38. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışma bölümünde yer alan Kardeşler’in yönetmeni ve senaristi Ömür Atay ile filmin ortaya çıkış sürecini, Amerikan bağımsız sinemasıyla olan yakınlığını, biçimsel tercihlerini ve diğer merak edilenleri konuştuk.

Söyleşi: Güvenç Atsüren

Deşifre: Hande Yıldız

Fotoğraflar: Çağla Akıncı

Güvenç Atsüren: Kardeşler’in fikri nasıl ortaya çıktı?

Ömür Atay: Hikâye yerine daha kavramsal bir alandan ortaya çıktı. Kendimizi tanımladığımız ilk ötekilerimiz ya da ötekileştirdiğimiz insanlar aslında aile içindeki kardeşlerimiz. Kavramsal olarak öteki ve kardeş olmak üzerine fikirler kafamda oluşmaya başladı zamanla. Rusya’da olduğum dönem, iki kardeş arasındaki hesaplaşmaya dair bir gazete haberi gördüm. Hikâye olarak şu anki kalıpla çok da ilgili değildi. O haberi kestim ve çalışma odamın duvarında 3-4 sene kaldı. Daha sonra bu kavram ve tema ilerledikçe yerel konular da işin içine girmeye başladı. Bu toprakların antik çağlardan gelen hikâyeleri, günümüzdeki durumlarla kavramsal bir alanda birleşti. Suç, Ceza ve iç adalet kavramlarını yerelden Türkiyeli olmak gerçekliğine bakan özgün bir hikaye ortaya çıktı.

Güvenç Atsüren: Türkiye televizyonlarının çok sevilen dizilerinin kamera arkasında uzun yıllar çalıştınız. Öncesinde kısa filmleriniz var ve Anlat İstanbul’un Kırmızı Başlıklı Kız bölümünü çekmiştiniz. Bahsettiğimiz kavramlar ve hikâye mi sizi uzun metraja götürdü, yoksa artık bir uzun metraj çekmemin zamanı geldi mi dediniz?

Ömür Atay: Uzun metraj film çekmenin zamanı geldi diye düşündüm. Kısa filmden geliyorum, temel disiplinim sinema. Okuldan mezun olduğumuz yıllarda çok az film çekiliyordu. O dönem zorunlu olarak televizyona yöneldim. Kardeşler’den önce Kültür Bakanlığından destek alan Benim Adım Nino isminde bir projem vardı. Fakat yurt dışında çekileceği için onu bir türlü hayata geçiremedik. Onun gerçekleşmeyeceğini anladığımda Kardeşler’e yoğunlaştım.

Güvenç Atsüren: O proje tamamen iptal mi oldu?

Ömür Atay: Realize edemeyince Kültür Bakanlığı desteğini geri verip projeyi rafa kaldırdık. Zamansız bir hikâye olduğu için belki günün birinde çekilir.

“Filmin zamansız ve yersiz bir hissi var.”

Güvenç Atsüren: Yeni kuşak yönetmenler şehir filmleri yapmaya başlasa da Türkiye sinemasında ve -bu tanımı sevmesek de- özellikle festival filmlerinde hikâyenin genelde taşrada geçtiğini görüyoruz. Kardeşler, mekânsal tercihleriyle ikisinin ortasında kalmış bir durumda. Ne bir şehir filmi diyebiliyoruz ne de taşra. Filmin mekân tercihleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ömür Atay: Filmin aslında zamansız ve yersiz bir hissi var. Bu bilinçli bir tercih. Hikâye, Yusuf karakteriyle Ankara’da bir ıslahevinde başlasa da Ankara’yı pek görmüyoruz. Daha sonra yollarda devam ediyor ve yersiz yurtsuz, zamansız bir mekâna geliyor. Hikâye burada olgunlaşıp finalleniyor. Hikâyenin kendi kodlarıyla ilgili olabilir. Mekân tasarımı, günümüz Türkiye’sinde kapitalist sistemin içine sinmiş gizli feodal kodları dert edinip araştıran ve erkek dünyasına erkekler tarafından bakılan bir film olmasıyla ilgili gelişti. Aslında hikâyenin başında erkeklerin uğradığı ama kök salmadığı bir mekân, karakterlerimizin dünyasına ve hikâyeye daha uygun geldi. Bu yıl bizimle aynı zamanda çıkan filmlere baktığımda çok fazla taşra filmi olduğunu ben de fark ettim.

Güvenç Atsüren: Yol kenarı otellerine ve neon tabelalara Amerikan bağımsız sinemasından aşinayız. Kardeşler’in bu coğrafyanın kültürel kodlarıyla da doğrudan ilişkisi var. Bu iki durum arasında bir denge görüyoruz. Bu dengeyi filmin biçimsel tercihlerinde ve anlatısında nasıl kurdunuz?

Ömür Atay: Hikâyeyi örmeye ve tretman aşamasına başlarken bu yersizlik yurtsuzluk şekillendi. Ana karakterin asıl amacı annesine ve annesinin rahmine geri dönmek. Fakat o, hikâye gereğince yarım kalıyor. Montaj aşamasında filmin Amerikan bağımsız sinemasının yol filmlerine, his olarak yakın olduğunu gördüm. Senaryonun son iki taslağını yazmadan, karakterin gerçek dünyasına yakınlaşmak amacıyla, karayolunda 3500-4000 km’ye yakın mekân taraması yaptık. Tır parkları bizim pek uğradığımız yerler değil ama aslında orada da tır şoförlerinin kaldığı yol otelleri var. Biraz öyle şekillendi. Filmdeki otelin tasarımını gördüğümüz üç-dört gerçek mekândan modelleyerek yaptık. Yol filmleri, yol insanları ve kaldıkları mekânlar aslında birbirine çok benziyor. Genelde boşluğun ortasında, büyük alanlarda ve yol kıyısındalar. O anlamda muhtemelen dünyanın pek çok yerindeki yol otellerine benziyor olmalı.

Güvenç Atsüren: Filmin görüntü yönetimi karakterlerin arafta kalmışlığını destekliyor. Bu sizin amaçladığınız bir şey miydi?

Ömür Atay: Film, hem fiziksel olarak yollarda geçiyor hem de karakterlerin kendi iç dünyaları ve dönüşümleri, yolda hatta arafta olmalarıyla ilgili. Mekân tasarımı ve plastik unsurlar katman katman düşünerek ve sistematik şekilde gelişti. Doğru ya da yanlış anlamında söylemiyorum ama okullu olduğum için filmin masa başında, belli bir matematikle kurulumuna eğilimim var.

Güvenç Atsüren: Oteli nasıl tasarladınız?

Ömür Atay: Otel bölümü, eski bir kapalı tır parkının içinde yer alıyordu. Orası iç cephesinden dış cephesine neredeyse yeniden inşa edildi. Bu kadar bölünmüş değildi. Daha çok şoförün kaldığı odalar da vardı. Ana karakterlerimiz buranın sahibi de olduğu için, iki kardeşin kendilerine ait bir odası vardı. O tasarımı daha net hâle getirdik diyebilirim.

Güvenç Atsüren: Filmdeki üç ana karakteri oynayan oyuncuların tümü Türkiye prömiyerini yaptığı Adana Film Festivali’nde ödül kazandı. Bunda muhakkak oyuncu yönetiminin de katkısı var. Oyunculuk kavramına nasıl bakıyorsunuz? Oynadıkları karakterleri yaratırken oyuncularınızı ne kadar serbest bırakıyorsunuz?

Ömür Atay: Bu kıstaslar, yaptığınız film ve türüyle çok ilgili. Bu filmde biraz matematik işledi. Caner Şahin’i bir televizyon dizisinde gördüğümde dikkatimi çekti. İzlemeye başladıktan sonra rol teklifiyle gittik. Yusuf’u oynayan Yiğit Ege Yazar ve Yasemin’i oynayan Gözde Mutluer birkaç aşamalı bir “audition” sürecinden geldiler. Oyuncuların yetenekli olması tabii ki çok önemli bir unsur. Ama ben yeteneğin yanında, doğru “casting” denilen yapımcı ve yönetmenin vizyonuyla karakterlerin plastiğini ve duygusunu görme pratiğine çok inanıyorum. Özellikle Ege ve Gözde “audition” sürecinde bu karakterlerin kendileri olduğu konusunda bizi çok iyi ikna ettiler. O anlamda biraz masa başında planlayarak oldu diyebilirim. Bu filme özel olarak oyuncularımızın hepsi çok genç. Açıkçası olağanın dışında yüksek bir sorumluluk benim üzerime kaldı. Bu yönden riskleri vardı projenin, ama bu hikâyeyi çekmek istediğim için riski aldım. Sonuçlardan da çok mutluyuz. Karlovy Vary’de dünya prömiyerimizi yaptıktan sonra Türkiye prömiyerimizde üç oyuncumuzun da ödül alması bizi çok sevindirdi. Üçünün de ilk sinema filmi. Türk sinemasının üç yetenekli oyuncu kazandığını düşünüyorum ve bu çok gururlandırıyor beni.

“Yerel kodları olan bir cinayet hikâyesi olarak da ifade edebilirim bu filmi.”

Güvenç Atsüren: Olay örgüsüne baktığımızda Kardeşler’in gerilim türünde bir filme dönüşebileceği de görülüyor. Lakin karakterlerin arasındaki ilişkiye odaklanarak duyguları yükseltmeyip bunu bir tür filmine dönüştürmemeyi tercih etmişsiniz. Bu kasti bir tercih miydi?

Ömür Atay: Bir türe dönüştürmek gibi bir derdim ve niyetim olmadı başından beri. Çalışırken de bazen birtakım sapaklar görürsünüz. Girersiniz çıkarsınız ama sizi götüren yol neyse, hikâyeyle ilgili oradan devam edersiniz. Tabii ki fark ettim çalışırken, çekerken ve montaj sürecinde. Hikâyenin merkezinde ailelerinin verdiği bir karar nedeniyle birbirlerinin kaderini yaşamak zorunda kalan iki erkek kardeşin olduğu bir karakter filmi bu. Bir suçu, gizlenmiş bir cinayeti ceplerine koyuşlarındaki, hayata devam edişlerindeki ve aralarındaki gerilim tonu, beni bu şekilde ilerlemeye sevk etti. Yerel kodları olan bir cinayet hikâyesi olarak da ifade edebilirim bu filmi. Bu anlamda da duygusal alanlarının çok yükselebileceği, ajitasyona açık alanları vardı. Oyuncu yönetimi de dâhil olmak üzere çok imtina ederek filmi realize edebileceğimi düşündüm. Bu farkındalık, ekip olarak hep üzerimizdeydi.

Güvenç Atsüren: Televizyonda çalışmakla bağımsız sinema yapmak arasında nasıl farklar var?

Ömür Atay: Aslında tam da üzerine konuştuğumuz konu bu. Benzer durumların başka versiyonlarının nasıl çekilebileceğini mesleki tecrübelerden biliyorum. Televizyonda her zaman duyguları daha açık kodlarla vermeniz gerekir. Bu tecrübem, beni tam tersi bir alana itti. Bugüne kadar çok ticari film teklifi aldım ama ticari bir şey yapacaksam bunu televizyon üzerinden yapmayı tercih ettim. Ama televizyonda da sektöre göre konuştuğumuz konularda biraz daha imtina eden bir yönetmenim.

Güvenç Atsüren: Bahsettiğimiz gibi Kardeşler, dünya prömiyerini Karlovy Vary’de yaptıktan sonra Adana’da gösterildi ve şimdi de İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma’da. Filmin festival yolculuğuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Ömür Atay: Karlovy Vary gibi önemli bir festivalde prömiyer yapmak çok özel ve güzeldi. Böyle bir yerde filminizi açtıktan sonra on iki-on üç festivalin ana yarışmasındaydık. Güzel bir festival yolculuğu geçirdik. İstanbul’da özellikle hiç gösterim yapmadık. Türkiye’de sinemanın ve sektörün kalbi burası olduğu için İstanbul prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yapmayı bekledik.

Güvenç Atsüren: Gelecek projeleriniz neler, sıradaki projeniz yine uzun metrajlı bir sinema filmi mi olacak?

Ömür Atay: Şu anki duygum ve mevcut şartlara göre, yeni bir film için aranın bu kadar açılmayacağını kesin olarak söyleyebilirim. Bir uzun metraj kurmaca projesi ve kurmaca bir dökümanter üzerinde çalışıyorum. Birbirlerine eşlik edecekler gibi görünüyor. Anlat İstanbul’dan sonra verdiğim ara kadar uzun bir ara olmayacak. Kişisel olarak, hayatta hemen görülen hikâyeler ve durumlar çok ilgimi çekmiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information