57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünün beşinci gününde Gelincik ve Dersaadet Apartmanı filmleri seyirciyle buluştu.

Gelincik

Yönetmeninin önceki çalışmalarından hareketle bu yılki yarışmanın en büyük sürprizi olduğunu söyleyebileceğimiz Gelincik; görevinden ayrılmış, artık sakin bir hayat sürmek isteyen eski polis Ayhan’ı takip ediyor. Kaan Yıldırım’ın hayat verdiği Ayhan, yaşadıklarından uzaklaşmak adına, burada karşılaştıklarından anladığımız kadarıyla daha önce ailesiyle vakit geçirdiği, orman içindeki bir eve gelir, fakat eski görevi esnasında işlediği suçlar peşini bırakmamaktadır.

Gelincik, Türkiye’nin siyasi anlamda en karanlık dönemlerinden birinde, birçok faili meçhul cinayetin işlendiği 90’lı yıllarda geçiyor. Bu dönemde ülkenin “saadeti” için işlenen insanlık suçlarının aktörlerinden biri konumundaki polis üzerinden geçmişe bakıyor. Velhasıl film, söz konusu karanlığın sadece bu dönemle kısıtlı olmadığının, hâlihazırda benzer şeyler yaşandığının da farkında. Gelincik’in en büyük artısı bu geniş zaman aralığına iyi bir senaryo fikriyle hâkim olabiliyor olması ve buradan politik bir söz üretebilen güçlü bir psikolojik gerilim çıkarabilmesi. Bu noktada gerilimi zenginleştiren görüntü yönetimi ve müzikleri ile filmin 77 dakikalık görece kısa süresi boyunca çok iyi bir ritim yakalayan Fırat Terzioğlu imzalı kurgusunun hakkını teslim etmek gerek. Fakat filmde bu sıkı anlatı ve atmosferin de esnemediği anlar yok değil. Örneğin Ayhan’ı birlikte çalıştığı ekiple bir arada gördüğümüz sahneler, Gelincik’in genel karanlık yapısının dışında kalıyor. Ayhan ve ormanda karşılaştığı, Ahmet Mümtaz Taylan tarafından canlandırılan karakter arasındaki etkileşim birçok noktada gayet iyi kurulmuş ama aynısını tüm karakterler için söylemek mümkün değil. Ayhan’ın, olay örgüsü açısından çok önemli bir yerde duran eşi buna örnek olarak gösterilebilir. Zira bu karakterin hikâyede büyük bir kırılımın fitilini ateşleyen kararları yeterince nedenselleşmiyor anlatı içerisinde. Bunun gibi birtakım sorunlarına rağmen Gelincik, Türkiye sineması içinde benzerine hasret kaldığımız kayda değer bir tür filmi.

60/100

Dersaadet Apartmanı

Dondurmam Gaymak‘ın yapımcılığını yapan Tankut Kılınç’ın yönettiği ilk uzun metraj filmi Dersaadet Apartmanı, günümüz Türkiye’sinin en önemli meselelerinden kentsel dönüşümü kendine dert ediniyor. Uzun süredir Amerika’da yaşayan, ailesini ziyaret etmek için İstanbul’a dönen bir fizik profesörünün karşılaştığı “değişen” manzara karşısında hissettikleri üzerinden bu konuya sert eleştiriler getirmeye kalkışıyor. Fakat film teknik anlamda öylesine büyük bir fiyasko ki ele aldığı meselenin zerre önemi kalmıyor. Görüntü yönetiminden kurguya, oyunculuklardan ses tasarımına, senaryodan müzik kullanımına bir sinema filminin hemen hemen tüm unsurları açısından, kabul edilemez bir seviyede Dersaadet Apartmanı. Hele ki bir film festivali için… Ne filmin sepya tonlarındaki renk paleti bir anlam taşıyor ne senaryo heyecan verici bir detay barındırıyor. Birbirine fazlasıyla benzeyen ve hiçbir şekilde kotarılamamış sahneler, böylesi bir tonsuzluk abidesi arasında görünce kahkaha atmamanın zor olduğu rüya sekansları ve fantastik ögeler de cabası… Bu hâliyle ancak yetersizlikleriyle efsaneleşebilecek, kültleşebilecek, hatta “o kadar kötü ki çok iyi” etiketine sahip olacak bir yapım olma potansiyeli taşıyor. Ana karakterin şehrin münferit yerlerini gezdiği ya da yıkılmak üzere olan apartmanda geçen gülünç sahneler arasında hiç mi iyi bir şey yok? Belki karakterin gençlik odasının duvarındaki Klaus Nomi posteri…

10/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information