Nuh Tepesi

Adana Film Festivali’nde En İyi Film ödülüne uzanan Nuh Tepesi, Cenk Ertürk’ün yazıp yönettiği bir ilk film. Seçkide yer alan filmlerdeki yaygın temalardan birine, geçmiş travmalarıyla baş etmeye çalışan erkek karakterlere sırtını yaslayan film, mizansenlerine ve kamerasına hakim bir yönetmeni, karakterleri ete kemiğe bürümekte mahir oyuncuları sayesinde yarışmada öne çıkmayı başaran bir film oldu diyebiliriz. Filmde ölmek üzere olan ve yıllardır görmediği babasını, son isteğini yerine getirmek üzere köyüne götüren Ömer’in hikâyesine odaklanıyoruz aslen. Babası İbrahim’le yaptıkları bu yolculuk aynı zamanda yılların hesaplaşması için de bir vesile oluyor şüphesiz. Film, Ali Atay ve Haluk Bilginer’in karşılıklı iyi performanslarının da etkisiyle, finale değin tansiyonu yüksek tutmayı başarıyor. Bununla beraber köyde kurulan dünya fazlasıyla güvenli alanlarda seyrediyor, aynı şeyi, son derece dengeli ilerleyen, ancak bir noktadan sonra dengeli olmakla tekdüze olmak arasındaki sınırın flulaştığı bir noktada seyreden reji için de söyleyebiliriz. Bu durum filmin daha ileri bir noktaya taşınmasına da ket vuruyor. Nuh Tepesi’nin gösterimi sonrasında ödül şansının yüksek olduğu ve kazandığı ödülle ilgili akıllarda çok da soru işareti bırakmadığını söylemek mümkün.

65/100

Kraliçe Lear

Pelin Esmer’in 17 yıl önce çektiği ve onu herkesin tanımasına vesilen olan filmi Oyun’un şahaneliği hepimizin malumu. Aslanköy’de bir grup kadının tiyatro çalışmaları yapmasıyla başlayan sürecin derinkliklerine bizleri götüren, müthiş anlara gebe, seyri zevkli bir belgeseldi Oyun. Kraliçe Lear, Oyun’un devamı niteliğinde bir film olarak mevzu bahis tiyatro grubunun bir aylık turnesine çeviriyor kamerasını. Ege’nin en ücra köylerine seyahat eden tiyatro kumpanyası, köylerde bir yandan Kral Lear’ın kendilerine göre adapte ettikleri bir versiyonunu canlandırıyor, bir yandan da Oyun’un gösterimini yapıyor. Bu sürece bizleri başarılı bir kurgu dâhilinde şahit eden Esmer, bu kez Oyun’un birkaç tık gerisinde kalıyor ancak insana hiç de kof olmayan bir umut aşılıyor. Kraliçe Lear, Oyun’dan ayrı düşünemeyeceğiniz bir film ve bu da bazen dezavantaja dönüşüyor. Oyun’un filmdeki kadınların hayatında yadsınamaz ve aşılamaz bir etkisi var. Her şeyden önce onları hayatlarının doğal akışından yer yer koptuklarını ve kamera önündeki doğal akışın da bir temsil hâline geldiğini, doğalın performe edildiğini görüyoruz yer yer kaçınılmaz olarak. Yine de film turne boyunca kayıt altına aldıklarıyla son derece ilginç bir belgeye dönüşüyor 2019 Türkiyesi için. Bu nedenle, Yılmaz Güney Ödülü’nü kazanmasında ve daha fazlasına ulaşmasında da şaşılacak bir durum yok.

65/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi