Bu yıl 26. kez düzenenlenen Adana Film Festivali, 23-29 Eylül tarihleri arasında Türkiye sinemasının merkezi hâline geldi. Önceki yılların aksine ismine yeniden “Altın Koza” ifadesi eklenen ve tam adı 26. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali olan organizasyon, Ulusal Yarışma seçkisiyle Türkiye’nin bu yılki sinema üretimine de ışık tuttu. Toplam 12 yapımdan oluşan yarışma seçkisi içinden ödül kazananlara değinmeden önce seçkideki filmlerin çizdiği portre bu coğrafyadaki film üretimine dair de önemli doneler sunuduğunu söyleyebiliriz.

Bundan tam bir yıl önce, 25. Adana Film Festivali’ni değerlendirmek üzere kaleme aldığım yazıda yarışma seçkisindeki kimi filmlerin yenilikçi ya da özgün üsluplarına rağmen, genel itibarıyla zayıf bir seçki olduğundan, bazı yapımların ise teknik anlamdaki yetersizliklerden, bu durumda yarışmaya seçilen filmlerin sayısının düşürülmesinin daha heyecan verici bir festival ortaya çıkabilmesi adına faydalı olabileceğinden dem vurmuştum. Bu yılki yarışma filmlerine baktığımızda, aradan geçen bir yıla rağmen Türkiye sineması adına ciddi bir gelişmeden bahsetmek neredeyse olanaksız. Hâl böyleyken, bu topraklarda özellikle bağımsız sinema yapmanın her geçen gün daha da zorlaştığından pekâlâ bahsedebiliriz. Bu durum ilk olarak ülkedeki birçok festivalin yarışma seçkilerinde aynı filmlerin yer alıyor oluşundan görülebiliyor. Örneğin Aden ve Görülmüştür gibi yapımlar daha önce İstanbul Film Festivali’nde seyirci karışısına çıkmaları sebebiyle bir miktar “eskimiş” görünüyorlar. Bu da yarışmanın geneli itibarıyla heyecan verici bir etki yaratmaktan uzak kalmasının nedenlerinden biri. Festivalde Türkiye’de seyirciyle ilk kez buluşan yapımlara baktığımızda da durum pek iç açıcı görünmüyor açıkçası.

En İyi Film Ödülü Nuh Tepesi’nin!

Her ne kadar yarışmanın çok zengin olmadığını söylesek de seçkide, hem iyi kotarılmış hem de farklı sinematik yönelimlerin peşinden giden filmler olması sevindirici. Bu konuda ilk parantezi Burak Çevik’in yönettiği ve dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde yapan Aidiyet için açabiliriz. Yönetmenin kendi ailesinin başına gelen bir trajediyi sinema perdesinde, konvansiyonel anlatı kalıplarının dışına çıkan bir üslupla, video art, belgesel ve kurmaca arasında gidip gelen bir formda yeniden anlatma girişimi olarak özetleyebileceğimiz yapım, yarışmadaki filmlerin tamamından farklı bir konumda yer alıyor. Türkiye sinemasının, erkek başkarakterli taşra hikâyelerinin minimal üslupla ele alındığı filmlerce domine edildiği ortamda, Burak Çevik’in Tuzdan Kaide’nin ardından Aidiyet’le de bu çemberin dışına çıkmaktan imtina etmemesi takdire şayan.

Pelin Esmer’in ilk olarak Saraybosna Film Festivali’nde gösterilen yeni belgeseli Kraliçe Lear da yarışma seçkisi içinde farklı bir noktada duran yapımlardan. Esmer’in kariyerinin başında çektiği Oyun’un merkezinde yer alan, tiyatro yapmaya başlayan köylü kadınları, aradan geçen 14 senenin ardınan yeniden takip eden belgesel, teknik anlamdaki zaaflarına rağmen, seyirciye geçirmeye başardığı umut duygusuyla, geneli oldukça karanlık hikâyeler anlatan yapımlar arasından kolaylıka sıyrılmayı başarıyor. Kraliçe Lear’ın akıllara getirdiği bir diğer konu ise, yarışmada yer alan filmlerin çok büyük bölümünün bir kadın karakteri merkeze almamış olması. Yukarıda bahsettiğim, Türkiye sineması alışkanlıkları ve erkek karakterler arasındaki güçlü bağ, değişen jenerasyonlara rağmen etkisini sürdürmeye devam ediyor belli ki. Ödül töreninde jüri başkanı Serra Yılmaz’ın da bu konuya dikkat çekmesi 26. Adana Film Festivali’nin akılda kalacak anlarından biriydi. Umarız ki önümüzdeki dönemde Türkiye sinemasındaki bu kadın karakter eksikliği, yaratıcı isimlerin bu konuda cesur davranmasıyla aşılabilir.

Yarışmadaki ana kategorilerdeki ödül sahiplerine balktığımızda Cenk Ertürk’ün Nuh Tepesi ve Kıvanç Sezer’in Küçük Şeyler filmlerinin öne çıktığını görebiliyoruz. En İyi Film ve En İyi Yönetmen kategorilerinde ödüle layık görülen Nuh Tepesi, özellikle yönetmenlik anlamında oldukça iyi kotarılmış bir iş. Ali Atay ve Haluk Bilginer’in birbirinden çok farklı karakterdeki baba ve oğula hayat verdiği yapım, özellikle bu iki oyuncunun birlikte yer aldığı, iyi yazılmış ve iyi çekilmiş sahnelerle dikkat çekiyor. Dünya prömiyerini geçtiğimiz Nisan ayında Tribeca Film Festivali’nde yapan ve Cenk Ertürk’ün ilk filmi olma özelliğini taşıyan Nuh Tepesi’nin bu seçki içerisinde en iyi film seçilmesi makul bir tercih olarak nitelenebilir. Aynı şeyleri Kıvanç Sezer’in ikinci uzun metrajı Küçük Şeyler için de söyleyebiliriz. Babamın Kanatları ile başlayan üçlemenin ikinci halkası olan film, beyaz yakalı orta sınıf bir çiftin kent hayatı içinde karşılaştıkları sorunlara yer yer absürt ve kara komedi trüklerini kullanarak ele alıyor ve tam da bu sebeple yarışmadaki diğer filmler arasında bambaşka bir türe el atmasıyla dikkat çekiyor.

Toparlamak gerekirse, 26. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde dağıtılan ödüllerin, sinemasal meziyetler konusunda kısıtlı bir seçki içerisinde dengeli ve kabul edilebilir olduğu söylenebilir. Lakin tüm bunların ötesinde bu seçki içinden önümüzdeki yıllara kalacak ya da adını Türkiye sinema tarihine kazıyacak bir yapım olduğunu iddia etmek de biraz zorlama olacaktır. Bunun da başlıca nedeni olarak gerek biçimsel gerekse anlatısal açıdan risk almaktan uzak duran yaratıcı tercihler gösterilebilir; tabii tüm bunları, ülkenin içinde bulunduğu ve bağımsız sinema yapmayı güçleştiren ekonomik ve siyasi atmosferin parantezine alarak…

26. Adana Film Festivali’de ödül kazanan filmlerin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi