Küçük Şeyler

İlk uzun metrajlı filmi Babamın Kanatları’yla birçok ödül kazanan yönetmen Kıvanç Sezer, dünya prömiyerini Karlovy Vary Film Festivali’nde yapan filmi Küçük Şeyler’de “beyaz yakalı” olarak tabir edebileceğimiz sınıftan evli bir çiftin hikâyesine çeviriyor kamerasını. Bir ilaç şirketinde yönetici olarak çalışan Onur ve eşi Bahar’ın (çoklukla Onur’un) hayatına odaklanan film, Onur’un işini kaybetmesinden sonraki süreci konu ediyor. Küçük Şeyler başlangıçta sade bir anlatının içine yerleştirilmiş absürt mizah ögeleriyle sivri dilli, tatlı bir film olabileceği sinyali verirken Ali Can Yücesoy’un iyi oyununun yardımıyla ilgiyi yüksek tutmayı başarıyor. Bununla beraber film ilerleyen aşamalarda tonunu, anlatısını ve karakterlerin ivmesini koruyamıyor, bir yerden sonra da giderek küçük daireler çizmeye başlayıp tekrara düşmek suretiyle nihayete eriyor. Annesi ve eşiyle olan ilişkisindeki arızalar dâhilinde ana karakterimiz Onur, filmi bir şekilde kabahatinden azade bir oğlan çocuğu olarak tamamlamayı başarıyor ki bu, filmin en yüksek sesle itiraz edebileceğimiz noktalarından birini oluşturuyor. Yine de Küçük Şeyler’in seçki dâhilindeki iyi seyirliklerden biri olduğunu söylemek ziyadesiyle mümkün.

60/100

Bağlılık – Aslı

Semih Kaplanoğlu’nun yeni filmi Bağlılık – Aslı için kopan tufandan azade bir şeyler yazmak gerçekten de güç. Filmin kendisi de buna müsaade etmiyor. Filmde orta üst sınıftan genç bir anne (Aslı), doğum izninden işine dönmek istiyor, lakin bu hayatında önemli bir soruna dönüşüyor. Film, normal şartlarda sermaye düzeninin ve erkek egemen toplumun sırtına yüklemesi gereken ne kadar sorumluluk, kabahat varsa hepsini Aslı’nın sırtına yüklüyor ve bu okumuş, eğitimli, annesinden babasından azade bir hayat kurmuş, kendi ayakları üzerinde durmaya kani kadına nefret kusuyor. O yetmiyor, vaktiyle Aslı’yı bırakıp giderek dünyanın en büyük günahını işlediğine inanmamızın istenildiği, hikâyesine dair hiçbir şey anlatmaya değer görülmeyen annesine, aile evinde yaşayan ve “güpegündüz yarım çay bardağı rakı içtiği için” kınanan babasına da nefret kusuyor film. Aslı, birey olma bilinciyle hareket ettiği her noktada kâh doktoru kâh eşi tarafından çocuğundan ayrı düşünülemeyeceği anne kimliğine davet ediliyor, davet de edilmiyor, neredeyse zorla getirilme kararıyla mahkemeye çıkarılıp kınanıyor. Filmin hastasının ihtiyaçlarını gözetemeyen doktor, eşini anlamaktan uzak, erkek olması, üretime dâhil bir çalışan olması hasebiyle her türlü eleştiriye şerbetli koca gibi karakterleri kınanmak şöyle dursun yüceltilirken, Kaplanoğlu’nun bugüne dek inşa ettiği, öyle ya da böyle kabul görmüş sinemasal anlatısı içinde son derece eklektik duran politik hesaplarla dolu finale doğru yürüyor film.

15/100

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi