5-16 Nisan tarihleri arasında zengin bir film seçkisini sinemaseverler ile buluşturacak 38. İstanbul Film Festivali 7. gününde de tüm hızıyla devam ediyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 38. İstanbul Film Festivali; Dünya sinemasının en yeni örnekleri, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve kült yapıtların aralarında bulunduğu 175 uzun metrajlı ve 11 kısa filmden oluşan zengin programıyla festival takipçileriyle buluşuyor. Festival kapsamında 12 gün boyunca, 19 bölümde 45 ülkeden 187 yönetmenin toplam 186 filminin 467 seansta gösteriminin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek sohbetler, atölyeler, konserler ve özel etkinlikler de yer alacak.

38. İstanbul Film Festivali’nde Dün

On Kadın ve Türkan Şoray

Zurich Sigorta işbirliği ile Atlas Post Prodüksiyon tarafından restore edilen 1987 yapımı On Kadın’ın gösterimi, filmin kadınlarına can veren Türkan Şoray’ın katılımıyla yapıldı. Sinemamızın özgün yönetmenlerinden Şerif Gören’in yönettiği bu film, festivalin Özel Gösterim: Dünden Bugüne Klasikleri bölümünde gösterildi. Türkan Şoray gösterim öncesinde yaptığı konuşmada filmin çekildiği tarihten bu yana kadına bakışın değişmediğini söyledi. Türkan Şoray filmin hikâyesi ile ilgili de, “On tane kadın diye yola çıkıldı ancak dokuz kadın anlatabildik. Onuncu kadın da ben, sizler, kadınlarımız…” dedi.

Hiç masum değildik: Başlangıçta

Festivalin Uluslararası Yarışma jürisinde yer alan Kanadalı yönetmen Philippe Lesage’ın son filmi Başlangıçta iki kardeşin, ilk aşkın kalp kırıklığı, acı ve kafa karışıklığı ile dolu büyüme hikâyelerini anlatıyor. Gösterimin ardından izleyiciden gelen soruları cevaplayan Lesage, 2016 yılında Şeytanlar filmiyle festivalde yer almıştı.

Film masumiyetin kayboluşuyla mı ilgili?

Ben öyle demezdim çünkü küçükken bile tamamen masum değiliz. Tutkulu, sevmekten korkmayan, hesaplar yapmayan gençlerden bahsediyoruz ve asıl buna saygı duyuyorum.

Karakterlerden öğrendiğimiz şey; sevmekten korkmamak, kendine ve çevrene karşı dürüst olmak. Ben de bir yetişkin olarak kendime böyle bir ders çıkarabilirim. Çevremiz ne kadar sert olsa da, bizi ne kadar cezalandırmak isteseler de sevmeye cesaret göstermeliyiz. Bu genç yüreğimizin atmaya devam etmesi gerekiyor.

Neden filmde iki farklı hikâye var?

Bunun birçok sebebi var, ama ikinci hikâyeyle aslen küçük yaşlara dönmenin çok ilginç olacağını düşündüm. El tutuşmanın bizim için hem dünyanın sonu hem de her şeyin başlangıcı olduğu o döneme dönmek istedim. Radikal bir son olduğunu biliyorum fakat istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Bu bölümü filmin sonundaki bir şiir gibi, bir müziğin sonu gibi, baştaki karakterlerin bir fantezisi gibi düşünebilirsiniz; bunu izleyiciye bırakıyorum.

Neden Genesis?

Genesis İngilizcede “her şeyin başı, başlangıcı” anlamına geliyor. Buna yine Montrealli Leonard Cohen’in bir şarkı sözüyle cevap vermek istiyorum: “Love is the only engine of survival.” Hayatta kalmanın tek mekanizması sevgidir. Her şeyin özü sevmek; dünyayı döndüren şey sevgi/aşk. Gerçekçi bir romantik olarak böyle düşünüyorum.

Gerçekçi bir romantik olarak, sonsuza kadar süren bir aşk/sevgi var mı?

Sonsuza dek süren bir aşk olabilir, aşk dönüşür ve dönüştürür. Filmin kendisi de başından sonuna doğru başka bir şeye dönüştü. Filmdeki karakterlerin ikisi de çok güçlü. Özellikle Charlotte’tan bahsetmek istiyorum. Çünkü Guillaume’un bir şekilde ayakta kalacağı belli. Charlotte ise etrafındaki erkeklerin ona yaptığı baskılara rağmen bir şekilde ayakta duran ve ne yapacağını bilen çok güçlü bir karakter. Charlotte’u oynayan oyuncu da karakterden çok şey öğrendiğini söyledi, gerçek hayattaki ilişkilerinde bile “Charlotte ne yapardı?” diye düşünüyormuş. Film erkekleri eleştiriyor, kendimi de eleştiriyorum bu konuda. Erkekler sürekli etraflarındaki kadınları bastırmaya çalışıyor. Filmde bunu da yansıtmaya çalıştım.

Yoksunluk üstüne: Vahşi

Cannes Film Festivali’nde Eleştirmenler Haftası bölümünde dünya prömiyerini yapan, Camille Vidal-Naquet’in ilk uzun metrajı Vahşi, sokaklarda seks işçiliği yapan 22 yaşındaki Leo’nun sevgiyi yakalama özlemini yargıdan uzak, samimi bir bakışla anlatıyor. Kalpteki Bıçak ve Kalp Atışı Dakikada 120 filmlerinden tanıdığımız Félix Maritaud’nun katılımıyla gerçekleşen gösterimin ardından oyuncu izleyiciden gelen soruları yanıtladı.

İstemediğiniz bir bedene dokunmak sizi nasıl hissettiriyordu? Bu rolü kabul ederken karakterle ortak bir noktanızın olduğunu düşündünüz mü?

O beden ve vücut dışındaki her şeyi ve herkesi kabul ediyorsunuz. Yani oradaki vücutlar ve bedenler sadece çalışma aracı diye düşünebilirsiniz. Mahremiyetle ilgili değil ya da mahrem bir şey olarak görmüyorsunuz. Sadece işinizi yaptığınız bir araç olarak görüyorsunuz bedenleri. İkinci sorunuzla ilgili, esasında birçok ortak nokta var. Sanki birçok duygunun ve özelliğin dışa vurumu gibi ama daha çok özgürlüğe dair olan o tat ya da özlem diyebilirim.

Bu hikâyelerden gerçek hayattan alınmış olanları var mı?

Filmin yönetmeni özellikle hayırseverlik yapan, seks işçilerine yardım eden bazı kuruluşlarda çalışmış. İlk senaryoyu yazmış, sonrasında tekrar okuduğunda gerçeklikle kopuk olduğunu fark etmiş. O grupların arasına dönmüş ve 3 yıl boyunca da oradaki insanlara yardımcı olmuş. Bu yüzden daha çok belgeselvari bir film izlediniz, sadece benim karakterim kurgu.

Nasıl bir hazırlık yaptınız, bu rolü oynamadan önce?

Esasında yapmış olduğumuz beden üzerine bir çalışmaydı. Tabiri caizse bir beden peyzajı yarattık. Çağdaş dans dersleri aldım bir koreograftan. Beden için esasında materyal oluşturmaktı amacımız. Bu materyalleri oluşturdukça da bir titreşim yarattığımızı da söyleyebilirim. Geçmişini bilmiyorum karakterin, geleceğini de bilmiyorum. Sadece filmdeki anları biliyorum ve baştan sona kadar da canlı olduğunu biliyorum, o kadar.

38. İstanbul Film Festivali’nde Bugün

Festivalde günün filmlerinden:

Karakol | 13.30 | Rexx Sineması

Arada | 21.30 | Beyoğlu Sineması

Festivalde günün belgesellerinden:

Piazzolla Köpekbalığı Yılları | 11.00 | Cinemaximum Zorlu Center

Yenilgilerimiz | 19.00 | Pera Müzesi Oditoryumu

38. İstanbul Film Festivali’nde Yarın

Başyapıt Fabrikası: Kubrick Söyleşisi

İstanbul Film Festivali, dünya sinemasının en etkili yönetmenlerinden Stanley Kubrick’i, ölümünün 20. yılında özel bir bölümle anıyor. Toplattığı ilk filmi Korku ve Arzu’dan gösterime girdiğini göremediği son filmi Gözleri Tamamen Kapalı’ya, Kubrick’in tüm uzun metrajlı filmleri festivalde beyazperdede gösterilecek. Çağdaş sinemacıların birçoğunun ilham kaynağı olarak gösterdiği Stanley Kubrick titizliği, setlerde sertliği, mükemmeliyetçiliği, tavizsiz yaratıcı egemenliği, teknik yeniliklere verdiği önem ve özgünlüğünün sonucu olan olağanüstü filmleriyle usta ve dahi bir yönetmen olarak sinema tarihine geçti. Ali Deniz Şensöz’ün moderatörlüğünü üstlendiği, Kutlukhan Kutlu, Ahmet Rıfat Şungar ve Natali Yeres’in konuşmacı olarak katılacağı bu söyleşide usta yönetmenin zaman içinde dönüşen tarzı, gözettiği idealler, ulaştığı teknik ve yaratıcı düzey tartışılacak.

12 Nisan Cuma, 16.00, Ücretsiz

Mithat Alam Film Merkezi Sinema Salonu, Boğaziçi Üniversitesi, Güney Kampüs, Bebek

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi