Freudyen bir bakışla bireyin kimliğini oluşturan id, ego ve süper ego kavramları göz önüne alındığında toplum içerisinde şiddet ve cinsellik tabanlı vahşi yanımızı toplumsal kurallarla bir dengeye oturttuğumuz bir benlik biçiminden söz edebiliriz. Ancak sinema insanın bu derinlikli ve vahşi yanını sık sık açığa çıkarmasıyla izleyiciye bir yüzleşme imkânı da tanımakta. Bu vahşi yanının açığa çıkması bazen tamamen belirgin biçimlerde sunulsa da bazen metaforlar aracılığıyla da izleyiciye aktarılabiliyor. Bu bağlamda en sık başvurulan metaforlardan biri de hayvan temsillerinin insanın karakteriyle ilişkilendirilmesi. Bu bağlamda biz de Black Swan’dan Koca Dünya’ya, Wild’dan Thelma’ya karakter dönüşümünü hayvan metaforu aracılığıyla etkili kılan 10 çarpıcı filmi sizler için derledik.

2000’lerden Karakter Dönüşümünü Hayvan Metaforu Aracılığıyla Etkili Kılan 10 Çarpıcı Film

Black Swan (2010)natalie-portman-black-swan

Bir karakterin yaşadığı benlik çatışması sonucu geçirdiği dönüşümü konu alan Black Swan; başrolünde yer alan Natalie Portman’ın etkileyici performansıyla izleyicilerin akıllarına kazınmıştı. New York’ta yaşayan Nina başarılı bir balerindir ve hayatının tamamını kapsayan bir dans tutkusu vardır. Yeni sezonda beyaz kuğu olarak seyirci karşısına çıkacak olan Nina, ne yaparsa yapsın içindeki siyah kuğuyu sahnede ortaya çıkaramıyordur. Ancak rekabet, hırs ve tutku gibi güçlü etkileri olan duyguların bir araya gelmesiyle, Nina kendi karanlık tarafıyla yüzleşecek ve her yeni adımda içindeki diğer tarafı gün yüzüne çıkarmaya başlayacaktır. Kullandığı siyah ve beyaz renklerle ana karakterinin ruh halini en iyi şekilde yansıtmak isteyen Aronofsky metaforik bir anlam yaratmak için tercih ettiği kuğu figürüyle anlatısını güçlendirir. Aronofsky, siyah kuğuyu canlandırabilmek için beyaz kuğudan siyah kuğuya dönüşmesi gereken bir karakterin benliğindeki çatışmaları ekrana taşıyan filminde; beyaz kuğuyu zarafetin, saflığın ve masumiyetin rengi olarak idealize edilen beyaz ile onun tam zıttı bir kimliği temsil eden siyah kuğuyu ise kötülüğün, şehvetin ve bilinmezliğin rengi olarak görülen siyah ile tasvir ederek insanı ve içinde taşıdığı dönüşümleri metaforlar üzerinden anlamlandırır.

Enemy (2013)enemy-filmloverss

Kaos henüz anlaşılamamış bir düzendir’ cümlesiyle açılan film, Portekizli yazar Jose Saramago’nun ‘Kopyalanmış Adam’ romanından uyarlanan bir yapım. Enemy yönetmenin Hollywood’a geçiş filmi olarak nitelendirilse de aslında çok daha fazlasını hak ediyor. Film kısacası, içe dönük ve aslına bakılırsa yalnız olan bir tarih profesörünün, akademisyen bir arkadaşı tarafından kendisine önerilen bir filmi izlerken, tesadüfü bir biçimde karşısına çıkan kendine tıpatıp benzeyen bir adamı fark etmesiyle, onu bulmaya çalışmasını ve kendisiyle yüzleşmesini anlatıyor. Ama bu kısa özetten de anlaşılacağı üzere film, oldukça karmaşık benlik ve kimlik kavramlarını sorgulayan bir yapıya sahip. Örümcek metaforuyla belirginleşen ve ana karakterlerimizin zihnini çepeçevre saran ağlar, gerilim düzeyi fazlasıyla yüksek ve kafkaesk motiflerle örülmüş anlatım teknikleriyle iyice iç içe geçerken, seyirci de tıpkı ana karakter gibi bu ağlardan nasibini alıyor. Sürreal sürpriz bir sonla biten filmi, spoiler vermeden anlatmak neredeyse imkansız olduğu için, özellikle filmdeki psikolojik tahlilleri ve filmin geçtiği kentle özdeşleşen karakterleri görmenizi ısrarla önermekten başka bir çarem yok.

The Duke of Burgundy (2014)the-duke-of-burgundy-filmloverss

Katalin Varga ve Berberian Sound Studio filmleriyle kendine has bir izleyici kitlesi yaratmış olan Peter Strickland; The Duke of Burgundy isimli son filminde sinemasal dehasını felsefeyle birleştirerek ortaya oldukça etkileyici, kuramsal bir film anlatısı bırakır. Evelyn ve Cynthia, ilişkilerini dinamik tutmak adına her gün basit ve kışkırtıcı olan bir ritüeli yerine getirirler ve bu ritüel her seferinde Evelyn’in cezası ve hazzı ile sonuçlanır. Varlıklı bir kelebek uzmanı (Lepidopterist) olan Cynthia’nın geleneksel bir ilişkiye yönelik arzusu, amatör bir kelebek uzmanı olan Evelyn’in erotik takıntıları ve oyunlarıyla çelişince, ikilinin ilişkileri kırılma noktasına gelir. Fakat karakterler arasındaki mazoşist ilişki, birbirlerine karşı duydukları derin aşkın da göstergesidir. İkili arasında aktif-pasif karşıtlığı söz konusu olmadığı için filmde saf bir mazoşizm amacı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kelebek metaforuyla katmanlaştırılan anlatı, kelebek figürünün karakterler için hayati bir önem teşkil etmesine sebep olur; çünkü bir tür yeniden doğuş törenine açılan The Duke of Burgundy kelebek ve insan arasında kurulan ilişkiyi de tanımlar. Kadın-oluş düşüncesine erişmek ve doğaya dönmek isteyen karakterlerin önce kendi kozalarından çıkmaları gerekmektedir.

Bird People (2014)Bird-People-filmloverss

Etkileyici kamera kullanımı ve CGI efektleri ile büyülü gerçekçi bir transformasyon hikâyesine açılan Bird People, oldukça gerçekçi olmasının yanı sıra fantastik hikâyesiyle de dikkatleri çeken bir yapım. Filmin yönetmeni Pascale Ferran, her insanın hayatında en az bir kez olsun aklından geçirdiği ve sonrasında kendi hayal gücüne bıraktığı bir isteği ekranlara taşıyor.  Pascale Ferran, Paris Charles De Gaulle Havaalanı’nın hemen yanındaki Hilton otelinde hizmetçilik yapan Audrey ile önemli bir iş seyahati için Paris’e gelen ve bir günlüğüne bu otelde kalacak olan Gary’nin hikâyesini anlatan filmde; Gary’nin yaşadığı tükenmişliği ve kendi hayatıyla ilgili alacağı önemli kararı bizlere göstermeden önce, kamerasını Paris’in silüetine, gökdelenlerine, yan yana inşa edilmiş binalarına çeviriyor. Gary’nin gözünden baktığımız kentin yarattığı sıkışmışlık duygusu, bu duyguya eklemlenen bir yerden bir yere koşuşturmaca hâli, birbirlerine teğet geçen insan hayatları, en yakınlarımızla olan iletişimsizliklerimiz ve tüm bu koşuşturmaca içinde kendimizi ertelememiz; Bird People’ın biz izleyicilere gör dediği şeyler. İçinde yaşadığımız dünyaya ve insanlığa karşı olan yabancılaşmamızı kuş metaforu kullanarak betimleyen Ferran;  karakterlerinden birinin dönüşümünü bu kuş figürü üzerinden tanımlayarak yan yana yaşadığımız ‘konforlu’ barınaklarımızı dışarıdan gözlemlememizi sağlıyor.

Sarmaşık (2015)sarmasik-filmloverss

Tolga Karaçelik’in ikinci uzun metrajı Sarmaşık; sinematografisi ve özellikle film dili ile son yılların beyazperdeyle buluşan önemli yapımlardan biri olmayı başarmıştı. Bizi erkek egemen bir hikâyeyle buluşturan film; otorite ve birey ilişkileri açısından etkileyici bir yorum sunuyor. Gemide mahsur kalan altı adamın hikayesini ele alan film için ise Karaçelik şunları dile getiriyor; “Gemide mahsur kalan gemiciler için geçerli olan bazı şeylerin hepimiz için geçerli olduğunun farkına vardım. Kaptanlar gittikçe muhafazakarlaşıyor, hatta yer yer faşistleşiyor. Acaba onlar da denizin bittiğinin farkında mı? Deniz bitti, gitmeyen gemi gemi değildir.” Umuda yolculuğa çıkmayı hedefleyen insanların, değişen davranışlarını ve yaşamış oldukları nevrotik krizleri konu alan ve insanın benliğinde var olan gerçekle yüzleşmemizi sağlayan Sarmaşık; Nadir Sarıbacak, Osman Alkaş, Kadir Çermik ve Hakan Karsak’lı oyuncu kadrosuyla da göz dolduruyordu. Türkiye’nin bugünkü politik gerçekliğinin bir tür alegorisi olarak da okunan filmde karşımıza çıkan salyangoz metaforu ülkenin hastalıklı hâlini ve tükenmişliğini gözler önüne sererken filmin kırılma noktası olarak da dikkat çeker.

The VVitch: A New-England Folktale (2015)the-witch-filmloverss

Senaryosunu ve yönetmenliğini Robert Eggers’in üstlendiği gerilim ve gizem dolu bir hikâyeyi ekrana taşıyan The VVitch: A New-England Folktale izleyicisini 1600’lü yıllara geri götürüyor ve bu yıllar içerisinde olan, daha sonra da efsaneye dönüşen büyülü ve sıradışı bir masalın peşine düşüyor. The VVitch: A New-England Folktale’in oyuncu kadrosunda muazzam performansları ile Anya Taylor-Joy, Ralph Ineson, Kate Dickie gibi isimler yer alırken, film izleyici için uyanışın ve aynı zamanda bir kabusun temsili haline gelen bir yapım niteliği taşıyor. William ve Katherine ailesini Hristiyanlığın kurallarına sıkı sıkı bağlı bir şekilde kurarken ıssız bir evde yaşamaya başlarlar. Ancak bir gün en küçük çocukları bebek Sam ortadan kaybolur. Bu kayboluş ile beraber evin genç kızı Thomasin hem melek hem de iblis olarak seçilir ancak filmin sonunda Thomasin içinde doğan dürtünün peşinden giderek tabuların olmadığı bir deneyimi yaşamayı seçer. Fakat Thomasin’in bu deneyimi gerçekleştirmesi için önemli bir dönüşümden geçmesi gerekmektedir. Nitekim onun karakter dönüşümünde büyük bir önemi olan Black Phillip isimli keçi, anlatıda değerli bir metafor olarak konumlandırılır. Thomasin’in kendi kimliğini bulması da bu dönüştürücü keçi metaforu üzerinden inşa edilir.

Wild (2016)

wild-filmloverss

Ania’nın vahşi bir yanı olduğunu daha ilk dakikalardan anlayan izleyici aslında Ania’nın içinde bulunduğu temel çatışmayı da kardeşiyle yaptığı bir skype konuşması üzerinden tanımlar. Kardeşiyle dertleşen Ania, kız kardeşinin birden başlayan sevişme aksiyonuna hiçbir tepki vermeden bilgisayarı kapatır ve yatar. Filmin açılış sahnesi olarak görebileceğimiz bu sahne, Ania’nın cinselliğe karşı tutumunu izleyiciye yansıtması açısından çok önemlidir. Anlatının ilerleyen süreçlerinde, geçtiği ormanda vahşi bir kurtla göz göze gelen Ania, bu anın etkisinden çıkamaz ve kurtla bağ kurmak ister. Bu bağ kurma dürtüsü kurdu kontrol altına alma dürtüsüne dönüşür ve Ania’nın hayatını  hatta benliğini baştan sona değiştirir.

Koca Dünya (2016)

koca-dunya-filmloverss

Koca Dünya, sinematografik anlamda Reha Erdem ve A Ay (1988) haricinde tüm filmlerinde beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Florent Herry ikilisinin ortaya koydukları en olgun ve en başarılı iş olarak değerlendirilebilir. Salt doğanın izleğinde bireyin yalnızlığının ve bir noktada da bu yalnızlığın evrildiği çaresizliğin zamanla doğayla iletişime geçerek ve onu tanıyarak insanın kendi özüne dönüşünün, aynı zamanda her anlamda gelişiminin başarılı bir temsili olan Koca Dünya’da erkek ve kadın rolleri de üzerine düşünülmesi gereken ayrıntılardan. Bir metafor olarak kullanılan hayvan ise “keçi” olarak göze çarpıyor. Öncelikle Mimi’nin “baba” olarak tanımladığı keçi, filmin sonlarında Kum-Kum’un da dönüşümünü tamamlamasıyla bir baba figürüne evrilir. Bu dönüşümlerin inandırıcılığı elbette filmin dayanak noktalarından biri.

Thelma (2017)

thelma-1-filmloverss

Dini açıdan güçlü bir eğitim almış ve hayatını tamamen Hristiyanlığın gerektirdiği biçimde yaşıyor gibi görünen Thelma’nın okulda ilk kez etkilendiği bir kızın yanında aniden kriz geçirmesiyle birlikte ikilinin tanışmaları gerçekleşir. Bu tanışmanın ardından karakterimiz gitgide daha fazla sara krizine benzer bir kriz geçirmeye başlar. Bastırılan duyguların güçlü bir biçimde açığa çıkıyor oluşuyla açıklanabilecek bu nöbetlerin Anja ile ilişkili olduğu görülür. İlk içkisini, ilk sigarasını içmeye başlayan ve ilk kez bir kadınla öpüşen Thelma, ailesinden uzakta, ailesine ve içinde yetiştiği öğretilere ihanet ediyor olma hissiyle sürekli bir yüzleşme ve mücadele hâline girer. Çekim açılarından renklere, filmde yer alan hayvanlardan lens seçimlerine aşkın, şehvetin, tutkunun, utancın ve korkunun yansımalarını filme metaforik olarak yerleştiren Trier’in bu anlamlara açılan dehlizlerde en çok yılan, kuş ve su metaforlarına başvurduğunu görmek mümkün.

Madeline’s Madeline (2018)madelines-madeline-filmloverss

Dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan ve hem izleyiciler hem de eleştirmenler tarafından övgüye değer bulunan Josephine Decker’ın üçüncü uzun metrajı Madeline’s Madeline; 17 yaşına henüz basmış bir genç kızın büyüme hikâyesini anlatan, ama öyle bildiğimiz büyüme hikâyelerine hiç mi hiç benzemeyen anlatı yapısı ve estetik biçimiyle sarsıcı bir deneyim vadediyordu. Bazen bir kedi, bazen bir kaplumbağa, bazen annesi, bazense tiyatro direktörü Evangeline olan ve çevresindeki hemen her tür varlığı performe etme yeteneğine sahip genç bir kızın kimlik arayışını ekrana taşıyan; ama bu kimliklerin hem hepsi hem de hiçbiri olarak sabit kimlik olgusunu yerinden edip göçebe kimlikleri açığa çıkaran Madeline’in hikâyesi özünde bir başkaldırma hikâyesi. Film boyunca karşımıza çıkan kedi, kaplumbağa gibi hayvan metaforları ana karakterimizin dönüşümü açısından hayvan-oluş’tan kadın-oluş’a türlü tekillik deneyimini açığa çıkarırken; Madeline de kendini belli bir yüze ve kimliğe sabitlemektense çoklu kimlikler arasında dolaşan ve çevresindeki her şeye sızabilen; ama onların da kendisine sızmasına izin vererek performativitenin açığa çıktığı bir kimlik denizinin içinde, kimliklere direnen bedenin sınırlarını zorlarken aslında tam manasıyla “queer” bir performativiteyi sahneye koyuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi