57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünün üçüncü gününde Ferit Karol imzalı Kumbara ve Erdem Tepegöz’ün yönettiği Gölgeler İçinde filmlerinin gösterimleri yapıldı.

Kumbara

Yarışmada yer alan ilk filmlerden olan Ferit Karol imzalı Kumbara, hayat mücadelesi içinde türlü türlü dertlerle uğraşan “sıradan insan” Orhan’ın hikâyesini anlatıyor. Murat Kılıç’ın canlandırdığı Orhan, özel bir şirkette çalışmaktadır ama belli ki geliri ailesine istediği konforu sunması için yeterli değildir. Buna araba alması için kefil olduğu arkadaşının ortadan kaybolması ve annesinin uzunca süredir komada olması da eklenince Orhan, hayatının kontrolünü her geçen gün daha da fazla yitirmektedir. Bu esnada eşi Ayfer çocuklarının okulunda sınıf anneliği yaparak kendini ifade etmek adına bir alan arayışındayken, oğulları Ege ise arkadaşlarına özenerek YouTuber olma hayali kurmaktadır. Yani bu küçük ailede herkes hâlihazırda olduğundan daha fazlasını istemektedir ve geleneksel aile tedrisatından geçmiş Orhan’ın pozisyonu bu konuda da belirleyici konumundadır.

Kumbara, geleneksel baba figürünü ve erkeğin kendini bu rol üzerinden var etme durumunu tartışmaya açan bir film. Bu bağlamda olay örgüsü ve Orhan karakterinin gelişiminin bu tartışmaya hizmet edecek bir çizgide ilerlediğini söyleyebiliriz. Fakat karakterleri tanıdığımız ilk blokta bu konuda gösterilen maharetin ardından anlatı, Orhan karakterini hep tahmin edilebilir, öngörülebilir yollara sokuyor. Bu noktada Kumbara’nın sadece bu denli sıradan bir erkeğin hikâyesini anlattığının farkında olduğunu ve bu sebeple duygu dünyasında büyük dalgalanmalara özellikle başvurmadığını; yani minimalist bir üslubu tercih ettiğini söyleyebiliriz. Fakat anlatının bu denli tek karakter üzerinde inşa edildiği bir yapıda, bu karakterin biraz daha nüanslı olması; karakter gelişimi açısından olmasa da sinemasal anlamda bir zenginleşme, çeşitlenme ihtiyacı hissediliyor. Zaten filmin görece yükseldiği anlar da Ayfer’in çabaları ve bunların aile içi dinamikleri ne biçimde etkilediğini gördüğümüz kısımlar. Buradan hareketle teknik anlamda herhangi bir sürpriz barındırmasa da belirli bir seviyenin üzerinde kotarılmış Kumbara’nın dert edindiği meseleye – pek risk almadan da olsa – doğru bir yerden yaklaşıyor oluşunun hakkını vermek gerek.

55/100

Gölgeler İçindeGölgeler İçinde

2012 tarihli Zerre ile Antalya Film Festivali’nde hem En İyi İlk Film hem de En İyi Yönetmen ödülünü kazanarak kayda değer bir başarı yakalayan Erdem Tepegöz‘ün uzun süredir beklenen ikinci uzun metrajı Gölgeler İçinde bu yılki yarışmanın da merak uyandıran filmlerinin başında geliyordu. Dünya prömiyerini Antalya’daki gösteriminden bir gün önce, Moskova Film Festivali’nde yapan film, Türkiye sinemasında pek örneğini görmediğimiz türden bir distopik bilimkurgu olması itibarıyla da seçki içerisinde ayrıksı bir yerde duruyor.

Tepegöz’ün Zerre’den sonra yine bir işçi hikâyesi anlattığı Gölgeler İçinde, tam olarak ne türden bir üretimin yapıldığına dair bir fikrimizin olmadığı yıkık dökük bir fabrikaya çeviriyor kamerasını. İşçilerin kameralar aracılığıyla sürekli gözetlendiği, nereden geldiği bilinmeyen robotik bir sesin direktifler yağdırdığı boğucu bir mekân burası. Gürcistan’daki bir maden kasabasında çekilen film buradaki eski ve olayların tamamının çevresinde geçtiği yapıyı, anlatının oturduğu düzlem açısından işlevsel kılmayı, onun yıkık dökük hâlini burada çalışan işçilerin ruh hâlini tamamlamak adına değerlendirmeyi başarıyor en başta. Fakat bu iddialı ve üzerinde çalışıldığı her saniyesinde hissedilen yapımın zaafları, Numan Acar’ın canlandırdığı işçinin bir parçası olduğu sistemi sorgulamaya başlamasıyla birlikte yavaş yavaş açığa çıkıyor. Makyajlardan renk paletine kadar birçok açıdan Doğu Bloğu bilimkurgularını fazlasıyla çağrıştıran, bir miktar da steampunk esintileri taşıyan Gölgeler İçinde’nin, her ne kadar ülke sineması için farklı görünüyor olsa da özellikle sinema dili anlamında orijinallikten epey uzak olduğu rahatlıkla söylenebilir. İşçilerin kimliksizleştiği, mekânsız-zamansız bir atmosfer yaratmak, buradan da ele alınan olumsuzlukların diğer tüm şartlardan bağımsız olarak sistem tarafından üretildiğinin altını çizmek için, kendini özellikle diyaloglarda belli eden “mekanik” bir üslup kullanıyor Tepegöz. Bu tercihin sistemin işçiler üzerindeki olumsuz etkilerini vurgulamak adına yapıldığı sezilebiliyor. Fakat bu konuda dengenin tutturulamamış olması, özellikle tamirci karakterlerinin dile getirdiği, sistemin nasıl işlediğine dair birbirinden iddialı sözlerin içinin ziyadesiyle boşalması gibi bir sonuç doğuruyor. Tüm meselesini bu sistemi sorgulamak ve dışına çıkmaya cüret etmek üzerine kuran Gölgeler İçinde’de sistemin ikna edici kurulamaması, anlatının üretmek istediği politik söylemi de boşa düşürüyor.

45/100

57. Antalya Altın Portakal Film Festivali Günlükleri’nin önceki bölümlerine aşağıdan ulaşabilirsiniz:

  1. Bölüm
  2. Bölüm

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information