56. Antalya Altın Portakal Film Festivali Günlükleri’nin dördüncü ve son bölümünde Onur Ünlü’nün yeni filmi Topal Şükran’ın Maceraları ve Ali Özel’in imzasını taşıyan Bozkır var.

Topal Şükran’ın Maceraları

Onur Ünlü, 2006 tarihli Polis’ten bu yana, sinema filmleri ve -başta Leyla ile Mecnun olmak üzere- televizyon dizileriyle özel bir takipçi kitlesi yaratan bir yönetmen. Lakin Ünlü’nün özellikle bir önceki filmi Put Şeylere’e ile bir burjuva sanatı olarak nitelediği sinemanın kemikleşmiş anlatı konvansiyonlarından, giriş-gelişme-sonuç gibi kalıplardan azade bir sinema yapma gayreti içine girdiğini biliyoruz. Seyircinin ilişki kurmasının zorluğunun ötesinde, seyirciye başka bir sinema anlayışının var olduğunu göstermek gibi bir noktadan yola çıkan bu yeni anlayış, ne olursa olsun Put Şeylere’ye ilgili çekici unsurlar katıyordu. Yönetmenin dünya promiyerini 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yapan yeni filmi Topal Şükran’ın Maceraları ise Ünlü’nün kariyerinin başlarındaki sinema dili ile bahsettiğimiz yeni anlatısı arasında tabiri caizse salınıyor. Filmin merkezinde Demet Evgar’ın canlandırdığı, filme adını veren Şükran karakteri var. Şükran çocukken geçirdiği bir kaza sonrasında topal kalmış ve hayatı boyunca bu gerçeklikle yüzleşmek zorunda olan bir kadın. O sürekli sevginin, aşkın peşinden gitmeye çalışsa da hayat onun karşısına her zaman olumsuzluklar, hatta trajediler çıkartıyor. Yönetmen ve senarist Onur Ünlü, Topal Şükran’ın maceralarını en başından beri sembolik imgelerle bezeli karanlık bir masal gibi tasarlamış belli ki. Bunun da en büyük işareti tüm filmin diyalogsuz oluşu. Filmin Vedat Özdemir imzalı görüntü yönetimi de, ses ve müzik kullanımı da, oyuncu performansları da bu amaca hizmet ediyor. Atmosfer konusunda -özellikle diğer yarışma filmleriye birlikte düşündüğümüzde- ortalama üstü bir iş çıkarıldığını söyleyebiliriz. Fakat Topal Şükran’ın Maceraları’nın en büyük sorunu; anlatısını, Ünlü’nün ara yazılarla tiye aldığı ve varlığından kurtulma gayreti sezilen giriş-gelişme-sonuç kalıplarıdan tamamıyla kurtaramıyor oluşu. İlk anlarda bu anlatı işliyor gibi görünse de filmin olay akışı içinde bu şaka karşılığını bulamıyor. Çünkü bakıldığı zaman Topal Şükran’ın Maceraları’nın başı sonu belli herhangi bir melodramdan ayrıldığı noktalar, sadece az önce yukarıda bahsettiğimiz masalsı atmosferi yaratan tercihler olarak işlev görüyor. Bu bağlamda filmin, anlatı kalıplarını yıkma girişimi karşılığını bulmadığı gibi, mevcut durumun nasıl bir sonuca vardığı da ziyadesiyle havada kalıyor. Tüm bunların ötesinde Topal Şükran’ın Maceraları, bir kadın hikâyesi anlatıyorken her anına sinen erkek bakış açısı sebebiyle karakterinin yanında durmakta oldukça zorlanıyor, onu neredeyse -gösterim sırasındaki seyirci tepkilerinden de anlaşılabileceği üzere- bir gülmece unsuruna çeviriyor.

40/100

Bozkır

Daha önce sinema filmleri ve televizyon dizilerinde görüntü yönetmenliği yapmış olan Ali Özel’in yönettiği, 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk kez seyirciyle buluşan Bozkır’ı başlı başına Türkiye sinemasındaki yaratıcılık eksikliğinin bir yansıması olarak ele alabiliriz. Bozkır adını taşıyıp yakın zamanda karşımıza çıkan üçüncü (diğer ikisi; BluTv’nin orijinal dizisi ve Mehmet Tanrısever’ın sayısız festivalden sayısız ödülle döndüğü “iddia edilen” filmi) yapımla karşı karşıyayız. Yönetmenin -kariyerinin başında olan birçok sinemacının yaptığı gibi- kendi memleketinde, Konya’da çektiği film, geneli itibarıyla bir ailenin kuşakları arasındaki çatışmayı ele alıyor. Konya’nın bir köyünde yapılmakta olan baraj inşaatı, köyün tahliye edilmesini gerektirir. Lakin derme çatma evinde, eşinin evinin bahçesinde bulunan mezarıyla bir başına yaşayan Ahmet isimli yaşlı adam evini terketmek istemez. Ve onu bu konuda ikna etmek adına yıllardır görüşmedikleri oğlu, adamın yeğenleri tarafından köye çağrılır. Bu noktadan itibaren oğlun babayı ikna etme çabası, yavaş yavaş hesaplaşmaya dönüşür. Anlatı anlamında, bu minvalde daha önce Türkiye sineması özelinde sayısız örneğini gördüğümüz bir izleği var Bozkır’ın. Kadınların yerinin olmadığı -film boyunca tek kadın karakterin ettiği cümle sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor- bu erkek hikâyesini sinematik olarak heyecan verici kılacak herhangi bir unsur da bulunmuyor filmde. Birbirine çok benzeyen planlar, doğallıktan ziyade sıradanlaşan diyaloglar, baba-oğul arasındaki gerilimin yükselemediği anlarda ses bandında birden beliren “gergin” sesler… Tüm bunlar ışığında Bozkır’ın zihinlerde doğurduğu en önemli soru şu oluyor: Festivallerin yarışma seçkilerinde sayıyı tamamlamak adına bu seviyedeki yapmların tercih edilmesine gerek var mı? Zira karşımızdaki, hikâyenin kilit unsuru hüviyetindeki yaklaşmakta olan sel tehdidini seyirciye hissettiremeyen, dahası o sel geldiğinde bunu görselleştirme konusunda sınıfta kalan bir yapım. Toparlamak gerekirse Bozkır, -festivalden ödüllerle dönse dahi- birkaç ay sonra unutulacak Türkiye yapımı filmlerin bir yenisi.

30/100

Not: 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yarışma seçkisinde yer alan Küçük Şeyler ve Kronoloji filmlerine, 26. Adana Film Festivali Günlükleri’nde yer verildiği için, bu iki film bu diziye dâhil edilmemişlerdir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi