5-16 Nisan tarihleri arasında zengin bir film seçkisini sinemaseverler ile buluşturan 38. İstanbul Film Festivali’nde dünden akılda kalanlar ve bugünün öne çıkan filmleri.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 38. İstanbul Film Festivali Dünya sinemasının en yeni örnekleri, usta yönetmenlerin son filmleri, yeni keşifler ve kült yapıtların aralarında bulunduğu 175 uzun metrajlı ve 11 kısa filmden oluşan zengin programıyla festival takipçileriyle buluşuyor. Festival kapsamında 12 gün boyunca, 19 bölümde 45 ülkeden 187 yönetmenin toplam 186 filminin 467 seansta gösteriminin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla gerçekleştirilen sohbetler, atölyeler, konserler ve özel etkinlikler de yer aldı.

38. İstanbul Film Festivali’nde Dün

Oray’ın seçimi

Berlin’den En İyi İlk Film ödüllü Oray, uyum sorunları yaşayan bir erkeğin hayata tutunma çabasını anlatıyor. Uluslararası prömiyerini İstanbul Film Festivali’nde yapan filmin gösteriminin ardından yönetmen Mehmet Akif Büyükatalay izleyiciden gelen soruları cevapladı.

Bu hikâyeyi anlatmaya niçin ihtiyaç duydunuz?

Ben de İslami bir çevrede yetiştiğim için yaşadıklarımı ve şahit olduklarımı anlatma ihtiyacı duydum. Tabii ki öncelikle sanatsal bir ihtiyaç da vardı. Avrupa’da İslam’a ve Müslümanlara bakışın tek taraflı olması beni çocukluğumdan beri rahatsız ediyordu. Bu yüzden böyle bir mevzuyu içten gelen bir bakış açısıyla sunmak istedim. Buna karşı ben dinden çok vicdan ve inancı öne çıkarmak istedim.

Oray eşine 3 kez ‘boş ol’ dedikten sonra, eğer eşi 24 saatliğine Hülle nikahı ile başkasıyla evlenseydi, Oray ile tekrar birlikte olabilirdi. Ancak siz geri dönüşü yokmuş gibi çekmişsiniz. Niçin Hülle nikahı kıymadılar?

İslam’ın tek bir yaşanış şekli yok. Fransa’da yaşanan İslam ile Endonezya’daki İslam farklılıklar teşkil edebiliyor. Dünya da küreselleştigi için Avrupa’daki küçük cemaatler, Uzakdoğu’dan gelen fetvaları kendi cemaatlerinde uygulayabiliyor. Misal, Hindistan’da ve Pakistan’da üç kere ‘boş ol’ deyince erkek için evlilik geri dönüşü olmayan bir şekilde bitiyor. Türkiye’de de bazı cemaatlerde de evlilik bitiyor fakat Diyanet farklı bir şey söylüyor.

Final sahnesinin taraflı olduğuna dair bir eleştiri geldi mi?

Filmin şimdiki sonu benim “bu doğrusudur” diye gösterdiğim bir şey değil. Ben Oray gibi tutunamayan bir gencin seçimini anlatıyorum. Cemaatin ona verdiği güven ve yardımları ona ailesi veya eşi veremiyor. Bu Oray’ın seçimi, benim değil.

Panama işgaline içeriden bir bakış: Aralık’ta

Enrique Castro Ríos’un hem kendi ailesinin hikâyesinden esinlendiği hem de işgal sırasında ölen İspanyol gazeteci Juantxu Rodriguez’in gerçek hayatından izler taşıyan ilk uzun metraj filmi Aralık’ta’nın gösterimi Cinemaximum City’s Nişantaşı’nda yapıldı. Gösterime Panama’dan gelen yönetmen Enrique Castro Ríos katıldı.

Film nerelerde gösterildi; ABD’de gösterimine engel var?

Film aşağı yukarı geçen yıl bu günlerde, Panama Film Festivali’nde prömiyerini yaptı. Ne şanslıyız ki İtalyan bir dağıtımcı filmi aldı ve onun sayesinde Roma Film Festivali’ne, ardından Havana Film Festivali’ne gittik. Bu geldiğimiz üçüncü festival. Film büyük ihtimalle Çin’de bir televizyon kanalına satılacak; Panama’da büyük bir televizyon kanalına satıldı ve daha çok kişiye ulaşmasını bekliyoruz. Dağıtımcımızın ABD ile de bağlantı kurmaya çalıştığını biliyorum.

İzlediklerimiz fotoğrafçının gerçek hikâyesi mi?

Filmin kurmaca kısımlarının çoğu gerçek insanların gerçek anılarına ve duyduklarına dayanıyor. Mesela büyükanne kısmı benim gerçek büyükanneme dayanıyor. Açık tenli, beyaza yakın olduğum için ne kadar memnun olmam gerektiğini söylerdi hep, çünkü kendisi daha koyu tenliydi. Aslında Panama’nın kendi halkı çok güzel bir halk. Çok karışıklar, Asyalılar, Afrikalılar, Panamalı yerliler ve onlardan oluşan çok güzel bir ırk olmasına rağmen, 300 yıl İspanyollar, 100 yıl da Amerikan etkisiyle kafalarında öyle bir fikir yerleşmiş. Beyaz olursan daha iyi, kabul edilebilir olursun diye. Bunun bir parçası da filmde var.

Fotoğrafçı meselesine gelirsek hikâyesi tesadüfen işgal sırasında Panama’da bulunan İspanyol bir fotoğrafçıya dayanıyor. Bu fotoğrafçının asıl amacı El Salvador’a gitmekti. Başka bir haber için oraya gidiyordu ve tesadüfen işgal sırasında Panama’daydı. Bütün bu bombalamalar, patlamalar olurken aslında bir portre sanatçısı olmasına rağmen sokağa çıktı ve fotoğraflar çekmeye çalıştı. Amerikalıların eline düşmeyen az sayıda fotoğrafçıdan biriydi. İlk saldırıdan 2 gün sonra, silahlı bir Amerikalı tarafından vuruldu ve öldürüldü. Yanındaki Fransız fotoğrafçı da yaralandı. Kısmen hikâyeyi ona dayandırdık.

İşgalden sonra yönetim ne hale geldi ve şu anki durum nedir?

İşgalin hemen arkasından, ABD ülkeye sivil bir hükümet yerleştirdi. Fakat şunu söylemem lazım diktatörlüğü savunacak halim yok. Bütün diktatörlüklerin yaptığı gibi şiddeti tek elde tutuyordu. Dolayısıyla şiddet çok düşük seviyedeydi. Bir de uyuşturucu ticareti sadece onun elindeydi. Beş yılda bir sivil seçimler yapılıyor artık. Önümüzdeki günlerde yine bir seçim yapılacak. Ama şöyle bir durum var ki genelde Latin Amerika ülkelerine, ABD’nin yerleştirdiği bu hükümetler, halkın aleyhine dengeyi bozdular denebilir. Evet, diktatörlükten kurtulmak lazım, fakat demokrasi ancak iyi bir eğitimle gelir, doğrusu bunu sağlamaktır.

Sevginin peşinde: Gözü Kara

Uluslararası Yarışma filmlerinden Gözü Kara, dışlanmış sıradışı bir karakteri mercek altına alıyor. Yönetmenliğini Zoologiya filmiyle tanıdığımız Ivan I. Tverdovsky’nin yaptığı filmin gösteriminin ardından filmin oyuncularından, anneyi canlandıran Anna Slyu oynadığı karakter ile ilgili fikirlerini paylaştı: “Rusya’da aldığım eğitimim sebebiyle rol iyi de olsa kötü de olsa onu oynarım ve iyi yanlarını görmeye çalışırım. Senaryoyu okuduktan sonra karakterimin gerçekten kötü biri olduğunu gördüm. Yönetmenle konuştuktan sonra insan kendi davranışları için sorumluluğu almalı dedik. Filmi çekmeden önce de karakterlerin biyografilerini yazdık ve benim için oynadığım karakter kötü olsa da sevgi peşinde, arayış içindeydi, tıpkı oğlu gibi. Çocuğundan vazgeçmesi ve sonra kavuştuklarında onu yine kaybetmesi aralarında oluşan yeni sevginin imkânsızlığından kaynaklanıyor.”

Andreas Sinanos ile Festival Sohbeti

Festivalin Ulusal Yarışma jürisinde yer alan Andreas Sinanos, Yapı Kredi Kültür Sanat’ta düzenlenen etkinlikte yıllara yayılan kariyerini, görüntü yönetmenliğinin inceliklerini ve sekiz filmde beraber çalıştıkları Angelopoulos’la ilişkisini anlattı. Etkinliğin moderatörlüğünü yazar ve akademisyen Aslı Selçuk yaptı.

Sinanos, ünlü yönetmen Theo Angelopoulos ile tanışmasını şöyle anlattı: “Çok eski bir hikâye bu. Kırk yıl öncesine dayanıyor Theo ile tanışmam. Atina’daki film okulunda, ki ben burada okudum, bir dekor hazırlıyordum. Okulda Theo’nun en önemli filmlerini çeken Yorgos Arvanitis ile tanıştım. Aslında sinema yapmayı düşünmüyordum ama Yorgos ile tanışıp dost olunca sinemada çalışmayı düşündüm. Yorgos, dilersen asistanım olabilirsin dedi. Bu önemli bir filmdi tabii, Kumpanya filmi, Yunan iç savaşını anlatıyordu. Bütün Yunanistan’ın hemen hemen her yerine gittik, çeşitli mekânlarda çekimler yaptık. Tabii çok zor bir zamandı bu onun için. Theo gerçek senaryoyu hiçbir zaman yetkililere vermedi. Onlara başka bir senaryo verdi. Gerçek senaryoyu sadece biz ve ekip biliyordu. Bu çekim sırasında Theo’nun çalışmasını izledim ve ona hayran kaldım. Benzersiz bir çalışma metodu vardı.”

Bugüne kadar Türkiye de olmak üzere çeşitli ülkelerde, farklı yönetmenler ile çalışan Sinanos, nasıl hazırlandığını da anlattı: “Theo’yla çalışınca bir filmde, çok uzun sürüyordu. O yüzden uzak kaldım başka yönetmenlere. Burada çalışmayı seviyorum; memleketi, İstanbul’u, iyi hissediyorum. Tayfun Pirselimoğlu da yakın arkadaşım. Anlaşmak lazım, ülke önemli değil. Dil önemli değil, ruhu anlamak lazım. Ne zor ne kolay, belli bir noktada anlaşmak gerekiyor. Yoksa güzel film çekmek zorlaşıyor. Bazen uzun planlar daha kolay çünkü stres ve dikkat var, her şey işliyor. Kolay planda, kolay diye görünce işi, sonuçlar o kadar iyi olmuyor. Hazırız diye düşününce daha tehlikeli.”

Ulusal Yarışma’da gösterimler sona eriyor

Ulusal Yarışma filmlerinden Aden, savaştan kaçan bir çiftin, büyük bir sır saklayan iki kardeş ile yollarının kesişmesini anlatıyor. Atlas Sineması’nda yapılan gösterimin ardından, yönetmen Barış Atay izleyicilerin sorularını cevapladı.

Bugün 11.00’de ise, Ulusal Yarışma filmlerinden Güvercin Hırsızları, Atlas Sineması’nda yapılan gösterimde izleyici ile buluşacak. Yönetmen Osman Doğan’ın ilk uzun metrajı olan film, arkadaşının hayalini gerçekleştirmek için güvercin çalan bir gencin hikâyesini anlatıyor.

38. İstanbul Film Festivali’nde Bugün

Festivalde günün filmlerinden:

Performance | 19.00 | Rexx Sineması

Rüzgar | 21.30 | Cinemaximum City’s Nişantaşı

Festivalde günün belgesellerinden:

Melekler Işıktan Yaratılmıştır | 11.00 | Cinemaximum City’s Nişantaşı

Amina | 13.30 | Pera Müzesi Oditoryumu

Ödül Töreni

38. İstanbul Film Festivali Ödül Töreni bu gece Rahmi M. Koç Müzesi’nde yapılacak. Yazar ve programcı Yekta Kopan’ın sunuculuğu üstleneceği gecede Uluslararası ve Ulusal Altın Lale ödüllerinin yanı sıra, Ulusal Yarışma bölümünde En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik ödülleri takdim edildi. Ödül töreninde ayrıca Ulusal Belgesel Yarışması, Ulusal Kısa Film Yarışması ödülleri, Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü, Sinemada İnsan Hakları Ödülü ve Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu (FIPRESCI) Ödülleri’nin kazananları da açıklanacak.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi