57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünün son gününde Fikret Reyhan’ın yazıp yönettiği Çatlak ve Derviş Zaim imzalı Flaşbellek filmleri seyirciyle buluştu.

Çatlak

İlk filmi Sarı Sıcak’la dikkat çekip birçok ödül kazanan yönetmen Fikret Reyhan, ikinci uzun metrajı Çatlak’ta İngiltere’de çalışırken bir arkadaşından yüklü miktarda borç alan Fatih’in ailesinin evine, daha doğrusu akrabalarıyla birlikte yaşadıkları apartmana konuk ediyor seyirciyi. Fatih’in borç aldığı arkadaşı bu borcun geri ödenmesini talep edince, zaten bıçak sırtında ilerleyen ailesel ilişkiler bir tür kaosa dönüşüyor. Fakat Reyhan, Çatlak’ın anlatısının temelini borcun ödenip ödenmeyeceği gibi bir merak unsuruna yaslamıyor. Bu durumu ülkenin geneline; ahlaki, ekonomik ve toplumsal yapısına dair enfes tespitler yapmak için kullanıyor.

Çatlak’ın çok büyük bir kısmı küçük bir apartmanda geçiyor ve bu apartman da gayet kalabalık sayılabilecek bir ailenin yaşam alanı. Kısıtlı bir mekânda kalabalık bir topluluğu anlatının içine çekmek ve buradan güçlü karakterler yaratmak konusunda Reyhan’ın kamerası muazzam bir iş çıkartıyor. Öyle ki süresi 82 dakika olan Çatlak’ta kadraja giren, hepsi müthiş oyunculuk performanslarıyla yaratılmış on civarı karakter var ve filmin finalinde tüm bu karakterleri çok ama çok yakından tanıdığımıza dair bir hisse kapılmamak mümkün değil. Tam bu noktada şunu belirtmekte fayda var: Çatlak çok konuşkan bir film ama neredeyse boşa kullanılmış tek bir repliği bile yok. Olan bitenle doğrudan alakalı görünmeyen; vantilatörün getirilmesiyle, çayın servis edilme yöntemiyle, ailenin geçim kaynağı durumundaki minibüsün çevresindeki gençlerle ilgili detaylar, bu coğrafyanın, özellikle de filmin odaklandığı orta-alt sınıf aile yapısına dair çok derinlikli bir yapının kurulmasına neden oluyor. Filmin metinsel yoğunluğu ve bu metni ustaca takip eden kamerası, yine Fikret Reyhan’ın imzasını taşıyan kurgusuyla birleşince ortaya – Cristi Puiu’nun Sieranevada’da kurduğunu andıran ama onu kusursuz şekilde yerelleştirebilen – müthiş bir ritim ve sinema dili çıkıyor. Tüm bunları birlikte düşünerek, bu seneki Ulusal Yarışma’nın açık ara en iyi filmi konumuna yerleşen, kusursuza yakın bir rejinin ürünü Çatlak filminin usta bir yönetmenin gelişini müjdeleyen, gittikçe daha kısır bir hâl alan Türkiye sinemasından son yıllarda çıkan en heyecan verici yapımlardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

85/100

Flaşbellek

Herhangi bir yönetmen kendi ülkesi dışındaki sorunlarla ilgilenen, onlara dair fikirler üreten bir film yapabilir; bunda herhangi bir sorun yok. Fakat bu film, o ülkenin sorunlarıyla ilgilenir gibi görünürken, kendi ülkesinin sorunlar hakkındaki politikasının bayrak taşıyıcılığını yapıp bunun için her gün yaşamını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olan insanları birer araç gibi kullanıyorsa bu kabul edilebilecek bir şey değil. “Ustalığı” artık tartışılmaya açılması gereken, hatta bunun için geç bile kalınmış olan Derviş Zaim, yeni filmi Flaşbellek’le Suriye savaşına odaklanır gibi yaparken, mevcut hükûmetin Suriye politikasını yeniden üretiyor, onu temize çekmeye çalışıyor ve bu ülkede Suriyeli mültecilerin nasıl bir toplumsal baskı altında yaşadığından bihaber gibi Türkiye’yi yeni bir hayat ihtimali, bir kurtuluş noktası olarak gösteriyor.

Gerçek bir olaydan esinlenerek yaratılmış Flaşbellek, bir çatışma esnasında yaralanmasının ardından konuşma yetisini yitiren bir askerin masa başı bir göreve atanmasıyla yaşanan gelişmeler üzerinden bir kaçış hikâyesi anlatıyor. Ana karakter pozisyonundaki bu asker, yeni işinde sivillere uygulanan zorbalıkları fotoğraflayıp arşivliyor. Fakat bir noktadan sonra bir parçası olduğu bu zulme dayanamayıp muhalif pozisyonuna geçiyor ve hem yeni bir hayata başlamak için hem de çektiği fotoğrafları tüm dünyanın görebilmesini sağlamak için eşiyle birlikte Türkiye’ye doğru bir maceraya atılıyor. Flaşbellek, bu kaçışa neden olan mevcut durumu, birbirine çok benzeyen sahnelerle tasvir ettikten sonra daha çok kaçış kısmına ve bunun yaratacağı “hayatta kalma” macerasına odaklanmak istiyor. Ama bu süreçte de yine ilk blokta olduğu gibi birbirine çok benzeyen sekanslar ve hiçbir noktada tansiyon yaratamayan müthiş hantal üslup nedenliyle karakterlerin yaşadıkları gerilim -gerçi karakterlerin bunu yaşadığını anlamak dahi bir hayli güç filmin içinde- hiçbir noktada seyirciye sirayet etmiyor. Savaşa ve olan bitene bakışı iyiler-kötüler üzerinden, oldukça sığ bir yerden kurulan Flaşbellek, gri alanı babacan bir IŞİD’li terörist üzerinden yaratmak gibi akla hayale sığmayacak bir hamle yaparak, politik olarak daha korkunç bir yere savruluyor. Hem politik olarak kabul edilemeyecek derecede sorunlu hem de sinema namına en ufak bir heyecan verici yanı olmayan bir yapım Flaşbellek.

15/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information