Bu yıl 38. kez düzenlenen ve tüm hızıyla şehri güzelleştiren İstanbul Film Festivali başlamışken, festivalin direktörü Kerem Ayan ile bir araya gelerek festivale dair merak edilenleri ve programda yer alan filmleri konuştuk.

Söyleşi: Ecem Şen, Güvenç Atsüren

Fotoğraflar: Edze Ali

Deşifre: Alp Karaçaylı

Ecem Şen: Öncelikle, yıllardır yenilenerek, güzelleşerek devam eden bir festivalden bahsediyoruz. 38. İstanbul Film Festivali’nde bizi ne gibi yenilikler bekliyor?

Kerem Ayan: Yenilik olarak yeni filmler var. (gülüyor) 175 tane filmimiz var. Onun dışında farklı bir bölüm olarak elbette Stanley Kubrick bölümümüz var. Kubrick’in 13 filmini yani bütün filmlerini ölümünün 20. yılına özel olarak gösteriyoruz. Bu sayede ilk defa Kubrick’in bütün filmleri büyük ekranda izlenebilecek. Şu anda siz dâhil çoğu kişi izlememiştir herhalde sinemada. Hatta Otomatik Portakal’a göndermeli bir afişimiz de var. Onun dışında Dünya Festivallerinden, Genç Ustalar, Mayınlı Bölge gibi bölümler var. Mayınlı Bölge’yi biraz değiştirdik. Daha gerilimli, kanlı, heyecanlı filmler var artık bu bölümde. Mayınlı Bölge’nin sıkıcı imajını birazcık kırıyoruz böylece. Onun dışındaki bölümler de aynı şekilde devam ediyor.

“Yarışmaya iddialı ve zorlu filmler alıyoruz.”

Ecem Şen: Son birkaç yıldır hem Mayınlı Bölge hem de yarışma filmlerinde farklı bir yola girildiğini, oluşmuş bazı algıların kırılmaya başladığını fark etmek mümkün. Bu konuyla ilgili ne söyleyebiliriz?

Kerem Ayan: Evet, bu birkaç senedir olan bir şey aslında. Bir taraftan da iddialı ve zorlu filmler alıyoruz yarışmaya. Mesela bazı filmler Mayınlı Bölge’de olabilecek filmlerdi ama onları yarışmaya kaydırıyoruz. Peter Strickland’ın Lanetli Kumaş – In Fabric’i ya da Benjamín Naishtat’ın Kırmızı – Rojo’su örnek gösterilebilir. Sinemaya yeni bakışlar temasına bir gönderme var burada. Biz de farklı anlatımlar, farklı yaklaşımlar ve bakışlar istiyoruz. Bu hissediliyorsa çok iyi bir şey bizim için. Çünkü çok önem veriyoruz uluslararası yarışmaya.

Ecem Şen: Geçen yıl kullanılan afiş de dikkat çekiciydi. Bu yıl da yine çok konuşulan bir eser ortaya çıktı. Aynı zamanda sosyal medyada video versiyonlarını da görüyoruz, farklı versiyonlar da dolaşıyor. Afişin fikri nasıl ortaya çıktı?

Kerem Ayan: Bu yıl Stanley Kubrick senesi olduğu için biraz onun üzerine gidelim istedik. Festivalin kampanyasını yapan TBWA bize Sebastian Bieniek’ın çalışmalarını gösterdi. Gerçekten çok güzel işleri var. Sonrasında teklif edildi ve çalışmayı kabul etti. 3 film üzerinden çalışıldı aslında ama biz Otomatik Portakal – A Clockwork Orange’ı kullanıyoruz. Diğerlerini sosyal medyadan veriyoruz. Herkes Otomatik Portakal afişini çok beğendi. Sürekli satılıp satılmayacağı soruluyor. Böyle bir göndermeyi de yapmış olduk.

Ecem Şen: Uluslararası jüri başkanının Lynne Ramsay olması da inanılmaz ses getiren bir gelişme oldu. İstanbul Film Festivali ve Lynne Ramsay’nin bir aradalığı nasıl gelişti?

Kerem Ayan: Lynne Ramsay son zamanların en revaçta olan yönetmenlerinden birisi. Çok farklı ve cesur işler yapıyor. İlk filminden beri olaylı bir yönetmen aynı zamanda. İki sene önce tanıştık onunla. Geçen sene için konuşmuştuk ama Hiçbir Zaman Orada Değildin – You Were Never Really Here için promosyon çalışmaları yapıyordu. Bu sene oldu bu iş. Ek olarak 11 Nisan’da Boğaziçi Üniversitesi’nde festival sohbeti yapacak. Çok ilgi gördü ve rezervasyonlar doldu bile. Lynne Ramsay, Uluslararası Yarışma’ya nasıl bakacak o da bizim için çok önemli açıkçası. Seçkiyi beğenmesi de bizim için önemli oldukça. Biz de gittiğimiz festivallerde bu nasıl seçki diyebiliyoruz zaman zaman. Bu anlamda jüriden olumlu tepki gelmesine seviniriz elbette.

Ecem Şen: Peki, yönetmen katılımlı gösterimler, etkinlikler düşünüldüğünde geçtiğimiz yıllara nazaran uluslararası konuklarda bir azalma olduğunu söyleyebilir miyiz ?

Kerem Ayan: Bu tamamen ekonomiyle paralel gidiyor. Çünkü bu sene sponsorumuz yok. O nedenle tabi ki daha az konuk çağırıyoruz. Yine konuk geliyor ayrıca yarışma yönetmenlerinin hepsinin burada olmasını tabii ki istiyoruz. Onun dışında tabi ki geçen seneye kıyasla bu sene konuk sayısında azalma olduğunu söyleyebilirim. Umarım böyle devam etmez. Çünkü biz de çok zorlanıyoruz bu kişileri çağırmak için. Mesela ABD’den birisini getirmemeye çalışıyoruz çünkü Los Angeles’tan buraya birisinin gelmesi gerçekten çok pahalı. Bunun için 10 film eksik getirmek yerine 10 konuk eksik getirmeyi tercih ediyoruz hâliyle.

Güvenç Atsüren: Festivalin bu yıl bir ana sponsoru olmadan devam etmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Kerem Ayan: Bu çok üzücü gerçekten. Bir taraftan da sponsorlara sormak lazım neden böyle olduğunu. Özellikle devamlılığı olan bir sponsor olmaması üzücü. Belki daha çok ülkenin durumuyla ilgili bu. “Ne olup biteceği konusunda önümüzdeki seneyi göremiyoruz ve o yüzden söz veremiyoruz” gibi bir yere gidiyor. Kültürel etkinliklerde de devamlılık çok önemli. Bu durum bizi epey zorluyor. Neyse ki yan bölüm sponsorlarımız var. Seyirciler var, bilet alıyorlar ayrıca Lale Kartlılar var. Hamiler var, öğrencilerin 2 liradan bilet alabilmesini sağlıyorlar. Bütün bunlarla beraber biraz toparlayabiliyoruz. Ama ana sponsor demek büyük bir ekonomik güç demek. Nasıl başa çıkacağımızı bilmiyoruz ama hep konuştuğumuz şöyle bir şey var: bir şekilde bu festivalin organize edilmesi önemli, 175 filmle de olsa 75 filmle de olsa devamlılık önemli. Biz olabildiğince devam edeceğiz ama gönül ister ki seneye sponsorla devam edelim. Rahat rahat istediklerimizi yapabilelim.

Ecem Şen: Festival yıllar boyunca Beyoğlu ile özdeşleşti. Şimdi Beyoğlu’nun, herkesin bir şekilde gördüğü değişiminin ardından Kadıköy’de yeni bir festival ruhu oluşur mu?

Kerem Ayan: Bu çok enteresandır, bunu da söylemiş olayım. Kadıköy’e daha fazla ilgi yok. Biz herkese Kadıköy’de iki salon var diyoruz ama o iki salon dolmuyor. İki salon zor doluyor Kadıköy’de. O yüzden her şeye rağmen yine Atlas ve City’s doluyor. Buradan Kadıköylülere sesleniyorum. (gülüyor) Daha fazla salon istiyorsanız, o iki salonu doldurun arkadaşlar. Biz de bu iki salon doluyor daha fazla salon lazım diyebilelim.

Güvenç Atsüren: Bir süredir dizilerin festivallerde gala yaptıklarını görüyoruz. Mesela Twin Peaks’in Cannes’da gala yapmasıyla bu durum en üst noktaya çıkmıştı. Bu senede İstanbul Film Festivali’nde Netflix Türkiye orijinali Hakan: Muhafız’ın 2. sezonu gösterilecek. Nasıl gelişti bu süreç? Hem festivallerde dizilerin gala yapmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz hem de önümüzdeki yıllarda İstanbul Film Festivali’nde böyle bir gidişat görüyor musunuz?

Kerem Ayan: Festivallerde dizilerin gala yapmasının hiçbir mahsuru olmadığını düşünüyorum öncelikle. Olduğunu düşünsem bu işi yapmam. Çünkü sonuçta dizi-film dediğimiz bir şey bu. Dediğin gibi şimdiye kadar Cannes ve Berlin’de bu tarz işler yapıldı. Ama bize şimdiye kadar böyle bir teklif gelmedi. Dizi arayışına çıkmadık ama konuşurken böyle bir teklif gelince biz de değerlendirelim, neden olmasın dedik. Netflix ile zaten geçen sene Filmekimi’nden beri iletişim hâlindeyiz. Geçen sene Roma’yı gösterdik. Bu sene de İnsan Hakları Yarışması’nda Joy ile Nerdesin Aşkım? Bölümünde Elisa & Marcela’yı gösteriyoruz. Onlarla konuşurken teklif ettiler ve tarihler de tam uyuyordu. Çünkü 2. sezon nisan sonu başlıyor. Tüm ekibin katılımıyla böyle bir şey yapar mısınız önerisi geldi. Bu tabii ki güzel bir şey. Çünkü bütün oyuncular ve onları takip edenler geliyor. Biz de bunu onayladık. Başka dizi teklifi hiç gelmedi bize. Buradan dizi yapımcılarına sesleniyorum (gülüyor). Neden olmasın yani? Netflix artık neredeyse hepimizin evinde. Herkes seyrediyor zaten. Netflix seyircisi tabii ki festivale de gelsin isteriz. Tam tersi bizim seyircimiz de Netflix izlesin. Bizi hiç tanımayanlar, Çağatay Ulusoy hayranları gelecekse, onlar da gelsin. Bir taraftan da çok uzak bir dünya değil. Netflix Hakan: Muhafız’da oynayan Hazar Ergüçlü aynı zamanda Ahlat Ağacı’nda da oynuyor. Dediğim gibi ilerleyen zamanda belki seri bölümü de yapılabilir, Berlin’de yapıldığı gibi. Biz başka bir dizi olmadığı için onu galalara koyduk ama belki dizilere özel bir bölüm olabilir. Ama bu şekilde biraz daha popüler hâle geleceksek bunu kötü bulmuyorum ben.

Ecem Şen: Basın toplantısında gelecek seneden itibaren yarışma filmlerinde İstanbul prömiyeri şartının aranacağından bahsetmiştiniz. Yönetmelikte bir değişikliğe gidiyorsunuz.

Kerem Ayan: Evet, bir değişikliğe gidiyoruz. Yapılması gereken bir şeydi bu. Bizim yönetmeliğimizde bu konuda bir tutarsızlık var aslında. Çünkü biz diyoruz ki İstanbul’da özel gösterim yapan filmler varsa bunları yarışmaya almıyoruz ama film vizyona çıkarsa yarışmaya alıyoruz. Şimdi bu durum biraz tutarsız. Vizyona çıktığında özel gösterimden daha fazla kişi görüyor çünkü. Gerçekten İstanbul’da özel gösterimde ve vizyonda gösterilmemiş filmler istiyoruz. Bu sene yapamadık çünkü çok geç artık dağıtımcıların bu ayarlamaları yapabilmesi için. O nedenle bu sene söyledik ki gelecek seneye bu ayarlamaları kolaylıkla yapabilirler diye düşünüyorum. Tabii ki Türkiye Prömiyeri de yapmak isteriz sadece İstanbul değil ama bir taraftan da Adana Film Festivali gibi başka festivaller de var. Yönetmen ve yapımcıların bir şekilde bu yarışmalara katılıp, ödül almaları, filmlerinin maliyetlerini çıkarma amaçları da var. Bunu da anlıyoruz. O yüzden Türkiye prömiyeri çok zorlayıcı olurdu.

“Biz öncelikle film iyi mi değil mi diye bakıyoruz.”

Ecem Şen: Son birkaç yıldır festivallerde kadın görünürlüğü olması gerektiği gibi epey tartışılıyor. İstanbul Film Festivali’nin yarışma filmlerine baktığımızda Ulusal Yarışma’da filmlerin tümü erkek yönetmenlere ait. Uluslararası Yarışma’da ise Bora Kim ve Rûken Tekeş olmak üzere iki kadın yönetmen var. Bu tabloyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Kerem Ayan: Bu durumdan ben de yakınıyorum. Çünkü ulusal yarışmaya tek başvuru oldu. Türkiye’deki bu durum için tabii ki bir çözüm bulunması lazım ama dünyada da durum böyle aslında. Festivalde yerli-yabancı katılımlı bir kadın paneli olacak zaten. “Sinemada ne oluyor, neredeyiz?” üzerine bir panel olacak. Köprüde Buluşmalar’da 8 kadın filmi projesi var, onlara destek verilsin ki biz de gelecek sene onları festival kapsamında ağırlayabilelim. Uluslararası Yarışma’ya gelince bir taraftan da bir film geldiği zaman biz öncelikle film iyi mi değil mi diye bakıyoruz. Berlin gibi kadın-erkek dengesi yarı yarıya olacak gibi bir kuralla ilerlemiyoruz açıkçası. Daha çok filmin kendisine bakıyoruz. Burada benim için önemli olan uluslararası yarışmada üç tane belgeselin olması. Şimdiye kadar hiç belgesel yoktu, bu sene yarışmaya çok iyi belgeseller geldi.

Ecem Şen: Köprüde Buluşmalar’daki kadın yönetmenlerin oranından bahsettiniz. Geçtiğimiz yıllar düşünüldüğünde de Köprüde Buluşmalar, kadınların görünür olabildiği bir alan oldu aslında. Bu durum en nihayetinde üretilen ve festivale başvuran filmlere yansımıyor mu?

Kerem Ayan: İşte sorun bu. Mesela Köprüde Buluşmalar’da yer alan 8 kadın projesi çok iyi ama bir sonuca varacaklar mı, önemli olan bu. Çünkü Köprüde Buluşmalar’da alınan ödülle olmuyor sadece. Ortak yapımcı bulup ilerlemek gerekiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor. Yapımcı “ben bu kadar parayı veriyorum sen filmi yap” demeli. Ama bu kadar para “bir kadına” nasıl veriliyor gibi bir düşünce varsa, bu bütün dünyanın meselesi zaten, sorun orada çıkıyor işte. Önümüze geldiğinde tabii ki değerlendiririz. Ama o zaman da iyi mi, değil mi diye bakıyoruz. Tabii ki belgeselde çok daha kolay bu süreç. Çünkü belgeseller çok daha az paralarla yapılabiliyor. Belgeselde belli bir yaratıcılık olduğu zaman hemen ilgimizi çekiyor. Ama öbür taraftan kurmaca filmlere baktığımızda, gerekli destekler alındığında elbette biz de görmek isteriz.

Kerem Ayan’dan 5 Film Önerisi

Diane

Oyunbozan – Systemsprenger

High Life

Canım – Beloved

Kırmızı – Rojo

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi