23 Ocak-2 Şubat 2020 tarihleri arasında düzenlenecek olan 2020 Sundance Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapması beklenen dikkat çekici 30 film.

Yeni filmler ve yönetmenler keşfetmek açısından dünyanın en önemli festivallerinden biri olan, ABD’nin Utah eyaletinde gerçekleşen Sundance Film Festivali için heyecanlı bekleyişimiz sürüyor.

Önümüzdeki yıl 23 Ocak- 2 Şubat 2020 tarihleri arasında düzenlenecek olan 2020 Sundance Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapacak filmler henüz açıklanmamış olsa da festivalde yer alabilecek filmler yavaş yavaş belli olmaya başladı. Bu yıl da merakla beklediğimiz uzun metrajlı filmlerin yanında, konularıyla adlarından söz ettirebilecek belgeseller de Sundance’te izleyici karşısına çıkacak.

Festival programının açıklanmasına çok kısa bir süre kalmışken, 2020 Sundance Film Festivali’nde görmeyi beklediğimiz 30 filme gelin hep birlikte yakından bakalım.

Dünya Prömiyerini 2020 Sundance Film Festivali’nde Yapması Beklenen 30 Film

After Yang – Kogonada

Kariyerine kısa metraj belgesellerle başlayan Kogonada, dünya prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde beğeniyle karşılanan 2017 yapımı Columbus ile adından söz ettirmeyi başarmıştı. Columbus’tan sonra nasıl bir işle geri döneceği merak konusu olan yönetmen, yeni filmi After Yang ile dikkatleri üzerine çekmeye hazırlanıyor. Alexander Weinstein’in Saying Goodbye to Yang adlı kısa öyküsünden uyarlanan film; ailelerin kendi çocuklarına yardımcı olmaları için robot çocuklar satın aldığı bir dünyada geçiyor ve artık ailelerinin bir parçası hâline gelen Yang adlı robotu kurtarmak için mücadele veren bir baba ve kızın hikâyesini anlatıyor. Colin Farrell‘ın başrolünde yer alacağı filmin oyuncu kadrosunda Haley Lu Richardson, Jodie Turner-Smith, Clifton Collins Jr., Brett Dier gibi isimler yer alıyor. Filmin yapımcılığını Moonlight, Hereditary ve The Lighthouse gibi dikkat çekici yapımlara imza atan A24 üstleniyor.

Badass Librarians of Timbuktu – Otto Bell

The Eagle Huntress belgeseliyle BAFTA adaylığı kazanan Otto Bell, Timbuktu’da gizlice çektiği yeni belgeseli Badass Librarians of Timbuktu ile adından söz ettirmeye hazırlanıyor. Joshua Hammer’ın aynı isimli kitabından uyarlanan belgesel, El-Kaide’nin işgali altında olan Timbuktu’dan binlerce kitabı gizlice çıkarmaya çalışan bir grup araştırmacının yaptıklarını mercek altına alıyor.

Belushi – R.J. Cutler

1978 yılında komedyen Dan Aykroyd ile birlikte Saturday Night Live programında müzikli skeçler yapmak için  The Blues Brothers’ı kuran John Belushi, 1982 yılında hayata veda etmişti. Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen bugün SNL dediğimizde aklımıza gelen ilk ilk isimlerden biri olan John Belushi’nin hayatı yeni bir belgesele konu oluyor: Belushi! Belgeselin yapımcılığını John Belushi’nin eşi Judith Belushi üstleniyor. John Belushi hakkında yeni şeyler öğrenmeyi umduğumuz belgeselinin yönetmeni ise The September Issue belgeseline imza atan ve Chloë Grace Moretz’li If I Stay filmini çeken R.J. Cutler.

Bergman Island – Mia Hansen-Løve

Goodbye First Love, Le père de mes enfants, Eden gibi yapımlarla dikkat çeken, filmlerinde kullandığı müziklerle ve yarattığı gerçeklik hissiyle adından söz ettiren Mia Hansen-Løve, geçtiğimiz yıl Maya filmiyle Toronto Film Festivali’ne konuk olmuştu. Hansen-Løve, hiç vakit kaybetmeden yeni filmi Bergman Island‘ın hazırlıklarına başladı. Mia Wasikowska, Tim Roth, Anders Danielsen Lie ve Phantom Thread ile büyük çıkış yakalayan Vicky Krieps‘ın başrollerinde yer aldığı film, film yapımcısı olan Amerikalı bir çifti odak noktasına alıyor. Bu çift, bir sonraki filmlerinin senaryosunu yazmak için yaz aylarını Ingmar Bergman’ın esin kaynağı olan adada geçirmeye karar veriyor. Zaman geçtikçe danın vahşi doğasına uygun olarak gerçeklikle kurgu arasındaki çizgiler de silikleşmeye başlıyor.

Bing Liu’nun Yeni Projesi – Bing Liu

Keşif açısından bakacak olursak Sundance Film Festivali önemli isimleri sinema dünyasına kazandırıyor. Yönettiği Minding the Gap belgeseliyle Oscar’a aday olan Bing Liu, bu belgeselde kaykaycı arkadaşlarının sorunlu geçen çocuklukları ile günümüz erkeklik anlayışının karmaşıklığı arasındaki ilişkileri araştırmıştı. Konusuyla ilgi çeken Minding the Gap’ten sonra Bing Liu, hiç vakit kaybetmeden yeni belgeseli için çalışmalara başladı. Henüz ismi belli olmayan bu belgesel, Chicago’daki hapishane sistemine odaklanıyor.

Bliss – Mike Cahill

Another Earth ve I Origins filmleriyle sinema dünyasında büyük yankı uyandıran ve bu filmlerle daha önce Sundance Film Festivali’ne konuk olan Mike Cahill, Sundance’e yabancı bir isim değil. Bundan dolayı Cahill’in yazıp yönettiği yeni filmi Bliss‘in de dünya prömiyerini Sundance’te yapması bekleniyor. Filmin başrollerinde Salma Hayek ve Owen Wilson yer alıyor. Filmde yeni boşanmış bir erkek, büyüleyici bir kadının etkisine girer. İkili birbirlerini tanımaya başladıkça, varoluşsal krizler ortaya çıkar ve alternatif bir dünya simülasyonunda yaşayıp yaşamadıklarını belirlemeye çalışırlar. Bliss’in konusundan anladığımız kadarıyla Mike Cahill, önceki filmlerinde olduğu gibi yine izleyicinin kafasını karıştıracak gibi gözüküyor.

Body Cam – Malik Vitthal

Netflix için çektiği Imperial Dreams ile “The Best of NEXT” (İlk Film) İzleyici Ödülü’nü kazanan Malik Vitthal, yeni filmi Body Cam ile korku dünyasında gizemli bir yolculuğa çıkıyor. Anika Noni Rose, Nat Wolff, Theo Rossi, Mary J. Blige‘ın oyuncu kadrosunda yer aldığı filmin senaryosunu Nicholas McCarthy ve Richmond Riedel kaleme alıyor. Get Out ve End of Watch filmlerinin karışımı olarak tanımlanan Body Cam, öldürdükleri siyahi bir gence musallat olmuş kötü niyetli bir ruhun, bu cinayeti işleyen iki polisin izini sürmesini konu alıyor. Ancak yaşanan olayların hepsi, örtbas edilmiş bir vücut kamerası tarafından ortaya çıkıyor ve olaylar karmaşık bir yapıya bürünüyor.

Chasing Chaplin – Peter Middleton, James Spinney

Adından anlaşıldığı üzere Chasing Chaplin belgeseli, sessiz sinemanın en önemli isimlerinden Charlie Chaplin’in hayatını konu ediniyor. Belgesel, Charlie Chaplin’in hayatına ve çalışmalarına, 1966’da Life dergisine verdiği röportaj üzerinden kendi sözleriyle bakıyor. Chaplin’in ailesinin kendi arşivlerini açacağı belgeselde, oyuncunun daha önce hiç görülmemiş fotoğraf ve video kayıtlarıyla birlikte BFI’nın kendi arşivi ve İsviçre’de bulunan Chaplin’s World müzesinden gelecek materyaller de kullanılıyor. 2016 yapımı Notes on Blindness belgeseli ile 3 dalda BAFTA adaylığı elde etmiş olan Peter Middleton ve James Spinney ikilisi belgeselin yönetmenliğini üstleniyor.

City So Real – Steve James

Chicago’daki 2019 belediye başkanlığı seçim kampanyasını ele alan City So Real belgeseli, Chicago ve vatandaşlarının mozaik bir portresini sunuyor. 1994 yılında çektiği Hoop Dreams ile En İyi Kurgu Oscarı’na aday olan, geçtiğimiz yıl ise Abacus: Small Enough to Jail ile belgesel kategorisinde ikinci adaylığını elde eden Steve James, City So Real’ın yönetmeni olarak yapım ekibindeki yerini alıyor.

Diamonds – Jason Kohn

Jason Kohn, 2007 yapımı Manda Bala (Send a Bullet) ile belgesel dünyasında dikkatleri üzerine çekmişti. Daha sonrasında Love Means Zero belgeseliyle tenis dünyasının derinliklerine inen Kohn, şimdi de elmas sektörünü inceliyor. Yönetmenin çektiği Diamonds belgeseli, laboratuvar ortamında yapılan elmas ile sentetik elmas sektörünün kıyasıya rekabetini konu alıyor. Belgeselin elmas endüstrisinin bilinmeyen yönlerine ışık tutması bekleniyor.

Epicentro – Hubert Sauper

Darwin’s Nightmare belgeseliyle 2006 yılında Oscar’a aday olan Hubert Sauper, yeni belgeseli Epicentro ile izleyiciyi geçiş ve değişim dönemindeki Küba toplumunun düşünce ve hayallerine davet ediyor. Belgesel Küba’yı, hem güzellikleriyle hem de ekonomik ambargoların hüküm sürdüğü zorluklarıyla bir “zaman kapsülü” olarak ele alıyor. Bu belgeselle Sauper, zaman paradoksu, emperyalizm ve sinemayı sorgulamayı amaçlıyor.

The Fight – Josh Kriegman, Elyse Steinberg

New Yorklu belediye başkanı Anthony Weiner’ın skandalına ışık tutan Weiner belgeseliyle 2016’da Sundance’de Jüri Büyük Ödülü kazanan Josh Kriegman ve Elyse Steinberg ikilisinden yeni bir belgesel daha geliyor: The Fight! Belgesel kamerasını bir ulusal kriz anındaki insan mücadelesine çeviriyor. ABD başkanı Donald Trump göreve başlamasından kısa bir süre sonra, yedi Müslüman ülke için vize yasağı koymuştu. ABD’de büyük yankı uyandıran bu olaydan sonra ülkenin dört bir yanında protestolar düzenlemiş, Charlottesville’deki olaylar basında büyük yankı uyandırmıştı. Josh Kriegman ve Elyse Steinberg de, Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nin Trump yönetimiyle mücadele çabalarını gözler önüne seriyor. Buradan hareketle belgeselde, Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği avukatları ve eylemcileri, Müslüman yasağından transseksüel askerlerin zulmüne ve mevcut mülteci krizine kadar Trump yönetiminde yaşanan çok sayıda olaya ışık tutuyor. Weiner’den sonra yine çarpıcı bir belgeseli izleyiciyle buluşturmayı planlayan Josh Kriegman ve Elyse Steinberg’in The Fight’ta neler yaptığını görmek için sabırsızlanıyoruz.

Good Joe Bell – Reinaldo Marcus Green

Geçtiğimiz yıl Sundance Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile dönen Monsters and Men’in yönetmeni Reinaldo Marcus Green, yeni filmi Good Joe Bell ile biyografi sularında yüzüyor. Adından anlaşıldığı üzere film, ABD boyunca yürümeye karar veren Joe Bell ve oğluna odaklanıyor. Filmde Mark Wahlberg, Joe Bell’i; Reid Miller ise Joe’nun oğlu Jadin’i canlandırıyor. 2013 yılında 15 yaşındaki eşcinsel oğlu Jadin’in intihar etmesinden sonra Joe Bell, zorbalık ve intihar konusundaki farkındalığı artırmak için Amerika’da bir yürüyüş yapmıştı. Buradan hareketle film, baba-oğul arasındaki ilişkiyi de derinlemesine inceleyecek. Senaristi olduğu Brokeback Mountain ile Oscar kazanan Diana Ossana ve Larry McMurtry, filmin senaryosunu kaleme alıyor. Şu sıralar yeni James Bond filmi No Time to Die üzerinde çalışan Cary Fukunaga ve ünlü oyuncu Jake Gyllenhaal, Good Joe Bell’in yapımcılığını üstleniyor. Yönetmeni, konusu ve yapım ekibiyle bizleri heyecanlandıran filmin önümüzdeki yıla damga vurması bekleniyor.

The Half of It – Alice Wu

Listemize Netflix yapımı olarak giriş yapan filmlerden birisi ise The Half of It. 2004 yapımı Saving Face filminden sonra sinemaya uzun bir süre ara veren Alice Wu, The Half of It’in yönetmen koltuğuna oturuyor. Wu’nın aynı zamanda senaryosunu yazdığı filmin kadrosunda Leah Lewis, Enrique Murciano, Becky Ann Baker, Daniel Diemer gibi isimler bulunuyor. Filmde dersten başını kaldırmayan utangaç Ellie, okulun futbol takımındaki bir gence sevdiği kızın kalbini kazanma konusunda yardım eder. Ancak Ellie’nin de aynı kıza aşık olması olayların karmaşık bir hâl almasına neden oluyor. Alice Wu’nun nasıl bir filmle sinemaya geri döndüğünü görmek için sabırsızlanıyoruz.

I Used to Go Here – Kris Rey

2015 yapımı Unexpected filminin dünya prömiyerini Sundance’te gerçekleştiren Kris Rey, beş yıl aradan sonra yeni filmi I Used to Go Here ile sinemaya geri dönüyor. Komedi türündeki bu filmin başrollerini Community dizisiyle tanınan Gillian Jacobs ve What We Do in the Shadows ve Legion gibi yapımlarla karşımıza çıkan, Flight of the Conchords üyesi Jemaine Clement paylaşıyor. Gillian Jacobs, filmde özel hayatındaki sorunlardan ve hayallerinden kaçan şımarık yazar olan Kate’e hayat veriyor. Jemaine Clement ise Kate’in eski profesörü David’e hayat veriyor. Beklenmedik bir şekilde Kate, David’den gençlerle sohbet etmek üzere mezun olduğu okula geri dönmesini ister. Hayatında yeni bir amaç bulan Kate ise bu durumun etkileriyle yüzleşmek zorunda kalır.

Kajillionaire – Miranda July

Oyuncu ve yazar kimliğinin yanı sıra yönetmen olarak farklı projelere imza atan Miranda July, geçtiğimiz yıl Josephine Decker’ın Madeline’s Madeline filmindeki başarılı performansıyla çok konuşulmuştu. Bu filmden beri yeni bir projede göremediğimiz July, yazıp yönettiği Kajillionaire filmiyle sinema dünyasına geri dönüyor. Bir suç hikâyesini anlatacak olan film; suç işlerine karışan ailesinin, planladıkları büyük bir soygunda onlara katılmak için bir yabancıyı davet etmesiyle yaşanan olayları ve bu olaydan sonra bir kadının hayatının tepetaklak olmasını konu alıyor. Merakla beklenen filmin oyuncu kadrosunda Evan Rachel Wood, Gina Rodriguez, Richard Jenkins gibi başarılı isimler yer alıyor.

The Last Thing He Wanted – Dee Rees

Netflix’te yayınlanan Mudbound ile geçtiğimiz yıla damgasını vuran Dee ReesThe Last Thing He Wanted filmi için Netflix ile yeniden bir araya geliyor. Dee Rees ile birlikte ilk kez bir filmin senaryosunu kaleme alan Marco Villalobos‘un senaristliğini üstlendiği film, İran-Kontra Skandalı nedeniyle hayatı tehlikeye giren gazeteci Elena McMahon’un hayatını anlatıyor. Filmde Elena McMahon’u, en son Modern Love’da izlediğimiz Anne Hathaway canlandırırken; usta oyuncu Willem Dafoe da, McMahon’ın babasına hayat veriyor. Bunun yanı sıra filmin oyuncu kadrosunda Ben Affleck, Toby Jones, Rosie Perez ve Edi Gathegi de yer alıyor.

Lost Girls – Liz Garbus

Daha önce The Farm: Angola, US ve Netflix orijinali What Happened, Miss Simone? belgeselleriyle Oscar adaylığı elde eden Liz Garbus, Robert Kolker’ın romanından beyazperdeye uyarlanan Lost Girls filmiyle kurmaca bir filmde şansını deniyor. Extremely Wicked, Shockingly Evil and Vile’ın senaristi Michael Werwie, filmin senaryosunu kaleme alıyor. Lost Girls, Long Island’da kayıp kızını arayan bir annenin, ormanda dört kızın cesedine rastlamasıyla yaptığı korkunç keşfi ve sonrasında yaşanan olayları konu ediniyor. Gone Baby Gone’la Oscar adaylığı elde eden Amy Ryan, filmde anneyi canlandırırken; Leave No Trace ve Jojo Rabbit filmleriyle kariyeri yükselişe geçen Thomasin McKenzie ise kayıp kıza hayat veriyor. Usta oyuncu Gabriel Byrne ve Lola Kirke de filmin oyuncu kadrosunda yer alan isimler olarak göze çarpıyor.

Lou Reed/Velvet Underground Projesi – Todd Haynes

Bu yıl Dark Waters filmiyle sinemalarımıza konuk olmaya hazırlanan Todd Haynes‘ın, Lou Reed’in vokal olarak yer aldığı ünlü rock grubu The Velvet Underground hakkında bir belgesel çektiğini daha önce sizlerle paylaşmıştık. Henüz ismi belli olmayan bu belgesel, müzik tarihine damga vurmuş grubun hayranları tarafından merakla bekleniyor. Todd Haynes daha önce David Bowie ve Iggy Pop gibi müzik dünyasının iki ikonik isminin hayatlarından esinlendiği Velvet Goldmine ve Bob Dylan’ın hayatında sıradışı bir yolculuğa çıktığı I’m Not There filmleriyle müzik dünyasından hikâyeleri izleyiciyle buluşturmuştu. Bu iki filmden sonra yönetmenden yine müzik temalı bir proje gelmesi bizleri heyecanlandırıyor. Bu projenin, aynı zamanda yönetmenin belgesel türünde çektiği ilk yapım olması da merakımıza merak katıyor.

The Nest – Sean Durkin

Elizabeth Olsen’ı sinema dünyasına tanıtan 2011 yapımı Martha Marcy May Marlene filmi ile yönetmenlik alanındaki becerisini kanıtlayan Sean Durkin, bu filmden sonra yapımcı olduğu projelerle sektörde varlık göstermişti. Durkin, uzun bir aradan sonra The Nest filmiyle yönetmenliğe geri dönüyor. İzleyiciyi 80’li yıllara davet eden film, Amerikalı bir müteahiti ve onun ailesini konu alıyor, bu ailenin İngiltere’deki bir malikâneye taşındıktan sonra yaşadıklarını ve çarpıklaşan ilişkilerini derinlemesine inceliyor. Psikolojik sularda yüzecek olan filmin başrollerinde Carrie Coon ve Jude Law yer alıyor. Martha Marcy May Marlene’de ana karakterin psikolojisini çok iyi bir şekilde izleyiciye aktaran Sean Durkin, The Nest filminde de izleyiciyi derinden etkileyecek gibi gözüküyor.

Nine Days – Edson Oda

2017 yılında, ilk uzun metrajlısını çeken yönetmenlere orijinal film projeleri üretme imkânı sağlayan Sundance Screenwriters Lab’e katılan ve kariyerini kısa filmlerle şekillendiren Edson Oda, senaryosunu yazıp yönetmenliğini üstlendiği Nine Days filmiyle ilk uzun metrajlısına imza attı. Nine Days, Edson Oda’nın Sundance Screenwriter Lab’de geliştirdiği bir proje. Uzun zamandır bu proje üzerinde çalışan Oda, ilk uzun metrajlısı için etkileyici bir oyuncu kadrosunu bir araya getirdi. Winston Duke, Zazie Beetz,  Bill Skarsgård ve Benedict Wong, Nine Days’in oyuncu kadrosunda yer alıyor. Filmde Winston Duke, bildiğimiz gerçeklikten uzakta bir evde, münzevi bir hayat yaşayan bir adamı canlandırıyor. Duke’ün karakteri, insan ruhlarının vücut bulmuş hâli olan karakterlerle görüşerek bir zamanlar sahip olduğu bir ayrıcalığı paylaşacak: Doğmayı. Zazie Beetz, Bill Skarsgård, Benedict Wong ise bu görüşmelere katılan adaylara hayat veriyor.

Naked Similarity – Chase Palmer

Andy Muschietti imzalı It filminin senaristleri arasında yer alan Chase Palmer, ilk uzun metraj sinema filmi Naked Singularity ile beyazperdeye adım atıyor. Palmer, filmin başrolünü It filminde birlikte çalıştığı Bill Skarsgård‘a teslim ediyor. Filmin oyuncu kadrosunda Skarsgård’a Ed Skrein, Olivia Cooke, Tim Blake Nelson, John Boyega gibi önemli isimler eşlik ediyor. Film, kamu avukatı olarak New York’ta çalışan bir avukatın ilk davasını kaybetmesini ve sonrasında gelişen olayları mercek altına alıyor.

Never, Rarely, Sometimes, Always – Eliza Hittman

Eliza Hittman, 2013 yapımı ilk uzun metraj filmi It Felt Like Love ile bağımsız sinemada dikkat çekmiş, sonrasında yazıp yönettiği Beach Rats ile adını geniş kitlelere duyurmayı başarmıştı. Bu iki filmle olumlu yorumlar alan ve bu iki filmini de ilk olarak Sundance’te izleyiciyle buluşturan yönetmen, yeni filmi Never, Rarely, Sometimes, Always ile yeniden Sundance’e konuk olabilir. Film, beklenmedik bir hamilelik sonucunda kürtaj olabilmek için Pennsylvania’dan New York City’e giden iki genç kızın hikâyesini anlatıyor. Kendi memleketlerinde kürtaj yasak olduğu için bu iki genç kız, çareyi başka bir şehirde arıyor. Önceki filmlerinde gerçekçi bir anlatım ortaya koyan Eliza Hittman, bu filmiyle de izleyiciyi sarsacak gibi görünüyor. Yönetmeninden dolayı heyecanlandıran bu filmin nasıl yorumlar alacağı merak konusu.

Rebuilding Paradise – Ron Howard

Ron Howard ve National Geographic, 2018’in Kasım ayında ABD’nin Kaliforniya eyaletinde gerçekleşen orman yangınını ve iklim değişikliğinin bu felaket üzerindeki etkilerini anlatan Rebuilding Paradise belgeseli için bir araya geliyor. Yangından büyük zarar gören Paradise kasabasını mesken tutacak olan belgesel, bir yıl boyunca bu trajediden zarar gören insanları, yangına ilk müdahale edenleri ve kasabanın restorasyonu için liderlik eden gönüllüleri mercek altına alıyor. Belgesel, yangının tahrip ettiği bu bölge üzerinden, etkileri her geçen gün daha belirgin hale gelen iklim değişikliğinin küresel yankılarını mikrokozmik bir açıdan gözler önüne sermeyi de hedefliyor. Bir yıllık süreyi kapsıyor olmasından dolayı belgeselin Sundance’e yetişip yetişmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Shirley – Josephine Decker

Geçtiğimiz yılın ses getiren filmlerinden Madeline’s Madeline’e imza atan Josephine Decker, ünlü korku romanı yazarı Shirley Jackson‘ın hayatını konu alan Shirley filmiyle adından söz ettirmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki yıl Sundance’te yer alması beklenen bu film, yeni bir hayata başlamak için Shirley Jackson ve onun Bennington Üniversitesi’nde profesörlük yapan eşi Stanley Hyman’ın yanına taşınan genç bir çiftin Jackson’ın yeni romanına konu olmasını anlatıyor.  Filmde Shirley Jackson’a Elisabeth Moss, kocası Stanley Hyman’a ise Michael Stuhlbarg hayat veriyor. Filmin senaryosunu I Love Dick’in yaratıcısı Sarah Gubbins kaleme alıyor.

Some Day – Megan Mylan

Olumlu yorumlar aldığı Lost Boys of Sudan ile belgesel dünyasına adım atan, 2008 yapımı Smile Pinki belgeseliyle Oscar kazanan Megan Mylan‘dan çarpıcı bir belgesel daha geliyor: Some Day! Yönetmen Megan Mylan, kamerasını Türkiye, Yunanistan, Almanya ve ABD’deki deneyimlerini takip ederek dünyanın dört bir yanında sığınan dört Suriyeli aileye çeviriyor. Buradan hareketle mülteci sorununu gözler önüne seren belgesel, Suriye’deki iç savaştan kaçan dört ailenin Türkiye, Yunanistan, Almanya ve ABD’de yeni bir gelecek aramasını ele alıyor.

Tesla – Michael Almereyda

Başta alternatif akım olmak üzere icatlarıyla bilim dünyasında bir çığır açan ünlü fizikçi Nikola Tesla‘nın hayatı, Michael Almereyda’nın yönetmenliğini üstlendiği Tesla filmine konu oluyor. Filmde Nikola Tesla’yı, Before serisinden Predestination’a çok yönlü bir filmografi geliştiren Ethan Hawke canlandırıyor. Film, ünlü bilim insanının Amerika’daki yaşamına ve onun Thomas Edison ve George Westinghouse’la olan ilişkisine odaklanıyor. Thomas Edison’a ise Twin Peaks’ten tanıdığımız Kyle MacLachlan hayat veriyor. Konusuyla dikkat çeken filmin önümüzdeki yıl Sundance’te izleyiciyle buluşması bekleniyor.

Uncle Frank – Alan Ball

Oscar kazandığı American Beauty’den tutun da Six Feet Under ve True Blood gibi başarılı dizilere kadar, trajik aile dramalarının arkasındaki dahi senarist Alan Ball, son olarak Here and Now dizisinin ilk bölümünü yönetmişti. Alan Ball şimdi de Uncle Frank filmiyle izleyiciyi selamlamaya hazırlanıyor. Filmin başrolünde son zamanlarda Vision rolüyle Marvel Sinematik Evreni’nde izlediğimiz Paul Bettany yer alıyor. 1973 yılında geçen film, eşcinsel bir NYU profesörünün 18 yaşındaki yeğeni ile birlikte bir aile cenazesi için memleketlerine yolculuk etmesini konu alıyor.

Wendy – Benh Zeitlin

2012 yılında Beasts of the Southern Wild ile ilk uzun metrajlısına imza atan Benh Zeitlin, çektiği bu filmle sinema dünyasına etkili bir giriş yapmış, elde ettiği Oscar adaylığıyla da adını geniş kitlelere duyurmuştu. Bu filmden sonra yeni projelerini merakla beklediğimiz Benh Zeitlin, 2012 yılından beri hiç film çekmedi. Yeni film çekmesine hasret kaldığımız yönetmen, yedi yıl aradan sonra çektiği yeni filmi Wendy ile sinemaya geri dönüyor. Film, klasik Peter Pan hikâyesini farklı bir şekilde yorumluyor. Önceki filminde epik bir anlatıyı gözler önüne seren Benh Zeitlin, bu filminde de aynı anlatımı kullanıyor. Yaşlanma ve zamanın askıya alındığı gizemli bir adada kaybolan Wendy ailesini, özgürlüğünü ve neşeli ruhunu büyümenin ölümcül tehlikesinden kurtarmak için savaşmak zorundadır. Filmin dünya prömiyerinini önümüzdeki yıl Sundance’te yapması bekleniyor.

What is Life Worth – Sara Colangelo

Geçtiğimiz yıl ana karakteri Lisa’nın yaptıkları üzerinden izleyiciyi ikilemde bırakan Maggie Gyllenhaal’lu The Kindergarten Teacher filmiyle çok konuşulan, bu filmle 2018 Sundance Film Festivali’nde Yönetmen Ödülü’nü kazanan Sara Colangelo, çok geçmeden yeni filmi What is Life Worth‘ün hazırlıklarına başladı. Michael Keaton ve Stanley Tucci, filmin başrollerinde yer alıyor. Spotlight ve Erin Brockovich filmlerinin karışımı olarak tanımlanan film, 11 Eylül kurbanlarını anma fonundan sorumlu olan avukat Kenneth Feinberg’ün gerçek hikâyesini konu alıyor. Üç yıllık bir zaman zarfında görev alan Kenneth Feinberg, kurbanlarının ailelerine para dağıtılmasına yardımcı olmak için siyasetle ve bürokratik işlemlerle uğraşmak zorunda kaldı. Film, Kenneth Feinberg’ün bu görev sırasındayken hayatın değerli olduğunu keşfetmesini de inceleyecek.

Kaynak: IndieWire

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi