Türkiye sinemasında yaratıcılık sorunu artık yeni bir şey değil. Sıklıkla taşrada geçen hikayelerinde erkek karakterlerin dertlerini anlatan filmler, filmler, neredeyse ülke sinemasının en belirgin karakter özelliği haline geldi. Bu yıl “öze dönüş” mottosuyla yola çıkan 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma seçkisi için de yeni bir şey söylemek oldukça güç; hatta bunu bir adım ileri görütüp bir dibe vuruştan da söz edebiliriz. Öyle ki, yarışmadaki tüm filmler, bir şekilde görünmeyen sınırlara, camdan tavanlara toslarcasına belli bir seviyenin altında kalmış gibiydi bu yıl. Kağıt üzerinde fena durmayan çıkış noktasının devamını getiremeyen, cesur biçimsel tercihlerinin altını dolduramayan, ele aldığı toplumsal sorunlara dair sözünü söylerken hedefini şaşıran, hatta sinemanın temel gerekliliklerini yerine getirmek konusunda zorlanan yapımların yer aldığı seçkinin, Zeki Demirkubuz başkanlığındaki jüriden nasıl bir reaksiyon alacağı merak konusuydu. Zira seçkideki filmler arasında herhangi birinin belirgin bir şekilde öne çıktığından, başarısı hakkında fikir birliğine varılan yapımlardan söz etmek mümkün değildi. Bu da ister istemez, Ümit Ünal ya da Onur Ünlü gibi rüştünü daha önce ıspatlamış ya da Kıvanç Sezer ya da Ali Aydın gibi ilk filmleriyle dikkat çekmiş, başarı kazanmış yönetmenlerin son işlerinin ödüllerde öne çıkabileceğine dair bir beklenti oluşturmuştu. Velhasıl bu beklentiler boşa çıktı ve 1 Kasım akşamı gerçekleştirilen törende çıkan sonuçlar Türkiye sinema gündemine tabiri caizse bomba gibi düştü. Ali Özel’in ilk uzun metraj filmi Bozkır, neredeyse mümkün olan tüm kategorilerde zafere ulaştı, En İyi Film dâhil 10 dalda toplam 11 ödüle layık görüldü.

Bozkır Sürprizi ve Vasatın Devamı

Yarışmada seyirci karşısına çıkan Bozkır’la ilgili görüşlerimi, festival günlüklerinin son bölümünde kaleme almıştım. Dolayısıyla filmin nasıl bir hikâye anlattığına, sinematografik olarak nasıl bir noktada durduğuna dair bu yazıda tekrara girmeye gerek yok. Ama Bozkır’ın yarışmanın en samimi ve iddiasız görünen filmi olduğu da pekâlâ söylenilmeli. Bu özelliklerin bir sinema filmini, Zeki Demirkubuz’un neredeyse bir manifesto edasıyla, günümüzün Türkiye sinemasına parmak sallarcasına yaptığı konuşmada söylediği üzere “aşkın bir film” yapmaya yeterli mi, orası devasa bir muamma. Daha önce Süpertürk ve Kutsal Damacana Dracoola gibi Türkiye sinemasının dip noktasına tekabül eden işlerin yanı sıra Kız Kardeşim ve Can gibi festivallerde seyircilerle buluşmuş filmlerin de görüntü yönetmenliği yapan Ali Özel’in ilk filmini, ülkenin en köklü yarışmasının neredeyse tüm ödüllerine layık görmek, başyapıt ilan etmek daha net bir şekilde gerekçelendirilemesi gereken bir karar muhakkak. Zira Ali Özel dahi, ödüllerini almak için tekrar tekrar sahneye çıkarken, hissettiklerinin sevinçten tedirginliğe kaydığını açıkça ifade etti tören esnasında. Böylesi bir başarıyı onun da beklemediği sonucunu çıkarmak hiç de zor değildi dolayısıyla.

Demirkubuz’un konuşmasında ise tercihlerin nedenselleştirilmesi yerine, Çehov’a gönderme yaparak “Biraz daha sürse neredeyse neden yaşayacağımızı anlayacaktı” tadında abartılı sayılabilecek övgü cümlelerinin ötesinde pek bir şey yoktu Bozkır’ın neden bu kadar sevildiğine dair. Elbette bu kadar zayıf bir yarışma seçkisinde juri üyeleri bir yapımı çok sevebilir, üstünlüğü konusunda hemfikir olabilirler. Yukarıda belirttiğim sebeplerle Bozkır bunu sağlayabilecek özellikler de taşıyor. Lakin burada Bozkır’ın ödüllendirilmesi kadar başka filmlerin -neredeyse- cezalandırılması gibi bir durum söz konusu. Öyle ki Demirkubuz’un konuşmasının ilk bölümü gayet sert ifadeler içeriyor. “Ulufe dağıtmaya kalkışmak”, “Sinemanın muhalif olduğunu söyleyen güruhlarca ucuz eleştirinin, gündelik siyasetin nesnesi hâline getirilmesi” gibi söylemlerin kimlere, hangi filmlere yönelik söylenildiği başka bir konu. Ama yine de bu sertlikte söylemlerin jürinin Bozkır’a duyduğu hayranlıkla ne şekilde bağlantılı olduğu da soru işareti. Tüm bunların ışığında 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma sonuçlarının özellikle sinema yazarlarınca anlaşılamadığı, yarışmadaki diğer filmlerin ekiplerince de ciddi anlamda tepkiyle karşılandığı bir ortamda daha çokça tartışılacağını ön görmek zor değil.

Festival yönetmenliğindeki istisnai kararlara alan açan maddenin işletilmesiyle alınan ve çokça tartışılan bu kararların gösterdiği en büyük şey ise, bu yazının başında belirttiğim ve artık kanıksadığımız kısırlık bana kalırsa. Zaten yeni bir ses, yeni bir üslup, yeni bir heyecan yaratmak konusunda senelerdir sınıfta kalan Türkiye sinemasının sırtında bir yük daha var artık: Bozkır gibi eski alışkanlıkları tekrar eden bir filmin, böylesine sükseli, tartışmalı ve sürpriz bir şekilde ödüllendirilmesi. Jüri hangi amaç ya da gerekçeyle bu kararı vermiş olursa olsun, bunun senelerdir yerinde sayan Türkiye sinemasının ilerlemesine katkı sunmak şöyle dursun, yeni cepheleşmelerin yeni “gündelik” tartışmaların fitilini ateşleyeceği aşikâr. Bu tartışmalar sürerken de önümüzdeki dönemlerde daha iç açıcı yarışma seçkilerinin ortaya çıkması mümkün mü; bence değil. Vasatın zamanından vasat filmler izlemeye, aralarından tutunacak dal bulmaya çabalamaya devam edeceğiz gibi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi