“Çünkü sona yaklaştıkça başlangıca daha
çok yaklaşan bir dairenin içinde dönüp duruyorum.
Yolun açılıp temizlenmesi gibi bir şey.
Yüreğim uzun zaman önce uykuya dalan pek çok hatırayla sızlıyor.”

 Charles Dickens, İki Şehrin Hikâyesi

Hayatlarımızı göz önünde bulundururken çoğunlukla içinde bulunduğumuz durumun kaynağını sorgulamaya cesaret edemeyiz ya da bunu yapmak aklımızın ucundan dahi geçmez. Sevinçlerimizin, acılarımızın, başarılarımızın veya başarısızlıklarımızın nedeni her zaman büyük bir sır olarak kalır. Bu sırları keşfettiğimizdeyse dünyamız yıkılabilir veya yeni birisi olarak devam ederiz hayata. Pamuk ipliğine bağlı olarak yaşadığımızı unuturuz çoğunlukla. Evrende kapladığımız yerin, boşlukta işgal ettiğimiz alanın farkına varamayız; ya olduğundan çok fazla görürüz kendimizi ya da bir hiç gibi hissederiz. Alejandro G. Iñárritu imzalı 21 Gram – 21 Grams, bize evrende kapladığımız bulanık yeri hatırlatıyor. 21 Gram, bu bulanıklığı çıplak bir biçimde masaya yatırıyor ve bizi ele geçiren acıların anlamını sorguluyor. Film, insan değişimine yaptığı vurgu açısından çok önemli bir yön barındırıyor. Bunu yaparken her şeyden önce bu değişimin kodlarını ortaya koyuyor. Bu değişimin temel felsefi özünü anlamamıza yardımcı oluyor. Yukarıda Dickens’tan yaptığım alıntı da filmin özünü net bir biçimde ortaya koyuyor. Geçmişte yaşadığımız acıların sonsuz bir döngü içerisinde zihnimizi ele geçirdiği bir varoluştan bahsediyor 21 Gram.

21 Gram, Babil – Babel ve Paramparça Aşklar ve Köpekler – Amores Perros filmlerini de kapsayan ölüm üçlemesinin bir parçası. Bu üç filmde de senarist Guillermo Arriaga ile çalışan Iñárritu, genellikle felsefi bir derinliğe ulaşmaya çalışan bir yönetmen. Daha sonra yönetmenliğini üstleneceği Birdman ve Diriliş – The Revenant gibi filmlerde de felsefi tartışmaların ve karakter odaklı hikâyelerin ön plana çıktığını görmüştük. Ama bana göre bu üçleme, Iñárritu sinemasının en özel yerinde duruyor. Özellikle Birdman filminden sonra ana akım sinemaya kurban ettiğimiz iyi yönetmenlerden birisi olarak Iñárritu, bu üçlemeyle hem sinema tarihinde özgün bir yer edindi hem de derin felsefesiyle yıllar sonra bile konuşulacak filmler yapmayı başardı.

21 Gram Kaç Yaşama Sığar?

Filmdeki olayların sıralanışı, bizleri anlamlar çıkarmaya iterken, takip güdümüzü de diri tutuyor.  Doğrusal olmayan bir şekilde hikâyesini inşa eden Akıl Defteri – Memento (2000) veya Mulholland Çıkmazı – Mulholland Drive (2001) gibi filmlerin aksine 21 Gram, odağına karakterleri de alıyor.  Kalp hastalığıyla boğuşan bir adamın, ailesini kaybeden genç bir kadının ve ruhani çöküş içerisindeki bir suçlunun kesişen trajedileri, zorlu hayat koşullarını göğüsleme konusunda bir görünge sunuyor izleyiciye. Burada esas önemli olan şey ise bu zorlu koşulların anlamını çözmek değil, tam aksine bu anlamı özümsemek ve içselleştirmek. Filmin esas mesajı, hayatın dikkate alınması gereken özüyle ilgili bir çerçeve sunuyor. Çevremizi saran acıların sonunu ve başını görmenin zorluğuyla baş etmek, aldığımızı kararların sonuçlarıyla yüzleşmek zor olsa da hayat devam ediyor. 21 Gram bizi bu kabul etmesi zor gerçekle baş başa bırakıyor.

Filmde Benicio Del Toro’nun canlandırdığı Jack Jordan karakterine ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Geçmişte işlediği günahlarla hesaplaşan bu karakter, bir yuva kurmuştur ve dini arzulara sarılmıştır. Ancak her ne yaparsa yapsın, geçmişinden kaçamaz. Hayat onu yine bir günahla buluşturur. Tanrıya itaat etmenin bir işe yaramadığını gördüğünde ise esas cehennemin zihninde bulunduğunu anlar. Bu çıkarım, filmin en önemli mesajlarından birisi aslında. 21 Gram, inançlarımızın, hayallerimizin ve içinde bulunduğumuz gerçekliğin kesiştiği ortak bir yerin eksikliğini en sert biçimde gösteriyor bu karakter aracılığıyla. Ölüm anında 21 gram kaybettiğimiz fikri gibi insan varlığına direkt atıfta bulunan bir teoriden yola çıkarak oluşturulan bir hikâye var karşımızda. Dünyanın yüküne, acıların şiddetine bakmaksızın hayatın gelip geçiciliğini kavramış oluyoruz bu teoriyle. Filmin sonuna geldiğimizde “21 gram kaç yaşama sığar?” sorusuyla pekişiyor bu anlam. Burada yapılan en önemli vurgu kuşkusuz insan yaşamının anlamsızlığıyla ilgili. Bir çikolata parçası ya da bir kurşun parçacığı kadar yer kaplıyor olduğumuzu bilmek, hayata bakışımızla ilgili birçok şeyi değiştiriyor. Filmin bir diğer önemli özeliği de burada yatıyor. Film, izleyiciyi dönüştürüyor ve insan varlığına dair düşüncelerimizi radikal bir biçimde güncelleştirme imkânı sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information