Aile kurumu, bireyin karakterinin ve dolayısıyla büyük ölçüde geleceğinin şekillenmesinde en önemli unsurlardan biri. Bireyin üzerinde böylesine büyük önemi olan bir kurumla ilişkisi de, yaşam boyunca geçirilen evrelerden ve dış çevrenin şartlarından gelebilecek etkilere son derece açık kuşkusuz. Öyle ki, bazen hayatımızın bir döneminde yaşadığımız bir olay ya da eylemlerimiz üzerinden doğrudan etkisi olan hayat şartları aileyle ya da onu meydana getiren bireylerle olan ilişkilerimizi daha çetrefilli bir hâle getirebiliyor. Bu bağlamda, aile kurumunun dinamikleri de bir anlatı sanatı olan sinemanın ilgi alanına giriyor sıklıkla. Bu fikirden hareketle, Wildlife’tan The Royal Tenenbaums’a; 2000’lerden, aile kurumunun dinamiklerine odaklanan 6 dokunaklı film listesini derledik.

2000’lerden Aile Kurumunun Dinamiklerine Odaklanan 6 Dokunaklı Film

Tenenbaum Ailesi – The Royal Tenenbaums (2001)

Wes Anderson imzalı The Royal Tenenbaums, bir ailenin bir noktadan sonra bütün planların ve hayallerin anlamsızlaştığı noktasında izleyiciyi yakalar ve ironi ile absürtlüğün iç içe geçtiği bir dünyada komedi ile dramın birleşmesiyle Tenenbaums ailesinin hikâyesini beyazperdeye yansıtır. Filmin başarı oyuncu kadrosu Anjelica Huston, Luke Wilson, Ben Stiller, Gwyneth Paltrow, Gene Hackman, Bill Murray, Danny Glover ve Owen Wilson gibi önemli isimleri barındırıyor. Bunun yanında ailenin dinamiklerini ve yaşadıklarını anlatan dış sesin sahibi Alec Baldwin’dir. Filmin hikâyesi üç çocuklu bir ailenin toplumsal olarak normlara uygun geçmişi ile başlar. Bu geçmişte üç çocuk da farklı alanlarda kendilerini bulmuş ve yeteneklerini sergilemektedirler. Ancak bir gün Tenenbaums ailesinde bir kırılma yaşanır; çocukların tam büyüme evrelerine ve hayatı görme anlarına denk gelen bir zamanda babaları evi terk eder. Bu terk ediş ile beraber hayal kırıklıkları ve mücadeleler baş göstermeye başlar ailenin içerisinde. Wes Anderson, kendi özgün üslubuyla aile kurumuna, kalıpların dışına çıkan bir bakış atıyor The Royal Tenenbaums’ta.

Pandora’nın Kutusu (2008)

Modern hayatta bireyin ve aile yapısının geldiği noktayı çok başarılı bir şekilde ele alan ve ortaya muazzam bir hikâye çıkaran Yeşim Ustaoğlu, Pandora’nın Kutusu ile ayrı yollara düşmüş üç kardeşin ilişkisi ekseninde hikâyesini anlatıyor. Memleketleri Karadeniz’de yaşayan yaşlı annelerinin kaybolduğu haberiyle bir araya gelen üç kardeş anneleri Nusret’i bulmak için kendileri ve anılarına dair birçok şeyi gün yüzüne çıkardıkları bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuk bir içsel hesaplaşmaya, annelerini bulduktan ve İstanbul’a getirdikten sonraki süreç ise sancılı bir yaşam sınavına dönüşecektir. Bu durumda Nusret’le farklı bir ilişki kurmayı başaran tek kişi ise yaşlı kadının torunu Murat olacaktır. Derya Alabora, Osman Sonant, Onur Ünsal gibi isimlerin yer aldığı oyuncu kadrosuyla da dikkat çeken film; yabancılaşma ve yalnızlaşma kavramlarını yalın bir dille ele alıyor. Bu bağlamda aile kurumunun, modernitenin etkisindeki hayatlarımızda nasıl kaygan bir zemine oturduğuna dair dokunaklı bir anlatı çatısı kuruyor.

Çocuk Pozu – Child’s Pose (2013)

63. Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ve FIPRESCI ödülleriyle dönen, Calin Peter Netzel imzalı Child’s Pose, oğluyla sağlıklı bir ilişki kuramayan bir annenin, oğlunun sebep olduğu bir kaza sonrası koruyucu bir kimliğe bürünerek geçmişte yaptığı hataları affettirmek istemesiyle şekilleniyor. Bu bağlamda, ilk başta sorunlu bir aile portresi olarak süren film; yavaş yavaş annenin oğlu üzerinde bir iktidar, hatta baskı figürüne dönüşmesine alan açıyor. Buradan hareketle de, Netzel’in aile kurumunun toplumun genelini nasıl şekillendirdiğine dair çarpıcı çıkarımlar yaptığını söyleyebiliriz. Kişisel ve bireyleri ilgilendiren bir olaydan hareketle, toplumun dinamiklerine yayılan hikâyesinin kökenini aile kurumu etrafında şekillendirmesi, Child’s Pose’u aile kurumunu perdeye taşıyan filmler arasında özgün bir konuma yerleştiriyor.

Yaşamın Kıyısında – Manchester by the Sea (2016)

Kenneth Lonergan’ın üçüncü filmi olan Manchester by the Sea; Amerika’da bir sahil kasabasında yaşayan Chandler ailesinin duygusal anlamda son derece çarpıcı olan hikâyesine odaklanıyor. Casey Affleck’in canlandırdığı Lee, büyüdüğü kasabasından uzakta apartman görevlisi olarak çalışan yalnız bir adamdır. Ağabeyinin ani ölümü üzerine, 16 yaşındaki yeğeni Patrick’in vasisi olma görevini üstlenir ve bu nedenle uzun süre önce ayrıldığı kasabaya geri döner. Lee, yeğeniyle beraber zor günlerin yaralarını sarmaya çabalarken, geçmişinde yer alan ve ailesinin parçalanmasına neden olan trajediyle yüzleşmek zorunda kalır. Manchester by the Sea’nin gücü, yönetmen ve senarist Lonergan’ın aile bağlarının kırılganlığına ve bu kırılganlığın bireyler üzerinde yarattığı yıkıcı etkilere odaklanırken tutturduğu sade üsluptan ileri geliyor. Bu sayede film, aile kurumunun doğasına dair fazladan ekleme yapmayarak asıl odağını dağıtmıyor ve aile kavramına dair en güçlü filmlerden birine dönüşüyor.

Arakçılar – Shoplifters (2018)

Japon sinemasının son dönemdeki en üretken ve başarılı yönetmenlerinden Hirokazu Koreeda’nın filmlerinin büyük bir çoğunluğunun merkezinde aile kavramı yer alır. Yönetmen, Altın Palmiye kazanan son filmi Shoplifters’ta ortaya bir soru atıyor: Asıl aile kimdir? Bunu da “doğduğun mu, yoksa doyduğun yer mi?” yüzeyselliğinde değil, olabilecek en doğal şekilde filmin içine bırakıyor. Senaryo açılmaya başladıkça, seyirci dokunaklı ancak kesinlikle ajite edici olmayan anlara şahit oldukça bu soru kafasında usul usul belirmeye başlıyor. Yine de Koreeda’nın aile kurumuna yönelttiği bakışı bununla da sınırlı değil. Ailenin hangi değerler üzerine kurulan bir yapı olduğuna dair akıl yürütüp seyirciyi de buna teşvik ederken, aile mensuplarının her birine de aynı mesafeden bakıyor. Böylelikle klasik aile yapısını bir kez daha kırarak kimin aile reisi, kimin ebeveyn ya da anne şefkatine muhtaç çocuk olduğunu önemsiz kılıyor. Genelgeçer kuralların dışında konumlanan bu aile ezber bozan bir yapıya kavuşarak, Koreeda’nın filmini üzerine şekillendirdiği soru işaretleriyle kelimenin tam anlamıyla bir bütünlük oluşturuyor.

Yangın Yeri – Wildlife (2018)

Daha çok oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Paul Dano’nun kamera arkasına geçtiği ilk film olma özelliğini taşıyan Wildlife temel sorgusunu; aile olmak, bir arada kalmak için mücadele etmenin karşısına farklı hayatların mümkünlüğünü koyarak yapıyor. Jerry’nin aniden işsiz kalmasının ardından ailece yaşanan çöküş, Jeanette ve Joe’nun da iş bulmaya koyulma süreciyle devam ediyor. Ardından uzun süredir söndürülemeyen büyük bir yangını söndürmek için saati 1 dolardan çalışmaya giden Jerry’nin bu gidişi Jeanette için her şeyi kökünden sarsıyor. Bu gidişinin altında yatan birincil etkeni mevcut ekonomik koşullar olarak şekillendiren film, aile kurumunun, dış etmenlerin baskısı altına girdiğinde ne denli kırılgan bir hâl alabileceğinin altını çiziyor. Zira bu ekonomik koşullar, Jeanette’in başka bir hayatın mümkün olabileceğini ve bu hayatın maddi olarak rahat edebileceği, yeni heyecanlar tadabileceği bir standartta gerçekleşebileceğini düşünmesinin önünü açıyor. Bu sebeple Jeannette, sahip olduklarını elinin tersiyle itmekte tereddüt etmiyor. Ancak bu noktada kimse doğru ya da yanlış bir karar vermiyor; film aileyi oluşturan bireyleri yargılamak yerine, onlara tarafsız bir noktadan bakıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi