68. Berlin Film Festivali günlüklerinde bugün, yarışma bölümünden José Padilha imzası taşıyan 7 Tage in Entebbe, Gus Van Sant’ın son filmi Don’t Worry, He Won’t Get Far on Foot ve İran yapımı Khook isimli filmler yer alıyor.

7 Tage in Entebbe7-tage-in-entebbe

Brezilyalı yönetmen José Padilha’nın İngiltere/ABD ortak yapımı son filmi 7 Tage in Entebbe; 27 Haziran 1976 yılında dört hava korsanı tarafından kaçırılan Air France uçağında yaşananları konu alıyor. Tel Aviv’den Paris’e uçuşunu gerçekleştirmek için havalanan Air France havayollarına ait yolcu uçağını Filistin Halk Kurtuluş Cephesi adına İsrail hükümetiyle müzakere yapmak için kaçıran ve kaçıranlar arasındaki dört kişilik grupta Alman aşırı sol örgütlerinden Revolutionary Cells’in iki üyesinin de bulunduğu film; Uganda’nın Entebbe havaalanında geçirdikleri yedi günlük müzakere sürecini ve kayıtlara Entebbe Operasyonu olarak geçen olayın arka planında yatanları ekrana taşıyor. Peki başarabiliyor mu? Bence esas soru bu.

Alman, İsrailli, Ugandalı, Filistinli ve Fransız karakterlerin yer aldığı bir filmi İngilizce çekmenin ve İngilizce’yi yalnızca iki farklı ulus arasında değil de mesela İsrailliler arasında geçen sahnelerde bile tercih etmenin; ama Almanlar’ın kendi içlerinde Almanca konuşmasına izin vermenin mantığını pek anlamıyoruz. Üstelik politik arka planı Filistin ve İsrail halkları arasında geçen bir meseleyi bağlamından koparıp filmi Filistin Halk Kurtuluş Cephesi tarafında yer alan Alman karakterlerin kendi içlerindeki Nazi çatışması üzerine kurmanın politik gerçeklerden ziyade başka türden bir amaca hizmet ettiği de çok açık. Entebbe Operasyonu sırasında öldürülen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi üyelerinin tamamından ve onların politik motivasyonlarından ziyade yalnızca Daniel Brühl ve Rosamund Pike tarafından canlandırılan iki Alman karakterinin kendi içlerinde verdikleri psikolojik savaşa ve kişisel kararlarına odaklanan; ama bu operasyonla bağlantılı olarak İsrail cephesinde gelişen her şeyi mümkün olduğunca titizlikle aktaran ve operasyon sahnelerini oldukça epik biçimde sahneleyen Padilha; halihazırda görmezden gelinen Filistin tarafını ve Filistin halkını bir kez daha gözardı ederek samimiyeti sorguya açık propagandist bir filme imza atıyor. (Gizem Çalışır)

Don’t Worry, He Won’t Get Far on Footdont-worry-he-wont-get-far-on-foot-2-filmloverss

Filmografisinde oldukça avantgarde olarak kabul edebileceğimiz Mala Noche (1986) ve Elephant (2003) gibi filmlerin yanı sıra seyircinin duygularıyla oynamayı başardığı Milk (2008) gibi yapımlar bulunan Amerikan yönetmen Gus Van Sant, yine biyografik bir film olan Don’t Worry, He Won’t Get Far on Foot (2018) ile Berlin’de Altın Ayı için yarışıyor. 21 yaşında iken geçirdiği bir trafik sonrası belden aşağısı felç kalan karikatür çizeri John Callahan’ın aynı isimli otobiyografik kitabından uyarlayan Sant, sanatçının dehasını anlatmak veya yaşadığı psikolojik sürecin kendisi ve çevresindekiler üzerindeki etkilerini tartışmaya açmak gibi bir misyon edinmeden tamamen Callahan’ı sevimli göstermek için uğraşıyor, eserlerini ve sanatını yok sayıyor. Tüm bu sebeplerle son derece sıkıntılı bir içeriği olan filmin, dönemin atmosferini yansıtmakta başarılı olduğunu söylemek ve biçimsel olarak hakkını vermeyi de ihmal etmemek gerekiyor.

Joaqiun Phoenix, Callahan’ı canlandıracak en doğru aktör diyebiliriz ancak filmin tamamı için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Nitekim, Jonah Hill de ne filme ne de karakterine inanmamış olacak ki, karikatüristin hayatını konu alan bu filmde, sanatçının çizdiklerinden daha karikatürize bir performans sergiliyor.

Gus Van Sant’ın Callahan’ı çok sevdiği aşikâr, onu sevimli göstermek için büyük bir uğraş gösteriyor ve tam olarak böyle bir film çekmek için Don’t Worry, He Won’t Get Far on Foot’u beyazperdeye uyarlıyor. Ancak son kertede üzerimizde keyifsiz bir kamu spotu izlemiş hissiyatı yaratmaktan fazlasını beceremiyor. (Utku Ögetürk)

Khookpig-filmloverss

2006 ve 2012 yıllarında düzenlenen Berlin Film Festivali’nde gösterilen filmleri Kargaran mashghool-e karand ve Paziraie Sadeh ile Forum bölümünde yarışan ve Paziraie Sadeh ile NETPAC Ödülü’nü kazanan İranlı yönetmen Mani Haghighi, 2016 yapımı Ejhdeha Vared Mishavad! isimli filminden sonra bu kez de Khook filmiyle Berlin’de yarışıyor. Tahran’da geçen Khook filminde kara listeye alınmış ve artık film yapmasına izin verilmeyen Hasan Kasmai isimli bir yönetmenin başından geçen absürd olayları konu alan Haghighi; Onur Ünlü filmlerinde örneğine rastladığımız bir kara komediye imza atıyor. Ancak vermek istediği mesajı kör göze parmak biçimde inşa ederek seyirciye hiçbir sürpriz bırakmadığı için olayların gidişatını tahmin etmek güç olmuyor.

Artık ünlü ve değerli olmanın sosyal medyada yapılan paylaşımlar ve alınan beğeni sayılarıyla ölçüldüğü ve dijitalleşmiş çağın en büyük illeti olarak gördüğü dezenformasyonlar sebebiyle katil ya da maktul ilan edilmenin anlık bir olay haline geldiği yeni dünyaya eleştirel bir biçimde yaklaşıyor; ama başından sonuna hep aynı şeyi tekrarlayarak bu meseleye dair herhangi bir çözüm yolu da önermiyor. Ülke çapındaki ünü büyük sayılara ulaşmış film yönetmenleri ve oyuncularını öldüren bir seri katilin, kendisini neden görmezden geldiğini ve öldürmediğini sorgulayan Hasan Kasmai’nin aradığı sorulara ve kaybettiği şanına cevap bulma sürecini ekrana taşıyan Khook; absürd anlatısı ve kara komedi ile polisiye-gerilim türünü birleştiren yapısıyla dikkat çekerken bir noktadan sonra fazla didaktik bir anlam güderek yarattığı heyecanı tepetaklak ediyor. (Gizem Çalışır)

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi