5-16 Nisan tarihleri arasında zengin bir film seçkisini sinemaseverler ile buluşturacak 38. İstanbul Film Festivali, 2. gününde tüm hızıyla devam ediyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 38. İstanbul Film Festivali; Dünya sinemasının en yeni örnekleri, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve kült yapıtların aralarında bulunduğu 175 uzun metrajlı ve 11 kısa filmden oluşan zengin programıyla festival takipçileriyle buluşuyor. Festival kapsamında 12 gün boyunca, 19 bölümde 45 ülkeden 187 yönetmenin toplam 186 filminin 467 seansta gösteriminin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilecek sohbetler, atölyeler, konserler ve özel etkinlikler de yer alacak.

38. İstanbul Film Festivali’nde Dün

Cyrano de Bergerac’ın ortaya çıkış hikayesi: Edmond

Fransız edebiyatının belki de en popüler oyunu olan Cyrano de Bergerac’ın yazılma sürecini anlatan Edmond, dinamik ve sürükleyici bir komedi. Festivalin açılış filmi olan ve Galalar bölümünde gösterimi gerçekleşen filmin yönetmeni, Fransa’nın yükselen yıldızlarından dramaturg, oyuncu ve oyun yazarı Alexis Michalik.

Atlas Sineması’nda yapılan gösterimin ardından seyircinin sorularını yanıtlayan oyuncular Thomas Solivérès ve Lucie Boujenah şunları söyledi:

Thomas Solivérès: Senaryo için gerçek ve kurmaca iç içe diyebiliriz. Orijinal senaryonun yazıldığı yıllar modern tiyatronun geliştiği yıllara denk geliyor. Bu tür içinde şiir barındıran tiyatrolar başarısız olur diye bir önyargı var. Ancak oyun ilk gösterimini yaptığında filmdeki olayların benzeri gelişmiş. İzleyiciler perde aralarında sokağa çıkıp insanları oyunu izlemeye davet etmiş. Hatta bir bakan, yazara kendi Legion d’honneur nişanını vermiş ve yazara “Size de bu nişan verilene kadar lütfen benimkini takın” deyince Fransa’da kıyamet kopmuş.

Lucie Boujenah: Benim karakterim (Jeanne d’Alcie) orijinal metinde olmayan bir karakter. Yönetmen sanki Edmond’un eşini ikiye bölmek istemiş de beni senaryoya eklemiş gibi. Yönetmen bir aşk üçgeni oluşturmak (Edmond, Jeanne ve Edmond’un eşi arasında) istemiş gibi duruyor.

Saz dünya prömiyerini 38. İstanbul Film Festivali’nde yaptı

Az sayıdaki Batı Avrupalı saz müzisyenlerinden olan Petra Nachtmanova’nın, sazın peşinden Berlin’den Horasan’a yol hikâyesini anlatan film, Musikişinas bölümünde yer alıyor. Yönetmenliğini Stephen Talneau’nun yaptığı Saz, dünya prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yaptı. 5 Nisan Cuma günü Beyoğlu Sineması’nda yapılan prömiyerin ardından filmin yönetmeni Stephan Talneau, saz müzisyeni Petra Nachtmanova, yapımcı Cay Wesnigk, ses teknisyeni Florent Chaintiou ve filmde yer alan Murat Ertel, Ayse Sewaqi, ve ekip üyeleri seyircilerin sorularını cevapladı.

Bütün bunlar nasıl başladı?

Stephan Talneau: Sazla. İstiklal Caddesi’nde yaşlı bir adamı elektronik saz çalarken gördüğümde tanıştım. İnsanlar çok sessiz bir şekilde dinliyorlardı. Sonrasında Petra ile tanıştım, onun insanlara nasıl ulaştığını gördüm, insanlar üzerinde nasıl etkiler bıraktığını gördüm. Petra da İstiklal Caddesi’ndeki yaşlı adam da aynı hisleri bırakıyordu. Aramızda bir bağ oluştu. Petra saz üstüne bir film yapılmadığını söyledi ve bu şekilde başladık. Sazı izleyen bir film, Petra’nın sazı izleyişini izleyen bir film yapmak istedik.

Neden sazı seçtiniz?

Petra Nachtmanova: Daha önce obua çalıyordum, insan bir garip görünüyor çalarken. Berlin’de sokaklarda bağlamayı gördüm ve tadına bakayım dedim, kurtulamadım. Fazla pratik yapmadım ama saz hep geri geliyor ve beni çalacaksın diyor. Piyanonun gitarın arasından bağlama kazandı. Tarihçiyim ve halk müzikleriyle ilgileniyorum, yeni şeylerle çok ilgilenmiyorum.

Horasan Alevi kültüründe önemlidir. Hiç Cem’e gittiniz mi? Merak edip sazın nasıl semavi bir din şeklinde insanları şekillendirdiğini gördünüz mü?

Petra Nachtmanova: Ben Cem’e sadece Berlin’de katıldım. Dışarıda pek mümkün değil, yabancılar alınmıyor. Hele ki bir kadın olarak oraya girmek daha da zor. Çekim yapmak ise imkânsız. İçeride çekim yaparak insanları zora sokmak istemedik. Bazı şeyler böyle de kalabilir. Merak edip ilgilendim lakin dinden ziyade toplumsal noktalarla ilgileniyorum.

Jak Şalom’un gözünden Bertolucci

Türk Sinematek Derneği kurucu üyelerinden, bu yıl festivalin Sinema Emek Ödülü sahibi Jak Şalom, Cinemania bölümünde yer alan Bernardo Bertolucci’nin 1970 yapımı Konformist filmini Kadıköy Sineması’ndaki gösterimiden önce seyirciye sundu. Yakın zamanda kaybettiğimiz Bertolucci’nin başyapıtları arasında önce çıkan bu yapım, Mussolini döneminde polis memuru Marcello’yu ve onun yükselişini anlatıyor.

Bertoluci’nin hayatından ve nasıl sinemaya girdiğinden bahseden Şalom, Pier Paolo Pasolini ile komşu olmalarının Bertolucci’nin hayatında çok önemli bir rastlantı olduğunu vurguluyor: “Pasolini 1961 yılında Accattone filmini çevirirken, ‘al şu çocuğu yanında götür’ diyor Bertolucci’nin şair babası. Böylece Bertolucci her gün Pasolini ile birlikte sete gidiyor. Arabada yarım saat sürüyor yolculuk ve her gün yarım saat sohbet ediyorlar. Yirmi yaşında bir delikanlının Pasolini gibi bir adamla her gün yarım saat sohbet etmesi ne müthiş bir staj değil mi? Bertolucci, Pasolini’nin asistanlığını yapıyor Accattone filminde. Sonra Pasolini’nin kendisine verdiği polisiye öyküden yola çıkarak, cesedi bulunan bir fahişenin hikayesi La Commare Secca’yı, yirmi bir yaşında çekerek sinemaya atılıyor. Bugün çok büyük bir film olarak görülmese de Bertolucci’nin sinema anlayışına ışık tutan bir film.”

Bertolucci’nin Mussolini zamanında doğup, bugünkü İtalyan hükümetindeki Kuzey Partisi döneminde ölmesine, “Bertolucci bir faşizmde doğdu, başka bir faşizmde öldü” diyen Şalom, Konformist’in ana karakteri Marcello’nun sıradan bir insan olma çabasını, faşizmin tam da istediği şey olarak görüyor. Hannah Arendt’in kötülüğün sıradanlığından bu şekilde bahsettiğini vurgulayan Şalom, filmin iki ana tematiğini Arendt’in ve Camus’nün sözleriyle özetliyor: “Düşünceden istifa ederek, bir aktör olmaktan vazgeçiyoruz ve bizden istenen her şeyi yapmaya hazır hale geliyoruz. Camus’nun de dediği gibi; bir dişliye parmağımızı soktuğumuz zaman, bütün vücudumuzun o dişlinin dişleri arasına girmemesi mümkün olmuyor.

Festivalde Bugün

Köprüde Buluşmalar’da günün Sinema Konuşmaları

Köprüde Buluşmalar Sinema konuşmaları serisi kapsamında bugün Soho House İstanbul’da üç konuşma gerçekleşecek. Dizilerin Dijitale Dönüşümü: 3 Gösterim ve Yapım Hikayesi başlığı altında art arda gerçekleşecek iki etkinlikte Bozkır ve Bartu Ben dizilerinin birinci bölümünün gösteriminin ardından yaratım ve yapım üzerine sohbet edilecek. O Zaman Renk! Post-prodüksiyon: Renk Ayrımı başlıklı sohbette ise filmin atmosferini belirleyen ve post prodüksiyonun en önemli adımlarından renk ayrımı aşamasının inceliklerini ve aşamaları konuşulacak.

Festivalde Yarın

Müzisyenler ve yönetmenler aynı masada

Başarılı bir film müziğinin yapım süreci nasıl olur? Yönetmen, bu sürecin neresinde durur ve ne şekilde, ne kadar dahil olur? Bağımsız sinema ile ana akım filmlerin müziğe bakış açıları ve üretim süreçleri arasındaki farklar nelerdir? Müzik dramaturjisi nedir? gibi birçok konunun masaya yatırılacağı bu söyleşide yapıtlarını yakından tanıdığımız, beraber birden çok projede çalışmış yönetmen ve müzisyenleri aynı masada buluşturarak bu sorular üzerine düşünüyor ve film üretim sürecinin tüm detaylarını ses ve müzik üzerinden konuşuluyor. LU Records’ın sunduğu söyleşinin moderatörlüğünü Yekta Kopan üstleniyor. Konuşmacılar ise müzisyen ve yapımcı Ahmet Kenan Bilgiç, yönetmen ve yapımcı Tolga Karaçelik, müzisyen ve yapımcı Ömer Ahunbay, yönetmen Kıvanç Baruönü, müzisyen ve yapımcı Ender Akay ile yönetmen ve yapımcı Ezel Akay olacak.

7 Nisan Pazar, 16.00, Ücretsiz

Salon İKSV, Sadi Konuralp Cd. No: 5, Şişhane-Beyoğlu

Kadıköy’de bu pazar hangi filmler var?

Sinefilleri 12 gün boyunca İstanbul’un 8 salonuna toplayacak 38. İstanbul Film Festivali, Anadolu Yakası sakinlerini yine Kadıköy ve Rexx sinemalarında ağırlıyor. 7 Nisan Pazar günü programına festival filmlerini dahil etmek isteyenlere ise iyi haber: Bilet almak için hâlâ geç değil.

Rexx Sineması’nda bu pazar farklı coğrafyalara uğruyoruz:

Irmak (Kazakistan) | 11.00

Onun Adı Petrunia (Kuzey Makedonya) | 13.30

İmkânsız Aşk (Fransa) | 16.00

Yuli (Küba) | 19.00

Destroyer (ABD) | 21.30

Kadıköy Sineması’nda ise bu pazar Filistin’de sanatı, Kubrick’in gözünden savaşı, sahte profille aşk yürütmeyi, şatoda yılbaşı kutlamayı, İngiltere tarihinden bir kesiti keşfediyoruz:

Banksy’yi Çalan Adam, saat 11.00

Zafer Yolları, saat 13.30

Hangi Kadın, saat 16.00

Yeni Yılın Kutlu Olsun, Colin Burstead, saat 19.00

Peterloo, 21.30

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi