5-16 Nisan tarihleri arasında zengin bir film seçkisini sinemaseverler ile buluşturacak 38. İstanbul Film Fetivali 3. gününde de tüm hızıyla devam ediyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 38. İstanbul Film Festivali; Dünya sinemasının en yeni örnekleri, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve kült yapıtların aralarında bulunduğu 175 uzun metrajlı ve 11 kısa filmden oluşan zengin programıyla festival takipçileriyle buluşuyor. Festival kapsamında 12 gün boyunca, 19 bölümde 45 ülkeden 187 yönetmenin toplam 186 filminin 467 seansta gösteriminin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek sohbetler, atölyeler, konserler ve özel etkinlikler de yer alacak.

38. İstanbul Film Festivali’nde Dün

Kızgın bir kız çocuğu; Oyunbozan

Genç Ustalar bölümünde yer alan, Berlin’den Alfred Bauer Ödülü kazanmış Oyunbozan, yönetmen Nora Fingscheidt’in ilk uzun metrajlı filmi. Geçirdiği travmalar sonucunda öfke patlamaları geçiren 9 yaşındaki Benni’nin başından geçenleri izleyen filmin gösteriminin ardından yönetmen Nora Fingscheidt, filmin oyuncularından Albrecht Schuch ve görüntü yönetmeni Roy Imer izleyicilerden gelen soruları yanıtladı.

Filmi iki yıl araştırma yaptıktan sonra çektiğini ve hep kendi çocukluğundan da izler taşıyan öfkeli bir kız çocuğu hikâyesi anlatmak istediğini söyleyen Fingscheidt, Benni karakterini oynayan genç ve yetenekli oyuncu Helena Zengel’i 150 kız çocuğu arasından seçtiğini anlattı: “Onun yeteneği seviyesinde başka kimse yoktu, Helena çok özel bir kız. Çekimden 6 ay önce onunla çalışmaya başladık ve Benni karakterini onunla geliştirdik. Yetişkinlerin kasting sürecine de dahil oldu. Oynayacak oyuncuları, ‘bu benim sevdiğim eğitimci, bu sevmediğim’ diye ayırıyordu. Helena, Benni’nin dünyasını öğrenmişti bile. Çocuklarla çalışmak keyifli çünkü çok uzun saatler çalışamadığınız için uzun bir çekim süreciniz oluyor. Günde ancak 5 saat çalışabiliyorsunuz bir çocukla Almanya’da. Filmi 67 günde, toplamda verdiğimiz aralarla birlikte 5 ayda çekmiş olduk”.

Teona Strugar Mitevska: Çiçek İstemez, eşitlik yeter!

On bir yıl önce ikinci uzun metraj filmi I Am From Titov Veles ile İstanbul Film Festivali’ne katılan yönetmen Teona Strugar Mitevska, Berlin’den Ekümenik Jüri Ödülü alan son filmi ile bu sene de festivale konuk oldu. Küçük bir kasaba olan Stip’de ailesiyle birlikte yaşayan Petrunia 32 yaşındadır. Tarih mezunu olan Petrunia, Stip’de iş bulmakta zorlanır. Teofanya bayramı sırasında suya atılan haçı, geleneklerin aksine bir kadın çıkarır: Onun adı Petrunia’dır.

Eşanlamlılar: Bir ülkenin vatandaşlarından beklentisi nedir?

2018’de Filmekimi’nde izlediğimiz Anaokulu Öğretmeni filminin özgün versiyonunun sahibi Nadav Lapid’in Berlin’de Altın Ayı kazanan son filmi Eşanlamlılar Atlas Sineması’nda gösterildi. İsrail’den Paris’e göç eden ve kökenlerini silmeye çalışan bir adamı merkezine alan filmin gösterimin ardından İsrailli yönetmen Lapid izleyiciden gelen soruları yanıtladı.

İsrail ve Paris arasında sürekli seyahat ettiğini söyleyen yönetmen Nadav Lapid, filminde bir mesaj vermeye çalışmadığını söylüyor: “Hayat ve varoluş ikilisini yansıtmaya çalıştım. Temalar ise çok farklı meseleler üzerineydi. Ancak temel olarak “Kendi kimliklerimizin tutsağıyız” sözü etrafında ilerlemeye çalıştım. “Bir ülkenin vatandaşlarından beklentisi nedir? Vatandaşlar ülkelerini sevmeli mi, sevmeliyse ne kadar sevmeli ya da bu sevginin bir sonu var mı?” soruları da filmi oluşturan etmenler arasında.”

Türk Operası’nın divası üzerine bir belgesel: Leyla Gencer: La Diva Turca

20. yüzyılın en önemli opera sanatçıları arasında yer alan Leyla Gencer’in anısı yaşatılmaya devam ediyor. Vefatının 10. yılı kapsamında İKSV bünyesinde düzenlenen sergi ve şan yarışmasının ardından, İKSV’nin yapımcılığını üstlendiği “Leyla Gencer: La Diva Turca” belgeselinin festival kapsamındaki gösterimi Pera Müzesi Oditoryumu’nda yapıldı.  Selçuk Metin’in yönetmenliğini üstlendiği belgeselin senaryosu ve metinler ise Zeynep Oral’a ait.

Belgesel gösteriminin ardından yapılan söyleşide yönetmen Selçuk Metin Leyla Gencer‘le şahsen  tanışmadığını ancak yıllardır ünlü soprano üzerinde çalıştığını, Zeynep Oral ile tanıştıktan sonra belgeseli yapmaya karar verdiklerini söyledi. Selçuk Metin özellikle Leyla Gencer’in geniş kitlelere ulaşan başarısını vurguladı: “Cumhuriyet kadınının neler yapabileceğinin göstergesi oldu bu film.”

Gösterime katılamayan Zeynep Oral ise gönderdiği mesajda “dünya sahnelerini tutuşturmuş”, öncü, örnek, ekol bir Diva’yı hakkıyla yansıtabilmenin, hele de insani zaaflarıyla ele alabilmenin zorluğunu bu belgeselle anladıklarını belirtti.

Ukrayna sınırından varoluşsal bir kara komedi

Ukraynalı belgeselci Roman Bondarchuk’un çektiği ilk kurmaca filmi Yanardağ, bir kara komedi. AGİT çevirmeni Lukas’ın Kırım sınırında sığınmak zorunda kaldığı köy ve bu köyün akıldışı evrenini anlatan filmin yapımcısı Olena Yershova, gösterimin ardından izleyiciden gelen soruları yanıtladı.

Filmin senaryosu nasıl gelişti?

Yönetmen ve filmin senaristi Ukrayna-Kırım sınırındaki Kherson civarında doğup büyümüş. Ukrayna sınırının halini ve durumunu anlatmak istedik. Filmin ana karakteri Vova amca gerçek biri ve senaristin de amcası. Gerçek hayatta süregelen zorluklardan esinlenerek senaryo şekillenmiş oldu.

Film Rusya’da gösterime girecek mi? Bir de, şu an Ukrayna’da Lenin’e duyulan bir özlem var mı?

Hayır, Rusya’da gösterime girmeyecek. Her ne kadar Rusya’daki eleştirmenlerden çok iyi yorumlar almış olsak da filmi nasıl karşılayacaklarını tahmin edemiyoruz. Riske girmek istemiyoruz. Ukrayna’nın kötü durumda olduğunu söylemeye çalıştığımızı düşünebilirler ama biz bundan ziyade, varoluşsal problemleri anlatmaya çalıştık. Filmin konusu çoğu siyasi veya politikal olaydansa, insanın kendi içinde yaşadığı içsel problemlerin ve varoluşsal sorunların yansımasıydı.

Lenin konusuna gelince, işler hala karışık tabii. Ukrayna bağımsızlığına hâlâ alışamadı. Gördüğünüz gibi ekonomi de hala oturmuş değil. Hemen oturmasını bekleyemeyiz, biraz zaman alacak ama şunu söyleyebilirim ki; şu an yeni nesil Lenin’i tanımıyor. Biraz daha zaman geçsin, 100 yıl Lenin’in egemenliği altında kaldığımızı hatırlamayacağız bile.

Filmin adı neden ‘Yanardağ’?

Film aslında dümdüz bir bozkırda geçiyor, yanardağ yok. Bizim kastettiğimiz varoluşçu bir anlam. Gerçek yanardağdansa insanın halet-i ruhiyesini ifade ediyor. Patlamaya hazır duygularla dolu insanlar. Çünkü insan hep böyle düşünürse bir yerde yapacak tek şey olarak gülmek kalıyor.

Jak Şalom’un gözünden Ermanno Olmi

Türk Sinematek Derneği kurucu üyelerinden, bu yıl festivalin Sinema Emek Ödülü sahibi Jak Şalom, Cinemania bölümünde yer alan Ermanno Olmi’nin 1961 yapımı İş filmini Kadıköy sinemasındaki gösteriminden önce izleyiciye sundu. Geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Ermanno Olmi’nin ikinci uzun metrajı olan İş, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin ve İtalyan sinemasının başyapıtlarından biri.

Ermanno Olmi’nin İtalyan sinemasının en önemli yönetmenleri arasında sayılmadığını, Visconti, Fellini, Bertolucci gibi ünlü olmadığını söyleyen Jak Şalom, Olmi’nin sinemaya başlama hikayesini ise şöyle anlatıyor: “Babası onu 16 yaşındayken bir elektrik şirketine çalışması için yerleştiriyor. Ayak işi yaparken, aynı zamanda 16 mm bir kamerayla film çekmeye başlıyor. Bu çabası şirket yöneticilerinin dikkatini çekiyor ve kendisine belgesel çekmesi için imkan tanınıyor şirket adına. Sinemayla uğraşması, elini alıştırması hep o dönemde bu belgesellerle oluyor. Öyle ki, sinemanın her işinde uzmanlık kazanıyor bu sayede. Nalın Ağacı Cannes’da Altın Palmiye aldı. Filmin senaryosunu yazdı, yönetmenliğini yaptı, görüntü yönetmenliğini yaptı, kurgusunu yaptı. Yani bu filmi tam bir auteur olarak baştan sona yürüttü.”

Olmi’nin çektiği filmlerin yaşadığı dönemin sinema anlayışı ve İtalya için “tuhaf” olduğunu söyleyen Jak Şalom, Olmi’nin sinemayla ilişkisini şöyle yorumluyor: “Filmle hümanist bir ilişki kuran bir insan. ‘Niye tavır almıyorsun, niye politik duruşun yok?’ diye eleştiriler oldu. Ermanno Olmi ise yumuşak fırça darbeleriyle, İtalya’da 1961 yılında nelerin yolunda gitmediğini son derece duyarlı bir şekilde anlatabilmiştir.”

Köprüde Buluşmalar’da Tolga Karaçelik Kelebekler’i anlattı

Köprüde Buluşmalar ilk gününde Tolga Karaçelik’i ağırladı. Kelebekler filmiyle Sundance Film Festivali’nden En İyi Film Ödülü kazanan Karaçelik, filmin yapım hikayesini seyirciyle paylaştı.

“Senaryo aşamasında mühendis gibi yaklaşıyorum. Çok fazla not alıyorum. Duvarlar postitlerle doluyor. Her sahne kaç dakika sürecek diye yazıyorum. Notlara bakarak filmi seyrediyorum ve sonra diyorum ki geldik filmin 40. dakikasına değişim gerek. Sahneleri puanlamaya başlıyorum 5 üzerinden 2, 5 üzerinden 4… Hiçbir sahne 5 üzerinden 4’ten aşağı olmamalı. İzleyiciler boş bir film izlemiş olmamalılar.”

38. İstanbul Film Fetivali’nde Bugün

Festivalde günün filmlerinden:

Biz Çakallar | 19.00 | Cinemaximum Zorlu Center

Yuli | 19.00 | Rexx Sineması

Festivalde günün belgesellerinden:

Saz | 16.00 | Cinemaximum Zorlu Center

Gorbaçov’la Görüşme | 19.00 | Pera Müzesi Oditoryumu

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi