Venedik, Toronto, New York gibi film festivallerinin programlarında yer alacak filmleri açıklamasıyla birlikte, 2020 Oscar Ödülleri’nde hangi filmlerin etkili olabileceği de netlik kazanmaya başladı.

Oscar sezonunda hangi filmlerin ön plana çıkacağını anlamak adına önemli bir gösterge olan Toronto ve Venedik gibi film festivallerinin programlarında yer alacak filmleri açıklamasıyla birlikte, bu yıl ödül sezonunda hangi filmlerin adlarından söz ettirebileceği de netlik kazanmaya başladı.

Şüphesiz bu filmlerden bazıları festivallerdeki ilk gösterimlerinde beklenen etkiyi yaratamayıp Oscar yarışının dışında kalacaklardır. Ancak şu anda, henüz filmlerin izleyiciler tarafından nasıl karşılandığını görmeden önce; Martin Scorsese, Noah Baumbach, Steven Soderbergh, Marielle Heller gibi yönetmenlerin filmlerinin bu yılki Oscar yarışında yer almasına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor.

IndieWire da festivallerin programlarında yer alan filmlerden yola çıkarak, bu yıl Oscar yarışında etkili olabilecek 30 filmi derledi. Sonbaharda düzenlenecek film festivallerinin programlarında yer alacağı resmi olarak açıklanmayan filmlere listede yer verilmedi. Bu yüzden Greta Gerwig imzalı Little Women, Todd Haynes’ın yeni filmi Dry Run ve Amerika’da vizyona giren Once Upon a Time… in Hollywood gibi aslında ödül sezonunda iddialı olması beklenen yapımlar 30 filmlik bu listede yer almıyor.

Bu Yıl Oscar Yarışında Etkili Olabilecek 30 Film

The Irishman

Martin Scorsese, Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci, Harvey Keitel gibi usta isimleri bir araya getirmesi The Irishman’in Oscar yarışında etkili olacak filmler arasına ismini yazdırması için yeterli aslında. Bir de buna Martin Scorsese’nin suç filmlerinde ortaya ne kadar iyi bir iş koyduğu gerçeği eklenince The Irishman’in bu yıl Oscar yarışında en çok konuşulan filmlerden biri olacağını söyleyebiliriz. Bu noktada The Irishman’in önündeki en büyük engel Netflix filmi olması gibi görünüyordu. Ancak Netflix’in geçtiğimiz yıl Roma ile Oscar yarışında oldukça etkili olması ve bu yıl da The Irishman için benzer bir yayın stratejisi izlemesi, bu engeli ortadan kaldırmaya yetecek gibi görünüyor. Dünya prömiyerini 57. New York Film Festivali’nde yapacak olan The Irishman, sonrasında BFI Londra Film Festivali’ne de konuk olacak. Ayrıca filmin Netflix’te yayınlanmadan önce başka festivalleri de ziyaret etmesi bekleniyor. Oyuncuları gençleştirmek için kullanılan CGI teknolojisinin nasıl sonuç verdiğini görmeden tahminde bulunmak zor olsa da, bu konuda ciddi bir sorun yaşanmadığı takdirde Robert De Niro ve Al Pacino gibi oyuncuların da Oscar yarışında adından söz ettirmesi bekleniyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan ilk fragman, Scorsese ve ekibinin gençleştirme teknolojisiyle iyi bir iş çıkardığını düşündürüyor.

Marriage Story

Netflix’in Roma’daki benzer bir yayın stratejisi izleyerek çok sayıda festivalde göstereceği ve bu sayede Oscar yarışındaki şansını arttıracağı bir diğer film de Noah Baumbach imzalı Marriage Story. Amerikan bağımsız sinemasının en önemli isimleri arasında yer alan Baumbach şu ana kadar The Squid and the Whale ile kazandığı En İyi Özgün Senaryo Oscarı adaylığı dışında Oscar yarışında çok etkili olamadı. Ancak dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali’nde yapacak olan Marriage Story’nin Oscar yarışında oldukça etkili olması bekleniyor. Venedik’teki ilk gösteriminin ardından Toronto ve New York film festivallerine de konuk olacak filmin Telluride Film Festivali’nin de programında yer alması bekleniyor. Bu da Marriage Story’i sonbahar döneminin dört önemli film festivalinde de gösterilen ender filmlerden biri yapacak. Filmin başrollerinde yer alan Scarlett Johansson ve Adam Driver’ın Oscar yarışında ne denli etkili olacağını görmek içinse filmin Venedik’teki ilk gösterimini beklememiz gerekiyor.

Motherless Brooklyn

Başarılı oyuncu Edward Norton, bu yıl vizyona girecek Motherless Brooklyn ile 19 yıl sonra ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu bir filmle sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Jonathan Lethem’in aynı adlı romanından uyarlanan filmde Norton, 1950’lerin New York’unda geçen bir cinayet hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Norton’ın Tourette sendromlu bir özel dedektifi canlandırdığı film, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptıktan sonra New York Film Festivali’nde de kapanış filmi olarak yer alacak. Oyuncu olarak 3 kez Oscar adaylığı kazanan Norton’ın bu filmle hem oyuncu hem de yönetmen olarak Oscar yarışında adından söz ettirebileceği konuşuluyor.

Dolor y gloria

Usta yönetmen Pedro Almodóvar’ın 72. Cannes Film Festivali’nde beğeniyle karşılanan son filmi Dolor y gloria’nın Oscar yarışında oldukça iddialı olması bekleniyor. Dolor y gloria, Almodóvar’ın son yıllardaki en iyi filmi olarak değerlendirilirken, başrolde yer alan Antonio Banderas da filmdeki performansıyla adından övgüyle söz ettiriyor. Cannes’ın ardından Toronto ve New York film festivallerinde de gösterilecek olan Dolor y gloria’nın İspanya’nın bu yılki En İyi Uluslararası Film Oscarı aday adayı olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Daha önce Todo sobre mi madre filmi  budalda Oscar kazanan Almodóvar’ın son filminin de En İyi Uluslararası Film Oscarı için favoriler arasında yer alacağına şüphe yok. Aynı zamanda yönetmenin bugüne kadar Oscar kazandığı (Hable con ella, 2003) tek kategori olan En İyi Özgün Senaryo dalında da adaylık alabileceği belirtiliyor. Oyuncuların İngilizce olmayan bir filmdeki performanslarıyla Oscar adaylığı kazanmaları oldukça zor olsa da, Antonio Banderas’ın da bu kategoride iddialı olması bekleniyor.

Gisaengchung

72. Cannes Film Festivali’nde beğeniyle karşılandıktan sonra Oscar yarışında etkili olması beklenen bir diğer film de Parasite – Gisaengchung. Joon-ho Bong imzalı Gisaengchung, Altın Palmiye kazanan ilk Güney Kore filmi olarak tarihi bir başarıya imza attı. Filmin En İyi Uluslararası Film kategorisinde Oscar adaylığı kazanarak Güney Kore’ye bir ilki daha yaşatma ihtimali olukça yüksek görünüyor. Geçtiğimiz yıl eleştirmenler tarafından oldukça beğenilen Burning Oscar adaylığı alamadığı için Gisaengchung’un da benzer bir kaderi paylaşması mümkün. Ancak filmin haklarını satın alan Neon’un Gisaengchung’u Toronto ve New York gibi önemli film festivallerinde gösterecek olmasının filmin Oscar yarışındaki şansını arttırması bekleniyor.

Portrait de la jeune fille en feu

Dünya prömiyerini Cannes’da yaptıktan sonra ödül sezonunda iddialı olacağını gösteren bir diğer film de Céline Sciamma imzalı Portrait of a Lady on Fire – Portrait de la jeune fille en feu oldu. Cannes’dan Kuir Palmiye ve En İyi Senaryo ödülleriyle dönen film, Toronto ve New York film festivallerinde gösterildikten sonra 9 Aralık’ta Amerika’da vizyona girecek. Parasite gibi Portrait de la jeune fille en feu’nun da haklarını satın alan Neon, bu iki filmle Oscar yarışında etkili olmayı hedefliyor. Bu yıl Fransa’nın Atlantique ve Les Misérables gibi Oscar aday adayı olabilecek başka filmleri de bulunuyor. Ancak aldığı yorumlar ve festival sezonunda daha etkili olacağı göz önüne alındığında Fransa’nın En İyi Uluslararası Film Oscarı için tercihini Portrait de la jeune fille en feu’dan yana kullanma ihtimali oldukça yüksek.

A Beautiful Day in the Neighborhood

Geçtiğimiz yıl 3 Oscar adaylığı kazanan Can You Ever Forgive Me? ile adından söz ettiren Marielle Heller, bu yıl da A Beautiful Day in the Neighborhood ile sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Amerika’nın en sevilen televizyon sunucularından Fred Rogers’a odaklanan film, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapacak. Geçtiğimiz yılın en beğenilen belgesellerinden Won’t You Be My Neighbor?’a da konu olan Fred Rogers’ın Amerika’da çok sevilen bir figür olması, filmin Oscar yarışındaki şansını arttırıyor. Filmde Rogers’a hayat veren Tom Hanks‘in de bu yıl En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde adından söz ettirecek isimler arasında yer alması bekleniyor.

Clemency

Henüz yılın ilk çeyreğinde düzenlediği için Sundance Film Festivali’nde dikkat çeken filmlerin yıl sonunda şekillen Oscar yarışında etkili olması pek kolay olmasa da zaman zaman yıl sonuna kadar etkisini kaybetmeyen dikkat çekici filmler de oluyor. Bu filmlerden biri olan Clemency, Toronto Film Festivali’ndeki gösterimiyle ödül sezonunun ortasında kendisini yeniden hatırlatmaya hazırlanıyor. Sundance Film Festivali’nin ABD – Drama bölümünde Jüri Büyük Ödülü’ne layık görülen film, özellikle başrolündeki Alfre Woodard‘ın etkileyici performansı ile Oscar yarışında etkili olabilir. Neon’un film için yürüteceği Oscar kampanyasında Woodard’a odaklanması bekleniyor.

Ford v Ferrari

Walk the Line ve 3:10 to Yuma gibi Oscar yarışında etkili olan filmlere imza attıktan sonra son yıllarda çizgiroman uyarlamalarına geçerek The Wolverine ve Logan’ı yöneten James Mangold, bu yıl vizyona girecek Ford v Ferrari ile yeniden ödül sezonunda adından söz ettiren filmlere geri döndü. Otomobil yarışları tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul eden 1966 Le Mans 24 Saat Yarışı’nın arka planında yaşananları konu alan filmin başrollerinde Christian Bale ve Matt Damon yer alıyor. Filmin beğeniyle karşılanması hâlinde her iki oyuncunun da Oscar yarışında yer alması bekleniyor. Film gerek konusu gerekse önemli isimleri bir araya getiren kadrosuyla En İyi Film için yarışabilecek bir yapım gibi görünüyor. Ancak Ford v Ferrari’nin bu konuda ne kadar iddialı olacağını görmek için, dünya prömiyerini yapacağı Toronto Film Festivali’nde nasıl karşılandığını görmemiz gerekiyor.

Joker

Bildiğiniz gibi normalde çizgiroman uyarlamaları teknik dallar dışında Oscar yarışında pek etkili olamıyor. Ancak şu ana kadar film hakkında paylaşılan bilgilere ve yayınlanan ilk fragmanı göz önüne aldığımızda Joker’in alışık olduğumuz çizgiroman uyarlamalarından çok daha farklı bir film olacağını söyleyebiliriz. Aslında filmin şu ana kadar yarattığı bu algı bile Akademi üyelerinin janr filmlerine karşı olan ön yargılarını kırmak için oldukça faydalı olabilir.

Dünya prömiyerini yapacağı 76. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışacak olan Joker filmi, sonrasında Toronto Film Festivali’ni de ziyaret edecek. Todd Phillips’in yönettiği filmin Oscar yarışındaki en önemli kozu, filmde Joker’a hayat veren Joaquin Phoenix. Son yıllarda The Master, Her ve You Were Never Really Here gibi filmlerde unutulmaz performanslara imza atan Phoenix, Akademi’den hak ettiği takdiri görememiş olsa da sinema dünyasında saygınlığını her geçen gün biraz daha arttıran bir isim. Filmden yayınlanan ilk fragmana bakılırsa Phoenix bir kez daha sinemaseverleri derinden etkileyecek bir performansa imza atmış gibi görünüyor. Toronto Film Festivali Direktörü Cameron Bailey’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalar da bu ilk izlenimimizi destekler nitelikte. Film tam bir fiyaskoya dönüşmediği takdirde Joaquin Phoenix’in En İyi Erkek Oyuncu Oscarı için en iddialı adaylardan biri olması bekleniyor. Asıl merak konusu olansa filmin En İyi Film için yarışa dâhil olup olamayacağı.

Just Mercy

2013 yılında Short Term 12 ile adından övgüyle söz ettiren Destin Daniel Cretton, 2017 yapımı The Glass Castle ile aynı etkiyi yaratamamış olsa da bu yıl yine iddialı bir yapımlara sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. İşlemediğini söylediği bir suç yüzünden idam cezasına çarptırılan bir mahkumu özgürlüğüne kavuşmak için mücadele eden savunma avukatı ve sivil haklar aktivisti Bryan Stevenson’ın hikâyesini anlatan film, özellikle oyunculuk performansları ile Oscar yarışında iddialı olacak gibi görünüyor. Toronto Film Festivali Direktörü Cameron Bailey, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, filmin başrollerinde yer alan Michael B. Jordan ve Jamie Foxx‘un Oscar yarışında oldukça iddialı olabileceğini ifade etmişti. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapacak olan film, beğeniyle karşılanması hâlinde En İyi Film yarışında da yer alabilir. Özellikle mercek altına aldığı konu, Just Mercy’i Akademi üyelerinin ilgisini çekebilecek bir film yapıyor.

The Goldfinch

2016 yılında, En İyi Film dâhil 3 dalda Oscar’a aday gösterilen Brooklyn ile adından söz ettiren John Crowley, bu yıl bir kez daha dikkat çekici bir roman uyarlaması ile sinemalara geri dönüyor. Donna Tartt’ın ödüllü romanından uyarlanan The Goldfinch; Ansel Elgort, Nicole Kidman, Sarah Paulson, Luke Wilson ve Jeffrey Wright gibi isimleri bir araya getiren oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Crowley’nin yeni filmi özellikle oyunculuk kategorilerinde etkili olabilir.

Frankie

Sony Pictures Classics, Ira Sachs imzalı Frankie’nin haklarını satın almak için 72. Cannes Film Festivali’nin ilk anlaşmasına imza atmıştı. Filmin diğer kategorilerde alması pek mümkün görünmese de Isabelle Huppert‘in filmdeki etkileyici performansı ile En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde iddialı olması bekleniyor. Ancak Huppert’in bu yarışta ön plana çıkabilmesi için filmin Toronto Film Festivali’ndeki gösteriminde de Cannes’daki benzer bir etki yaratması gerekiyor. Toronto seyircisi de filmi beğeniyle karşılarsa, 2017 yılında Elle ile Oscar adaylığını kazanan Huppert bir kez daha Oscar yarışında yer alabilir.

Dolemite Is My Name

2007 yılında Dreamgirls ile Oscar’a çok yaklaşan Eddie Murphy, yıllar sonra bir kez daha Oscar yarışında etkili olabilecek bir filmle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Netflix yapımı olan film, Hustle & Flow ve Black Snake Moan gibi filmlerle tanınan Craig Brewer’ın imzasını taşıyor. Eddie Murphy’nin dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapacak Dolemite Is My Name’deki performansı ile En İyi Erkek Oyuncu Oscarı için iddialı isimler arasına adını yazdırması bekleniyor.

First Cow

Wendy and Lucy, Meek’s Cutoff ve Certain Women gibi filmlerle adından övgüyle söz ettiren Kelly Reichardt, A24’un dağıtımcılığını üstlendiği First Cow ile Oscar yarışında bugüne kadar olmadığı kadar iddialı olabilir. Reichardt’ın filmleri genelde güçlü oyunculuk performanslarına sahne olduğu için filmin başrolünde yer alan John Magaro’nun Oscar yarışına sürpriz bir isim olarak dâhil olabileceği konuşuluyor. New York Film Festivali’nde yer alacağı kısa süre önce açıklanan filmin dünya prömiyerini Telluride Film Festivali’nde yapması bekleniyor.

Jojo Rabbit

Fox Searchlight Pictures, Oscar yarışında sık sık adından söz ettiren stüdyolar arasında yer alıyor. 2017 yılında The Shape of Water ile En İyi Film Oscarı’nı kazanan stüdyo, bu yıl da The Favourite ve Can You Ever Forgive Me? ile toplamda 13 adaylık almayı başardı. Fox Searchlight Pictures’ın bu yıl Oscar yarışındaki en iddialı yapımı Taika Waititi imzalı Jojo Rabbit olacak gibi görünüyor. Film, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptıktan sonra Ekim ayında ABD’de vizyona girecek. Fox Searchlight Pictures’ın bu yılki bir diğer dikkat çekici filmi de Noah Hawley imzalı Lucy in the Sky. Ancak şu ana kadar Lucy in the Sky herhangi bir film festivali programına dâhil edilmedi. Bu durum da stüdyonun bu yıl Oscar yarışında Jojo Rabbit’e odaklanacağını düşündürüyor. Bu arada komedi türüne yakın duran filmin komedi filmlerini ayrı kategorilerde değerlendiren Altın Küre Ödülleri’nde oldukça etkili olacağı tahmin ediliyor.

The Laundromat

Steven Soderbergh ve Meryl Streep gibi Oscar döneminde adından sıkça söz ettiren iki ismi bir araya getiren The Laundromat’in bu yıl Oscar yarışında en iddialı filmlerden biri olacağına şüphe yok. Netflix’te yayınlanacak film dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptıktan sonra Toronto Film Festivali’ni de ziyaret edecek. Panama Belgeleri’ni gün ışığına çıkaran gazetecilerin hikâyesini anlatan filmin Meryl Streep’e 22. Oscar adaylığını kazandırabileceğini söylerken, Antonio Banderas ve Gary Oldman’ın da Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde iddialı olabileceği belirtiliyor. Öte yandan Venedik ve Toronto’da beğeniyle karşılanması hâlinde The Laundromat En İyi Film ve En İyi Yönetmen kategorileri için iddialı yapımlar arasına girebilir.

The Lighthouse

The Witch ile son yılların en iyi korku filmlerinden birine imza atan Robert Eggers’ın ikinci uzun metrajlısı olan The Lighthouse, 72. Cannes Film Festivali’nin en beğenilen filmlerinden biriydi. Her ne kadar arkasında A24 olsa da korku türüne yakın duran The Lighthouse’un genelde korku filmlerine soğuk yaklaşan Akademi üyelerini En İyi Film adaylığı için ikna etmesi zor görünüyor. Ancak filmin başrollerinde yer alan Willem Dafoe ve Robert Pattinson oyunculuk kategorilerinde adlarından söz ettirebilirler. The Florida Project ve At Eternity’s Gate ile iki yıl üst üste Dafoe, bu yıl The Lighthouse ile üst üste üçüncü adaylığını kazanabilir. Son yıllarda dikkat çekici performanslara imza atan Robert Pattinson’ın da The Lighthouse ile ilk Oscar adaylığını elde etmesi mümkün.

The Personal History of David Copperfield

Yaratıcısı olduğu Veep ile yıllardır Emmy Ödülleri’nde adından söz ettiren Armando Iannucci, Akademi Ödülleri’nde ise şu ana kadar kendisine yer bulamadı. 2010 yılında In the Loop ile En İyi Uyarlama senaryo dalında Oscar adaylığı kazanan Iannucci’nin son filmi The Death of Stalin, Akademi’den beklenen ilgiyi görmedi. Toronto Film Festivali’ndeki ilk gösterimi, The Personal History of David Copperfield’ın da benzer bir tabloyla karşılaşıp karşılaşmayacağını gösterecektir. Ancak Dev Patel, Tilda Swinton, Hugh Laurie, Ben Whishaw, Peter Capaldi, Gwendoline Christie, Benedict Wong gibi isimleri bir araya getiren oyuncu kadrosu, The Personal Histoyr of David Cooperfield’ın Oscar yarışında daha iddialı bir yapım olmasını sağlayabilir.

The Report

Sundance Film Festivali’nde beğeniyle karşılandıktan sonra momentumunu ödül sezonuna kadar korumayı başaran ender filmlerden biri de The Report oldu. Amazon’un haklarını satın almak için 14 milyon dolar ödeyerek Sundance tarihinin en pahalı anlaşmalarından birine imza attığı The Report, Toronto Film Festivali’nde de gösterilecek. Scott Z. Burns imzası taşıyan filmin bu yıl Amazon’un Oscar yarışındaki en iddialı filmi olması bekleniyor.

The Two Popes

Daha önce 4 dalda Oscar adaylığı kazanan The Constant Gardener ile Oscar yarışında adından söz ettiren Fernando Meirelles, son yıllarda aynı başarıyı yakalayamamış olsa da bu yıl dikkat çekici bir filmle sinemaseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.  Papa Francis ile Papa XVI. Benedict arasındaki ilişkiye odaklanan film, özellikle başrollerindeki Jonathan Pryce ve Anthony Hopkins‘in performansları ile oyunculuk kategorilerinde kendisine yer bulabilir. Filmin Toronto Film Festivali’nde Kanada prömiyerini yapacağının açıklanması, The Two Popes’ün dünya prömiyerini Telluride Film Festivali’nde yapacağını gösteriyor.

Uncut Gems

Bağımsız sinemasının önemli temsilcileri arasında yer alan Safdie Kardeşler’in filmleri bugüne kadar Akademi üyelerinden hak ettiği ilgiyi görmemiş olsa da, Good Time’ın gördüğü ilgi Safdie Kardeşler’in sinema dünyasındaki statüsünü biraz daha yükseltti. Bu yüzden de yönetmenlerin yeni filmi Uncut Gems’in Oscar yarışında etkili olabileceği tahmin ediliyor. Özellikle filmin başrolünde yer alan Adam Sandler‘ın ödül sezonunda adından söz ettirmesi bekleniyor. Sandler daha çok komedi filmleri ile tanınsa da, daha önce Punch-Drunk Love ve The Meyerowitz Stories ile iki kez Oscar adaylığının kıyısından dönmüştü.

The Truth

Önce Altın Palmiye kazanan, ardından da Yabancı Dilde En İyi Film kategorisine Oscar adaylığı elde eden Shoplifters ile adından bir kez daha övgüyle söz ettiren Hirokazu Koreeda, bu yıl yeni filmi The Truth ile sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Catherine Deneuve’ün başrolünü üstlendiği The Truth, dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olarak yapacak. Deneuve’e bir de Juliette Binoche ve Ethan Hawke’ın eşlik ettiği göz önüne alındığında, filmin Oscar yarışında etkili olma ihtimali oldukça yüksek görünüyor.

Ad Astra

Post-prodüksiyon süreci beklenenden uzun sürdüğü için vizyon tarihi ertelen ve 72. Cannes Film Festivali’ne de yetişmeyen Ad Astra, dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali’nde yapacak. İlk kez bir bilimkurgu filmine imza atan James Gray’in ortaya nasıl bir iş koyacağı merak konusu olmaya devam ediyor. Filmin beklentileri karşılaması hâlinde Oscar yarışında etkili olma ihtimali oldukça yüksek. Zira iyi kotarılmış bilimkurgu filmleri teknik kategorilerde çok sayıda adaylık alabiliyor. Ayrıca Gravity ve Interstellar gibi filmlerin son yıllarda aldıkları adaylıklar, Akademi üyelerinin bilimkurgu filmlerine karşı eskisi kadar ön yargılı olmadığını gösteriyor. James Gray filmleri genelde Oscar yarışında adlarından söz ettiren oyuncu performanslarına sahne olduğu için Brad Pitt’in de filmdeki performansıyla bu yılki Oscar yarışında adından söz ettirmesi mümkün.

Seberg

Kristen Stewart’ın À bout de souffle filmindeki Patricia rolüyle hafızalara kazınan Jean Seberg’e hayat verdiği Seberg de bu yıl Oscar yarışında etkili olabilecek filmler arasında yer alıyor. 1960’larda Los Angeles’ta yaşadığı dönemde Amerika’daki sivil haklar hareketine katılan Seberg’in aktivist Hakim Jamal ile ilişkisi yüzünden J. Edgar Hoover ve FBI tarafından hedef alınmasını konu alan film, dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali’nde yapacak. Amazon henüz film için bir yayın tarihi açıklamadı. Ancak filmin Venedik Film Festivali’nde beğeniyle karşılanması Amazon’un filmi ödül sezonunda yayınlamasının önünü açabilir. Kristen Stewart son yıllarda dikkat çekici yapımlarda yer alarak adından söz ettirmeyi başarmış olsa da şu ana kadar Oscar adaylığı hak eden bir performansa imza attığını söylemek pek mümkün değil. Genç oyuncunun Seberg’de Oscar yarışında yer almasını sağlayacak bir performansa imza atıp atmadığını bekleyip göreceğiz.

The King

Netflix bu yıl Oscar sezonunda daha çok The Irishman ve Marriage Story’e odaklanacak gibi görünse de aslında The King ile de bu yarışta adından söz ettirebilir. Önce Call Me by Your Name, sonra da Beautiful Boy ile ödül sezonunda adından söz ettirmeyi başaran Timothée Chalamet’nin başrolünü üstlendiği film, Animal Kingdom ve The Rover gibi dikkat çekici filmlere imza atan David Michôd’un imzasını taşıyor. Chalamet’nin genç yaşta İngiltere Kralı olan V. Henry’yi canlandırdığı film, gerek bir araya getirdiği isimler gerekse dönem filmi olmasıyla Akademi’nin dikkatini çekmeyi başarabilir. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışacak film Chalemet’e ikinci Oscar adaylığını getirebileceği gibi; oyuncu kadrosunda yer alan Robert Pattinson, Joel Edgerton, Ben Mendelsohn gibi isimlerle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorisinde de kendisine yer bulan filmlerden biri olabilir.

A Hidden Life

Dünya prömiyerini 72. Cannes Film Festivali’nde yapan A Hidden Life, The Tree of Life’tan beri Terrence Malick’in en beğenilen filmi oldu. Filmin haklarını alan Fox Searchlight, vizyon tarihini Aralık ayı olarak belirleyerek filmi ödül sezonunda gösterime sokma kararı aldı. Malick’in yeni filmi Toronto, Venedik ve New York film festivallerini es geçmiş olsa da, Telluride’nin programında yer alacağı konuşuluyor.

Wasp Network

Son yıllarda Clouds of Sils Maria ve Personal Shopper gibi dikkat çekici filmlerle adından söz ettiren Olivier Assayas’ın Penélope Cruz, Édgar Ramírez, Wagner Moura, Gael García Bernal ve Ana de Armas gibi isimleri bir araya getiren yeni filmi Wasp Network de bu yılın merakla beklenen filmleri arasında yer alıyor. Dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali’nde yaptıktan sonra 44. Toronto Film Festivali’nde de gösterilecek olan film, gerek Assayas imzası taşıması gerekse zengin oyuncu kadrosuyla Oscar yarışında yer almaya aday. Ancak filmin önündeki en büyük engel henüz ABD’de dağıtımcı bulamamış olması. Film, ABD’de dağıtımcı bulup ödül sezonunda vizyona girdiği takdirde özellikle oyuncularıyla Oscar yarışında kendisine yer bulabilir.

Ema

No ve Neruda gibi beğeni kazanan filmlerle tanınan Şilili yönetmen Pablo Larraín, bu yıl merakla beklenen yeni filmi Ema ile sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Venedik ve Toronto film festivallerinde gösterilecek filmin ABD dağıtımcısı bulunmuyor. Ancak Pablo Larraín’in bir önceki filmi olan Jackie de henüz ABD dağıtımcısı olmadan Venedik Film Festivali’nde gösterilmiş ve sonrasında hakları Fox Searchlight tarafından satın alınmıştı. Ema’nın 2 Oscar adaylığı kazanan Jackie’nin başarısını tekrarlayıp tekrarlayamayacağını bekleyip göreceğiz.

Varda by Agnès

Usta yönetmen Agnès Varda’nın son filmi olan otobiyografik belgeseli Varda by Agnès, bu yılın başında Berlin Film Festivali’nde gösterilmiş ve beğeniyle karşılanmıştı. Önümüzdeki ay New York Film Festivali’nde gösterilerek kendisini sinemaseverlere hatırlatacak olan filmin henüz ABD dağıtımcısı bulunmuyor. Ancak hem Berlin’de beğeniyle karşılanması hem de Varda’nın son filmi olması filmi bu yılın en dikkat çekici belgesellerinden biri yapıyor. Bu yüzden filmin ABD’de dağıtımcı bulması hâlinde En İyi Belgesel kategorisinde adaylık almak en önemli adaylardan biri olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi