merkezine alan Mueckstein, üniversiteye geçiş sürecinde olan protagonisti Mati’nin kendini ve kimliğini keşfetmesi bağlamında hayatındaki en büyük kırılma noktalarından birini ekrana taşıyor. Mati ile aynı zamanda Mati’nin anne ve babasını da kendi hayatlarındaki gerçeklerle yüzleşmeye ve kendilerini bulmaya davet eden Mueckstein; kişisel ya da toplumsal sebeplerle bastırılan arzu ve tutkuları adım adım gün yüzüne çıkarararak hayatımıza yön veren zıt güçler arasındaki savaştan kimin galip geleceğini irdeliyor. Gerçek ve sahte kimlik ikilemi üzerinden toplumun bakışıyla kendi gerçekliğimiz arasındaki çatışmayı ince ince işleyerek dostluk, aşk ve cinsellik üzerine önemli çıkarımlarda bulunan L’Animale; hem sinematografisi hem anlatısı hem de yer yer Nicholas Winding Refn tarzı stilistik renk kullanımı ve synthesizer müzik tercihleriyle de ilgi uyandırmayı başaran bir yapım.

Madeline’s Madelinemadelines-madeline-filmloverss

68. Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde gösterilen ABD’li yönetmen Josephine Decker’ın üçüncü uzun metrajı Madeline’s Madeline hakkında sayfalarca okumalar yapsak, sabahlara kadar konuşsak yeridir. Zira disiplinlerarası okumalara açık, kışkırtıcı güzellikte bir film var karşımızda. Öyle ki 2018 yıl sonu listemin olmazsa olmazlarından biri olacak bu güzelliği her daim yanımda gezdirebileceğim çok özel bir kutunun içinde saklayıp; özel hissettiğim herkesle paylaşmak istiyorum. Çünkü çok ama çok özel bir film Madeline’s Madeline. 17 yaşına henüz basmış bir genç kızın büyüme hikayesini anlatan, ama öyle bildiğiniz büyüme hikayelerine hiç mi hiç benzemeyen anlatısı ve estetik biçimiyle sarsıcı olduğu kadar bittiğinde salondan derin bir huzur duygusu ve kalp çarpıntısıyla çıkmanıza da olanak tanıyan ve sıra dışı nitelendirmesini sonuna dek hak eden bir yapım Madeline’s Madeline! Bazen bir kedi, bazen bir kaplumbağa bazense annesi olan ve çevresindeki hemen her tür varlığı performe edebilen genç bir kızın kimlik arayışını ekrana taşıyan; ama bu kimliklerin hem hepsi hem de hiçbiri olarak sabit kimlik olgusunu yerinden edip göçebe kimlikleri açığa çıkaran Madeline’in hikayesi bir başkaldırma hikayesi: yüze, kendisine, annesine, rollere, gerçeğe ve hatta kurgusal olana bile…

Bonus 1: Touch Me Nottouch-me-not-filmloverss

68. Berlin Film Festivali’nde hem Altın Ayı ödülüne hem de En İyi İlk Film Ödülü’ne layık görülen Touch Me Not, deneysel çalışmalarıyla tanınan Romen yönetmen Adina Pintilie’nin ilk uzun metrajlı filmi. Henüz ilk filminde beden ve mahremiyet kavramları üzerine ilginç bir anlatım geliştiren Pintilie; dördüncü duvarın tamamen yok olduğu bir deneysel çalışmaya girişirken izleyiciye kendisini bir tür terapi içinde hissettiriyor. Eleştirmenlerin birçoğunun yönetmenin üstten bakışı ve manipüle edici tavrı sebebiyle henüz film bitmeden salondan çıktığı Touch Me Not’ın Altın Ayı’ya layık görülmesi sinema çevreleri tarafından da şaşkınlıkla karşılanmış ve bazı sinema eleştirmenleri jürinin aldığı bu kararın Birleşik Krallık’ın Brexit kararından ya da ABD’nin son Başkanlık seçiminde Trump’ın galip gelmesinden farksız olmadığını da dile getirmişti. Benim de kişisel olarak benzer sebeplerle yarıda bırakmak zorunda kaldığım film beden politikası, cinsel ve bedensel haz, yalnızlık, mahremiyet gibi olgular üzerine stilistik anlamda yenilikçi olsa da; anlatı yapısıyla sürekli tekrarlara düşerken bugün benzer konular üzerine çalışan insanlar için hiçbir yenilikçi perspektif sunmayı başaramıyor.

Bonus 2: Tuzdan Kaidetuzdan-kaide-filmloverss

2014 yılında deneysel sinema topluluğu Fol’u kuran ve bu oluşumda çok çeşitli filmlerin küratörlüğünü yapan genç yönetmen Burak Çevik, henüz ilk uzun metraj filmi Tuzdan Kaide ile 68. Berlin Film Festivali’nin sinemada yenilikçi bir dil arayışında olan yönetmenlerin filmlerinin ağırlıkta olduğu Forum bölümünde yarıştı. Dünya prömiyerini Berlinale’de yapan ve yine Forum bölümünde Caligari Film Ödülü için de yarışan Tuzdan Kaide’de Burak Çevik, zaman ve mekandan kopuk deneysel bir anlatıya girişiyor. 30’lu yaşlarındaki münzevi bir kadının hamile olduğunu öğrendikten sonra yaşadığı mağaradan çıkıp İstanbul’un çeşitli köşelerinde ortadan kaybolan ikiz kardeşini aramasını konu alan Tuzdan Kaide, özellikle biçimsel anlamda üzerinde titizliklikle çalışılmış deneysel bir yapım. Yalnızca kadın oyunculardan ve karakterlerden oluşan anlatı yapısı Sodom ve Gomorra’dan Lut kavmine; Şahmeran’dan iblislere, Genesis’ten vampirlere türlü mitolojik ve dini figürlerden beslenerek tarih boyunca anlatılagelmiş ve kaide halini almış döngüsel tekrarı olan bir hikayenin peşine düşüyor. Türkiye Sineması adına yenilikçi denebilecek bir sinema dili ve estetik biçimle alegorik bir anlatım tercih eden Çevik; cinsiyetlere, efsanelere, inançlara, şifaya, doğaya ve yaratma edimine dair değerli söylemler geliştiriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi