38. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen ve İstanbul’da yaşayan Senegalli göçmen bir kadını odağına alan Amina isimli belgesele dair merak edilenleri yönetmeni Kıvılcım Akay ve yapımcısı Aslıhan Altuğ ile konuştuk.

Söyleşi: Ecem Şen

Deşifre: Hande Yıldız

Fotoğraflar: Çağla Akıncı

Ecem Şen: Mülteci/göçmen kadınların var olma hikâyesini bir karakter üzerinden anlatma fikri ve elbette Amina’yla buluşma süreciniz nasıl gerçekleşti?

Kıvılcım Akay: Amina’yı 2013 yılında fotoğrafçı arkadaşım Aslı Çelikel’in Laleli’nin arka sokaklarında çektiği fotoğraflarda görüp çok etkilendim. Sadece Amina’yı değil pek çok insanı görmüştüm orada. Burada farklı milletlerden göçmen ve mülteci olarak pek çok insan yaşıyor ama hiçbirine dokunmuyoruz, hiçbiriyle iletişim hâlinde değiliz diye düşündüm. Aslı 2016 yılında Amina’yı bulup bir fotoğraf çekimi daha yaptı. Çok etkileyici bir fotoğraf çalışmasıydı. Onu gördükten sonra “Amina’yı tanımak istiyorum.” hissiyatı uyandı bende. Amina’yla tanıştıktan sonra aslında hiçbir şey bilmediğimizi, sadece kendi kabuğumuzda yaşadığımızı fark ettim. Yeni bir dünyaya girmiş oldum bir yandan. Devamında o kadar sıcak bir iletişim kurduk ki aramızda bir arkadaşlık gelişti. Onu takip edip belgeselini yapmak istediğimi söyledim. Burada göçmen olmanın onu belgeselle birlikte nasıl etkileyeceğini düşünüp başlarda tereddüt etse de sonrasında sevindi. Aslında bir model olma hayali vardı. Hayalleriyle çakışabilecek bir nokta olmasından dolayı perdede olmanın çekiciliği ve yeni insanlarla bir araya gelecek olma heyecanı onun da çok hoşuna gitti. İkimiz için de çok başka bir şeye dönüştü. Çıkış noktalarından biri de tek boyutlu bir karakter anlatmama isteğiydi. Bugüne kadar karşımıza hep acınası bir karakter kondu. Ama insanlık ne kadar kötü durumda olursa olsun sadece ağlayan bir varlık değil. Göçmen ve mülteciler de iyi bir hayat yaşamaya çalışıyorlar. Kısa bir süre sonra ben bunu yapmaya karar verdim ve bunun üzerine ilerlemek istiyorum dediğim noktada da hemen Aslıhan’la oturup konuştuk. Bir yandan da, insanların kendilerine yakın bir refah düzeyinde yaşayan göçmen ya da mültecilerle karşılaşmak istemediklerini fark ettim. Bu bizim için önemli bir noktaydı. Bu işi çok daha önemli bulmaya başladık ve dört elle sarıldık.

Aslıhan Altuğ: Kıvılcım’ın önceki belgesel projelerinde birlikte çalışmıştık. Modanın Yüzyılı isminde bir belgesel serisi vardı. Sonra da Dileğim Barış Olsun geldi. Hem yapıma destek olup hem de altyazı ve çevirileri yapmıştım. Amina, uzun metraj konusunda ilk yapımcılık deneyimim oldu. Projeyi geliştirmek üzere konuştuk ve devamı geldi.

Ecem Şen: Bildiğim kadarıyla belgeselin isminin Ben de Buradayım olmasını planlıyordunuz aslında. Göçmen kadınların arasında “ben de buradayım” diyen Amina’nın hikâyesiydi. Sonrasında daha kişiselleşen bir hikâyeye dönüşerek filmin ismi Amina oldu. Bu değişimin çıkış noktası ne oldu?

Kıvılcım Akay: Ben de Buradayım başlardan beri çok sevdiğimiz bir isimdi ama tekil bir yanı yoktu. İlk etapta çok daha fazla kadını projeye dahil etmeyi planlamıştık ve çekimlerini de yaptık. Sonrasında baktık ki hem çekimlerde hem de kurguda tek bir karakterin üzerine yoğunlaşmak onunla daha iyi bağ kurup konuyu anlamamız için daha çekici olacaktı. Böyle olunca da Ben de Buradayım ismi biraz havada kalmış oldu. Filmin söylemek istediğini tekrar ediyormuşuz hissiyatı da doğuruyordu bir yandan.

Aslıhan Altuğ: Ben de Buradayım, film adına çok fazla söz söyleyen bir isim oldu. Filmi izlediğinizde film kendi kendine bunu söylüyor ve isminin de söyleyip vurgulamasına gerek olup olmadığını sorguladık. O süreçten sonra da değiştirme kararı aldık. Amina’nın vesilesiyle birçok göçmen kadınla tanışma ve arkadaş olma fırsatımız oldu. Onların hikâyelerini de dinledik ama Amina’nın hikâyesi bu, merkezde o var. O yüzden filmin ismi sade bir şekilde Amina olsun dedik.

Ecem Şen: Belgeselde Amina’nın hayatı için çok önemli iki kırılma noktası var. Biri iki yıldır görmediği kızıyla Senegal’de buluşması, sonrasında da hayali olan moda çekiminin gerçekleştirilmesi.  Ama aslında ikisi de belgeselin asıl meselesi değil. Amina’nın hayatında bu denli güçlü kırılma anlarına tekabül eden anların, belgeselin ulaşacağı nokta olarak görülmesinden kaçınmak için nasıl bir yol izlediniz?

Kıvılcım Akay: Bir göçmen olma hikâyesi anlatıyoruz. Bir göçmen ne yaşar, ne hisseder? Bu sadece Amina’nın yaşadığı bir şey değil. Dünyanın birçok yerinde göçmen olan insanların duygularına tekabül ediyor. Birçoğunun aslında aynı kırılma noktalarını yaşadığını gördükten sonra böyle hissetmeye başladım. Türkiye’den Almanya’ya giden göçmenlerden tutun da buraya gelenlere, yeryüzündeki tüm göçmenlerin aslında aşağı yukarı benzer duyguları var. Kimse sıcak yatağını, ülkesini ve sevdiklerini bırakıp başka bir ülkeye zor koşullar altında yaşamak zorunda kalarak gitmek istemez. Bu durumda orada sevdiklerini bırakırsan ve hayallerinin de gittiğin yerde gerçekleşmesi çok mümkün değilse hep o ikilem arasında yaşarsın. Göçmenlik de aslında tam o iki arada kalma duygusu. Bu yüzden sahneleri ve filmin yapılanmasını buna göre oturtmaya çalıştık. Sizin de dediğiniz gibi ne modayı merkeze aldık ne de kızını. Çünkü burada bir göçmenin hisleri ve burada yaşadığı duyguların bütünü var. O yüzden tam o duyguyu yaşatacak oranda bazı sahneler uzun, bazı sahneler de kısa. Seyirciler izlerken neden burası bu kadar kısa diye düşünebilir ama aslında bazı anların onun hayatında da kısa bir yeri var.

Aslıhan Altuğ: Amina hâlâ burada yaşamaya çalışmaya devam ediyor. Senegal’e dönmek istiyor ama burada. Onun gerçekliği de aslında bu. Filmde de Senegal’e gitmek onun için çok kısa bir ziyaret ve kavuşma. Kızıyla buluşması da model olma hayalleri de aynı şekilde. Gerçek olacağını pek ummadığı bir hayal. İkisini de kısa kısa yaşıyor ve sonrasında Kıvılcım’ın kurguyla yapmaya çalıştığı gibi Amina’nın tekrar kendi gerçekliğine döndüğünü göstermeye çalıştık.

Ecem Şen: Amina’nın hayatında ve motivasyonunda kızının büyük bir yeri var. Ancak Senegal’deki buluşma, klasik bir sinema seyircisinin beklediği gibi anneliğin ve hasretinin yoğun bir biçimde gösterildiği bir sahne değildi. Bu durum Amina’yı tamamen kızı için bir şeyler yapan fedakâr anne modelinden çıkararak aslında kendi ayakları üzerinde duran ve burada da başka bir hayatı olan kadın formunda inceliyor.

Kıvılcım Akay: Öyle bir yanı var. Bir de gerçekten kızının hayatında olduğu süre o kadar kısıtlı ki filmin içerisinde bunu uzun tutmak gerçekliğe yönelik de birtakım kırılmalar yaratacaktı. Onunla yaşayacağı o dolu dolu, uzun anlar zaten gerçekleşemiyor. Filme bu kadar yansıtmak ağırlık merkezini değiştirecekti. Hasretini dolu dolu yaşayamaması hissiyatı üzerinden de gidiyoruz. Senegal’deki görsellik daha farklı ve ilgi çekici olduğu için izleyenler “Oradaki sahneler niye kısa?” diye söylendi. Ama mesele bu değil, çıkış noktası Amina’nın kökleri. Orası iki yılda iki hafta gidebildiği bir yer artık sadece. Göçmenin ülkesine dönmesinin o kadar kolay olmadığını, gittiği gibi dönüşünün de hızlı olduğunu göstermek istedik. Dediğiniz gibi ayaklarının üzerinde duran güçlü bir kadın olduğu için sadece anne kimliğini göstermek de istemedik.

Aslıhan Altuğ: Kavuşma anı uçaktan iner inmez çektiğimiz ve bizim de orada şahit olduğumuz bir andı. Öncesinde bir planlama yapmadık. Senegal’de Amina gibi pek çok anne çocuğunu bırakıp başka ülkelere gittiği için kültürel sebeplerle ve aile yapısından dolayı uzak kalma duygusuna çok alışkınlar. Geride kalan çocuklara akrabaları bakıyor. Çok fazla çocuk ve çok fazla ebeveyn var. O kalabalık aile yapısı ortamında birebir ilişkiler çok ön plana çıkmıyor. Çok fazla vakit geçiremiyorlar ve duygularını birbirlerine aktaramıyorlar. Canlı canlı yaşandığı anları çok göremiyoruz.

“Onların yan yana gelişini ve burada oluşlarını resmetmek için böyle bir âna ihtiyacımız vardı.”

Ecem Şen: Tam bir kurmacadan bahsedemesek de moda çekimi gibi kurmaca sahneler de belgeselin içinde yer alıyor. Kurmaca olanla Amina’nın hayatında gerçekleşen ve kameraya anlık olarak yansıyan olayların dengesini nasıl kurdunuz?

Kıvılcım Akay: O dengeyi kurabildiğimize inanıyorum. Kurmaca olanlardan bahsederken bazı anların hayat içerisinde var olan tekrarlarını gerçekleştirdik aslında. Amina’nın günlük yaşamından tutun da duygu dünyasına kadar hiçbir müdahalemiz gerçekleşmedi. Fotoğraf çekimi belgeseli daha güçlü kılacak bir sahneydi. Belgeselin sonrasında da yapmak istediğimiz birtakım şeylerin öncüsü olacağı için böyle bir sahne kurgulamak istedik. Burada sadece Amina yok. Burada sadece göçmen ve mülteciler var. Onların yan yana gelişini ve burada oluşlarını resmetmek için böyle bir âna ihtiyacımız vardı. O dengeyi kurabildiğimize inanıyoruz. Her ne kadar kurmaca estetiğinden yararlandığımız yerler olsa da kurmaca olan bir duygudan söz etmemiz mümkün değil.

Ecem Şen: Türkiye’de sinema yapmak zorken bunu belgesel sinemayla göçmen bir kadın karakter üzerinden gerçekleştirmek noktasında maddi olarak yeterli desteği bulabildiniz mi?

Aslıhan Altuğ: Senaryoyu 2016 yazında tamamladık. Önümüzde Antalya Film Forum vardı, yazar yazmaz ona başvurduk. En İyi Belgesel Pitching Ödülü’nü aldık. Bizim için iyi bir başlangıç oldu. Sonrasında Bakanlıktan destek aldık. Yine de çekimleri gerçekleştirebilmemiz için yeterli bir fonlama değildi. Durum böyle olunca kitlesel bir fonlama kampanyası başlattık. O kampanyayı, Kıvılcım ve ortak yapımcımız Beste’yle beraber yürüttük. Bütçesel nedenlerle Senegal’e gidip gidemeyeceğimiz bir soru işaretiydi. Kitlesel fonlamayla hedeflediğimiz rakama ulaşınca son dakika ayarlamalarıyla Senegal’e gittik. Devamında Yeni Film Fonu’ndan post-prodüksiyon desteği ve Beşiktaş Belediyesi’nden önemli bir sponsorluk desteği aldık. Ekipten de epey destek alarak tamamladık.

Kıvılcım Akay: Hiçbir zaman yeterli olmuyor ve bunu bilerek yola çıkıyorsunuz. Bu işte en sevmediğim yanlardan biri özellikle belgeselde bazı konuların modalaşması. Göçmen ya da mülteci hikâyesini insanlar artık çok da fazla görmek istemiyorlar ve bunun eskidiğini düşünüyorlar. Buna rağmen proje inatla gelişti çünkü meseleye biraz daha farklı bir yerden baktığımızı düşünüyoruz. Bu yüzden de yurtdışında istediğimiz fonlara pek yaklaşamadık ve yurtdışı fonlarından istediğimizi fazla alamayınca Türkiye’deki fonlarla idare etmek zorunda kaldık. Ama yapılmayacak diye bir şey yok.

Ecem Şen: Hem kamera önünde hem kamera arkasında, her alanda kendi ayakları üzerinde duran kadınlar görüyorum. Siz de bu kadınlardansınız. Sizce bu bağ, belgesele nasıl yansıdı?

Kıvılcım Akay: Çok güçlüydü kesinlikle. Dediğiniz gibi belki de hepimizin yapmak ve görmek istediği şeylerin ortak paydası olduğu için hep birlikte üzerine bu kadar yoğun şekilde çalışabiliyoruz.

Aslıhan Altuğ: Çekimlerdeki kamera arkası ekibinin %90’ı kadındı. Bu durum çok güzel bir enerji yarattı. Bu sadece kadınların olmasıyla alakalı mıdır bilmiyorum ama çok yoğun tempoda olmasına rağmen hiçbir gerginlik ve ego çatışması yaşamadan bir set geçirdik. Sırf cinsiyet meselesi değil ama çok büyük faydası olduğuna inanıyorum. Karakterlerin de kendinden bir şeyler bulması ve herkeste benzer uyanışların olması ekipteki herkesin benzer şeyler hissetmesi bizim için çok önemliydi.

Ecem Şen: İstanbul Film Festivali süreci nasıl gelişti?

Kıvılcım Akay: Amina’nın Atlanta Film Festivali’nde yarışacağı haberi geldikten sonra İstanbul Film Festivali için de başvurular başlamıştı. Başvurumuzu yaptık ama yapımcımız Beste Yamalıoğlu’nun İKSV çalışanı olmasından dolayı gözden kaçırdığımız bazı yönetmelikler karşımıza çıktı. Ama İstanbul Film Festivali içerisinde olup prömiyerimizi burada yapıyor olmak da bizim için çok kıymetli.

Ecem Şen: Gelecek projeleriniz neler?

Kıvılcım Akay: Yapımcılığını birlikte yürüttüğümüz iki projemiz var.

Aslıhan Altuğ: Ayrıca yapımcılığını Büke Akşehirli’yle yaptığım Kuyruk isimli bir kısa film var. O da İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Kısa Yarışması’nda.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information