Yıl boyunca festivallerde adından söz ettirmiş, heyecanla beklenen filmleri sinemaseverlerle buluşturacak olan 18. Filmekimi’nin programı açıklandı. 18. Filmekimi biletleri, 28 Eylül’de satışa çıkıyor.

İKSV tarafından düzenlenen ve bu yıl TV+ işbirliğiyle gerçekleştirilen Filmekimi, yine her yıl olduğu gibi, saygın festivallerde gösterilmiş, ödüller almış, eleştirmenlerin ve izleyicilerin ilgisini çekmiş, merakla beklenen yeni yapımları içeren zengin programıyla Ekim ayının en çok konuşulan sinema etkinliği olacak.

18. Filmekimi, bu yıl 4-13 Ekim tarihlerinde İstanbul’da 10 gün sürecek bir maratonla başlayarak, 11-15 Ekim’de Ankara’da, 18-22 Ekim’de ise İzmir’de sinemaseverlerle buluşacak.

Filmekimi’nin Yıldızları

Filmekimi programından bugüne kadar açıklanan filmler arasında, başta Cannes olmak üzere saygın festivallerde dünya prömiyerini yapmış filmler dikkat çekiyor.

Oscar’lı sinemacı Noah Baumbach’ın yeni filmi Marriage Story, ilk kez izleyici karşısına çıktığı Venedik Film Festivali’nde müthiş övgüler aldı, Toronto Film Festivali’nde de eleştirmenlerin oylarıyla Adam Driver’a En İyi Performans Ödülü’nü getirdi. Marriage Story dağılan bir evliliğin ve birlikte kalan bir ailenin dokunaklı ve şefkatli hikâyesini konu alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda başrolleri paylaşan Scarlett Johansson ve Adam Driver’ın yanı sıra Laura Dern, Alan Alda ve Ray Liotta yer alıyor.

The Laundromat; Çin, Meksika, Afrika ve Karayipler’de Mossack Fonseca’nın üst düzey patronlarına ait sırları ortaya çıkaran gazetecilerin hikâyesini konu alıyor. Yönetmenliğini Oscar Ödüllü Steven Soderbergh’in üstlendiği filmin senaryosu, Scott Z. Burns (The Informant!, The Report) tarafından kaleme alındı. Film Pulitzer ödüllü araştırmacı gazeteci Jake Bernstein’ın Secrecy World adlı kitabından uyarlandı. Filmin oyuncu kadrosunda Meryl Streep, Gary Oldman ve Antonio Banderas yer alıyor.

Xavier Dolan’ın yeniden Cannes ana yarışmada yer almasını sağlayan ve şimdiden genç yönetmenin en iyi yapıtları arasında sayılan son filmi Matthias & Maxime, sinemanın en aşırı, en ele avuca sığmaz, tartışmalı yaratıcılarından Takashi Miike’nin Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterilen son filmi First Love – İlk Aşk, Cannes’da ana yarışmada yer alan tek Çin filmi Güney İstasyonunda Randevu, Cannes’da ilk gösterimini yapan ve Isabelle Huppert’e Brendan Gleeson’dan Jérémie Renier’ye ünlü oyuncuların eşlik ettiği Frankie, Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde ilk gösterimi yapılan Tayvanlı bağımsız sinemacı Midi Z’nin son filmi Nina Wu, hem korku öğeleri hem de Rihanna şarkıları içeren sıradışı senaryosuyla Bertrand Bonello’nun son filmi Zombi Child – Zombi Çocuk ve yönetmen Giuseppe Capotondi’nin Venedik Film Festivali’nde kapanış filmi olarak gösterilen yeni filmi Yanık Portakal – The Burnt Orange Heresy Filmekimi’nde izleyiciyle buluşuyor.

Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan, Jukka-Pekka Valkeapää’nın yönettiği Dogs Don’t Wear Pants – Köpekler Pantolon Giymez, usta yönetmen Arnaud Desplechin’in ilginç polisiyesi Roubaix, une lumière – Suç Mahalli, komedi filmlerinde gerçekliğin sınırlarını zorlayan Quentin Dupieux’nün ilk gösterimini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılışında yapan filmi Le Daim – Deri Ceket, Senna ve Amy ile övgü toplayan Asif Kapadia’nın yeni filmi Diego Maradona, yönetmen Cédric Kahn’ın kameranın önüne de geçerek başrollerden birini üstlendiği Fête de famille – Mutlu Yıllar, “İşçi sınıfının yönetmeni” olarak birçok başyapıta imza atan Ken Loach’un Altın Palmiye için yarışan son filmi Sorry We Missed You – Üzgünüz, Size Ulaşamadık Filmekimi programında yer alan filmlerden bazıları.

Aile dramlarını ne kadar ustalıkla ele aldığını bildiğimiz Atom Egoyan’ın dünya prömiyerini henüz sona eren Venedik Film Festivali’nde yapan filmi Guest of Honor – Onur Konuğu, geçen yıl Altın Palmiye’li filmi Shoplifters / Arakçılar Filmekimi’nde gösterilen Japon yönetmen Hirokazu Kore-eda’nın Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen yeni filmi La vérité – Saklı Gerçekler, ilk gösterimini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan, Bollywood mizansenleri ve müzikleriyle Orphanage – Yetimhane, Cannes Film Festivali’nin bu yılki gizli yıldızı olan Nicolas Bedos filmi La Belle Epoque – Yeni Baştan, Veronika Franz ile Severin Fiala’nin Sundance’te ilk gösterimini yapan ürkütücü yeni aile trajedileri The Lodge – Dağ Evi, yönetmen Vaclav Marhoul’un Jerzy Kosinski uyarlaması The Painted Bird – Boyalı Kuş, Venedik’te Marta Nieto’ya En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü getiren duygusal dramı Madre – Anne ve izleyicileri ve hayranlarını sürekli şaşırtan Yorgos Lanthimos’un Matt Dillon’lı kısa filmi Nimic Filmekimi’nde!

Dünya prömiyerini henüz tamamlanan Toronto Film Festivali’nde yapan ve mizah dolu aksiyon filmlerinin ustası genç yönetmen Taika Waititi’nin son filmi Tavşan Jojo – Jojo Rabbit, benzersiz yıldız Gong Li, Lou Ye’nin Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan son yapıtı Saturday Fiction – Tehlikeli Oyun; Fargo, Bones, Legion, The Unusuals dizilerinin senaryo yazarı Noah Hawley’in Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan son filmi Lucy in the Sky, Narcos dizisinden Edgar Ramirez’in de rol aldığı Olivier Assayas’ın son filmi Wasp Network Filmekimi’yle seyirciyle buluşacak filmler arasında.

Ödüllü Filmler 18. Filmekimi’nde!

Filmekimi programı bu yıl da saygın festivallerde ödüller almış filmleri izleyiciyle buluşturuyor. Cannes’da Altın Palmiye kazanan Parasite – Parazit,  Pedro Almodóvar’ın gönüllerin Altın Palmiye’sini alan ve Cannes’da Banderas’a En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazandıran filmi Acı ve Zafer, Jessica Hausner’in Emily Beecham’a En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getiren yeni filmi Little Joe – Küçük Joe, Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün en iyi filmi Alice and The Mayor – Alice ve Belediye Başkanı, günümüzün en radikal sinemacılarından Albert Serra’nın Belirli Bir Bakış’ta Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filmi Libérté – Özgürlük, Cannes’da En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan Portrait of a Lady on Fire, Jüri Ödülü’nü kazanan Bacurau, daha önce iki kez Altın Palmiye’yi kazanan Dardenne Kardeşler’in bu yıl En İyi Yönetmen ödülü kazanan filmi Young Ahmed – Genç Ahmet, Filmekimi’nde!

Filmekimi’nin ödüllü filmleri arasında Bruno Dumont’un Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde Jüri Özel Övgü Ödülü’nü alan Jeanne, Christophe Honoré’nin Chiara Mastroianni’ye Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren yeni filmi Chambre 212 – Oda 212, başroldeki Haley Bennett’e birçok festivalde ödül getiren performansıyla öne çıkan Swallow – Saplantı,  SXSW’da İzleyici Ödülü kazanan Shia LaBeouf’lı The Peanut Butter Falcon, Karlovy Vary’de En İyi Film seçilen yönetmen ikili Kristina Grozeva ile Petar Valchanov son filmleri The Father – Baba, Venedik Film Festivali’nde Ariane Ascaride’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandıran Robert Guédiguian’ın yönettiği Gloria Mundi, Venedik’te Toby Wallace’a En İyi Genç Erkek Oyuncu ödülü kazandıran Babyteeth – Süt Dişi yer alıyor.

2010’da İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan Marco Bellocchio’nun, Cannes’da Altın Palmiye için yarışan ve İtalya’da Altın Küre dahil birçok ödül kazanan son filmi The Traitor – Hain, Rashaad Ernesto Green’in Sundance’te dünya prömiyerini yapan Berkshire ve Montclair’de ödül kazanan son filmi Premature – Çok Erken, Cannes’da François Chalet ve Ekümenik Jüri Ödülü’nü alan Terence Malick’in son filmi A Hidden Life – Gizli Bir Yaşam, I. Sigurdsson’un performansıyla ödülleri topladığı Hlynur Pálmason’un dünya prömiyerini Cannes’da yapan son filmi A White White Day – Bembeyaz Bir Gün de Filmekimi’nde!

Filmekimi’nin Oscar adayları

Sinemaseverler bu yıl da Oscar adaylığı belli olan filmlerden bir seçkiyi ilk kez Filmekimi’nde izliyor. Yılın izleyiciler tarafından en çok beklenen filmlerinin başında gelen Bong Joon-ho’nun Güney Kore’de tüm gişe rekorlarını kıran Altın Palmiye’li Parasite – Parazit, Almodovar’ın İspanya’nın adayı olan Banderas’lı dramı Pain and Glory – Acı ve Zafer, César Díaz’ın Cannes Eleştirmenler Haftası’nda En İyi İlk Film, En İyi Film ödüllerini alan ve Belçika’nın Oscar adayı seçilen Our Mothers – Annelerimiz, Karim Aïnouz’un Cannes’da prömiyerini yapan ve Belirli Bir Bakış’ta En İyi Film Ödülü alarak Brezilya’nın Oscar adayı olarak ilan edilen son filmi The Invisible Life of Euridice Gusmão – Görünmez Yaşam, Alejandro Landes’in bu yıl Sundance Jüri Özel Ödülü alan ve Kolombiya’nın Oscar adayı gösterilen filmi Monos, Gürcü asıllı İsveçli Levan Akin’in yönettiği İsveç’in Oscar adayı seçilen Ve Sonra Dans Ettik – And Then We Danced, Corneliu Porumboiu’nun yönettiği, yapımcılığını Toni Erdmann’ın yönetmeni Maren Ade’nin üstlendiği, Romanya’nın Oscar adayı olan The Whistlers – Islıkçılar, Filistin’in en tanınmış yönetmenlerinden Elia Suleiman’ın Cannes FIPRESCI’de Mansiyon Ödülü alan ve Filistin’in Oscar adayı It Must Be Heaven  – Burası Cennet Olmalı, Vaclav Marhoul’un The Painted Bird – Boyalı Kuş filmi de Çekoslovakya’nın Oscar adayı olarak Filmekimi’nde seyirciyle buluşuyor.

Film ve Müzik Filmekimi’nde

2002’den bu yana sonbaharı renklendiren Filmekimi, bu yıl müzik ve müzisyenleri konu alan dört filmle sezona müzikli bir başlangıç yapıyor: Leonard Cohen’den Justice’e, Roger Waters’dan Miles Davis’e müzik yelpazesinin dört farklı kanadından dört film izleyicilerimizin hem kulaklarına hem gözlerine hitap ediyor

Bu bölümde efsanevi müzisyen Leonard Cohen ve bir dönem sevgilisi, her daim esin perisi Marianne Ihlen’in trajik aşkını Nick Broomfield yönetmenliğinde anlatan Marianne & Leonard: Aşk Sözleri, bugüne kadar gerçekleştirilen en muhteşem elektronik müzik konseri olarak tanımlanan Fransız elektronik müzik ikilisi Justice konserini 29 Ağustos’tan bu yana dünyanın farklı şehirlerinde sinema perdesine taşıyan Iris: Justice’ten Bir Uzay Operası, Pink Floyd’un kurucularından, grubun söz yazarı ve yaratıcı gücü Roger Waters’ın, nefes kesici bir ses tasarımıyla göz alıcı bir görsel şöleni yönetmen Sean Evans’la işbirliği yaparak bir araya getirdiği kaçırılmaması gereken bir sinema etkinliği Roger Waters: Us + Them ve kategorileri yıkıp geçen müzik kâşifi Miles Davis’in eksiksiz bir portresini çizen Miles Davis: Birth of the Cool Filmekimi’nde.

Filmekimi’nin Bu Yıl Sloganı “Spoiler Yeme”

Filmekimi zengin programının yanı sıra, afişleriyle ve kampanyasıyla da dikkat çekiyor. Muhabbet tarafından hazırlanan kampanya ve afişlerin temasını “#spoileryeme” sloganı oluşturuyor. Filmekimi, bu sloganla sinemaseverleri, programda yer alan filmleri herkesten daha önce görmeye davet ediyor. Filmekimi iletişim kampanyası da filmleri önceden izleyen ve izlemeyenler arasında yaşanan “spoiler verme” ve “spoiler’dan kaçma” çatışmasını ele alıyor.

Filmekimi Biletleri 28 Eylül’de Satışa Çıkıyor

Sinemaseverlerin merakla beklediği Filmekimi’nin biletleri İstanbul’da, 28 Eylül Cumartesi 10.30’da Beyoğlu Atlas, Kadıköy Rexx sinemalarına açılacak gişelerden ve Biletix satış kanalları (biletix.com, Biletix Çağrı Merkezi, satış noktaları) üzerinden satışa sunulacak. Ankara ve İzmir’de bilet satışları 28 Eylül’den itibaren Biletix satış kanalları (biletix.com, Biletix Çağrı Merkezi, satış noktaları) üzerinden ve etkinlik tarihinden bir gün önce sinema gişelerinden yapılacak. Filmekimi biletleri tüm satış kanallarında hizmet bedeli eklenmeden satışa sunulacak.

Filmekimi İstanbul gösterimlerinin hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 12 TL. Hafta içi 19.00 ve hafta sonu seansları (11.00-13.30-16.00-19.00) tam 30 TL, indirimli 18TL, tüm 21.30 seansları ise 30 TL.

Ankara ve İzmir’de ise Tüm seanslar tam 25 TL, öğrenci 17 TL.

Sinemaseverler Filmekimi filmlerini İstanbul Beyoğlu’nda Atlas Sineması, Beyoğlu Sineması, Nişantaşı’nda Cinemaximum City’s ve Kadıköy’de Rexx Sineması ve Kadıköy Sineması’nda,  Ankara’da Cinemaximum Cepa, İzmir’de Cinemaximum Konak Pier’de izleme şansı yakalayacak.

Filmler hakkında bilgiler, programın tümü, gösterim çizelgesi ve diğer tüm ayrıntılar Filmekimi’nin resmi internet sitesinde yayınlanacak.

Lale Kart üyeleri bu yıl da biletlerini %25’e varan indirimlerle öncelikli olarak alabilecekler. Lale Kart üyeleri için ön satış günleri; Siyah ve Beyaz Lale üyeleri için 24 Eylül, Kırmızı, Turuncu ve Sarı Lale üyeleri için 25, 26 ve 27 Eylül. Mavi Lale Kart üyeleri ise biletlerini genel satışın başladığı 28 Eylül itibariyle alabilecekler.

18. Filmekimi Programı 

Parasite – Parazit 

2019 Cannes Altın Palmiye 2019 Sydney En İyi Film 

The Host ile uluslararası alanda tanınan, Snowpiercer ve Okja ile kariyerini sağlamlaştıran Bong Joon-hoParazit ile Cannes’da Altın Palmiye kazanarak yılın en iyi filmlerinden birine imza atmış oldu. Güney Kore’de tüm gişe rekorlarını kırarak 10 milyon izleyiciye ulaşan ve ülkesinin Oscar adayı olan Parazit’in merkezinde birbirinden derin farklarla ayrılan Park ve Kim aileleri var. Neredeyse sefalet içinde yaşayan Kim ailesinin fertleri gerçek kimliklerini bir şekilde saklayarak birer birer, zenginlikleri sınır tanımayan Park ailesinin hizmetine giriyor. Bu tuhaf işbirliği sürerken sınıf atlama çabası ve servet kibrinin yol açtığı trajikomik olaylar ardı ardına gerçekleşiyor. Parazit, güçlü sinema dili ve sürprizlerle dolu, sağlam senaryosuyla öne çıkıyor.  

Young Ahmed – Genç Ahmet 

2019 Cannes En İyi Yönetmen 

Sinemada sosyal gerçekçiliğin öncülerinden Dardenne Kardeşler, Cannes Film Festivali’nde kendilerine En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandıran son filmleri Jeune Ahmed’de Avrupa toplumuna bu kez Belçika’da Müslüman bir ergen üzerinden bakıyor. Henüz 13 yaşındaki Ahmed, ailesinin ve çevresinin telkinlerini yok sayıyor ve birkaç ayda benimsediği radikal görüş ve davranışlarından vazgeçmiyor. Daha önce iki kez Altın Palmiye’yi kazanan Dardenne Kardeşler, Avrupa’ya kötümser ve duygusallığa yer vermeyen bir bakışla yaklaşıyor. 

Pain and Glory – Acı ve Zafer 

2019 Cannes En İyi Erkek Oyuncu  

Hem İspanya’nın en özgün sinemacısı Almodóvar’ın hem de fetiş oyuncusu Banderas’ın muhteşem dönüşünü müjdeleyen Acı ve Zafer, Cannes’da eleştirmenlerin yıldız tablosunda en tepeye yerleşti ve izleyicilerin de olağanüstü övgüsüyle karşılandı, ülkesinin Oscar adayı oldu. Oyuncularının hayranlık uyandıran performanslarının yanı sıra, canlı renklerin öne çıktığı görüntü yönetimi, aile bağlarının anlamıyla aşkın derinliğini işleyen sıcacık hikâyesiyle de gönüllerin Altın Palmiye’sini kazandı. Pedro Almodóvar’ın kendi yaşamından esinlenerek senaryosunu yazıp yönettiği Acı ve Zafer, yaşlandıkça eski şaşaalı günlerinin özlemini daha sık çeken dünyaca ünlü bir yönetmenin 1960’lardan günümüze yaşamöyküsünü çok duygusal ve çok kişisel bir bakış açısıyla anlatıyor. Elbette, Acı ve Zafer’i özel yapan durumlardan biri de Banderas’ın yönetmen rolünü üstlenerek yıllardır birlikte çalıştığı Almodóvar’ı canlandırması. 

Little Joe – Küçük Joe 

2019 Cannes En İyi Kadın Oyuncu  

Genetiğiyle oynanmış kırmızı bir çiçek antidepresan salgılayarak insanları mutlu ederken tuhaf yan etkisi göz önüne alınmaz. Üstelik insanı değiştiren bu etkilerin bütün dünyaya yayılma ihtimali vardır. Kimsenin engel olamadığı bu deney/bitkinin adı da “Küçük Joe”dur. Amour Fou ve Lourdes’dan hatırlayacağınız Jessica Hausner’in Emily Beecham’a ödül getiren yeni filmi, bilimkurgu-dram-gerilim türleri arasında geziniyor, müthiş renk paleti ve sanat tasarımıyla öne çıkıyor. Küçük Joe bir yandan Frankenstein’dan esinlenerek genetik mühendislik ve şüpheyle karşılanan bilimsel gelişmeleri sorgularken bir yandan da tüm insanların derinlerde birtakım sırlar sakladığını farz ediyor. Filmde Ben Whishaw ile Kerry Fox da rol alıyor.  

Alice et le maire – Alice and The Mayor – Alice ve Belediye Başkanı 

2019 Cannes En İyi Film–Yönetmenlerin On Beş Günü 

Hem düşündüren hem güldüren bu politik komedi, La Fontaine’in “Kurt ile Köpek” fablından esinlenerek birbirine zıt iki ana karakter etrafında kurulmuş. Lyon Belediye Başkanı Paul Théraneau, meslekte ve siyasette geçirdiği 30 yılın ardından artık iyi fikirler geliştiremediğini fark eder. Bu “varoluşsal mesele”yi halledebilmek için felsefe mezunu genç, akıllı, parlak Alice’i danışman olarak işe alır. Kendine bir misyon yükleyen ama derinlemesine düşünmeyen Paul ile çokça düşünen ama hayatta bir amacı olmayan Alice hep çatışacak ama sonuçta iyi fikirler üretecektir. Nicolas Pariser’nin yönettiği, bir yandan nesiller arasındaki uçurumları gülümseterek inceleyen Alice et le maire, bir yandan da siyasette düşüncenin yerini ve gücün ağırlığını sorguluyor. 

Portrait De La Jeune Fille En Feu – Portrait of a Lady on Fire – Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi 

2019 CANNES En İyi Senaryo, Kuir Palmiye 

Cannes’da çok beğenilen ve çokça konuşulan, eleştirmenlerce “A sınıfı bir başyapıt… Bu yıl prömiyerini yapan en kusursuz film.” sözleriyle övülen Portrait Of A Lady on Fire 18. yüzyılda, bir ressamın modeliyle aşkını anlatıyor. Ressam Marianne’a, manastırdan henüz çıkan ve evlenmek üzere olan genç Héloïse’in portresi sipariş edilir. Ancak Marianne, bu portreyi Héloïse’dan habersiz çizmelidir. Bu kısıtlamanın önüne geçmek için Marianne, gönülsüz gelin adayı Héloïse’ı önce gözlemler sonra da onunla yakınlaşır. Yüzyıllar boyu gözardı edilen ve yapıtları unutulan kadın ressamlardan esinlenen yönetmen Céline Sciamma’yı yönettiği Tomboy ve senaryosunu yazdığı Kabakçığın Hayatı ile tanıyoruz. Filmin başrollerini Noémie Merlant, Adèle Haenel ile paylaşıyor. 

Bacurau 

2019 Cannes Jüri Ödülü, 2019 Lima En İyi Film, En İyi Yönetmen, Eleştirmenler Ödülü, 2019 Münih En İyi Uluslararası Film 

Anaerkil bir köy, bir cenaze ve köyün haritalardan silinmesine yol açan bir komplo… Yakın bir gelecekte, Brezilya kırsalında geçen gizemli ve gerilimli Bacurau türler arasında geziniyor. Ülkelerindeki gelir eşitsizliğinden esinlenen yönetmenler Kleber Mendonça Filho ile Juliano Dornelles, dışarıdakilerin küçümsediği, “yabancılar”ın tehdidi altındaki küçük bir topluluğun hikâyesini westernle bilimkurguya öykünen, mistik ve gerilimli atmosferini kaybetmeyen özgün bir tarzla aktarıyorlar. Filmin anlatıcısı, Batılı belgeselci rolünü üstlenen kült oyuncu Udo Kier; başroldeki Sonia Braga ise Örümcek Kadının Öpücüğü dahil birçok filmde rol almıştı. Bacurau’nun yönetmenlerinden Kleber Mendonça Filho’yu Aquarius ve Komşu Sesler filmlerinden tanıyoruz. 

Jeanne 

2019 Cannes Jüri Özel Övgü–Belirli Bir Bakış  

Bruno Dumont, 2017’de Jan Dark’ın çocukluğunu anlattığı Jeanette ile başladığı müzikal söylence dizisine 2019’da Jeanne ile nokta koyuyor. 15. yüzyılda geçen Jeanne, önceki filmin kaldığı yerden devam ediyor ve ergen yaşlardaki Jan Dark’ın İngilizlere karşı savaştıktan sonra kâfirlik suçlamasıyla yargılanışını anlatıyor. Jeanette’in müziklerini Filmekimi’nde konser veren Igorrr bestelemişti; Jeanne’ın şarkılarıysa Fransa’nın en önemli müzisyenlerinden Christophe’a ait. Görüntü yönetimiyle özellikle öne çıkan ve dram öğelerinin daha baskın olduğu Jeanne, Fransa’nın bu ulusal ve tarihi kahramanının yaşamını hem kadın özgürlüğü hem de toplumsal baskı açısından farklı bir modernist anlayışla ele alıyor. 

It Must Be Heaven – Burası Cennet Olmalı 

2019 Cannes FIPRESCI Ödülü, Mansiyon 

Şair Mahmud Derviş’in “Nereye uçar kuşlar, son gökten sonra?” sorusunu Filistin’in en tanınmış yönetmenlerinden Elia Suleiman da son filminde ES adındaki (ve kendi canlandırdığı) başkarakteri aracılığıyla soruyor. Alternatif bir vatan arayışıyla Filistin’den kaçan ES, Filistin’in hep peşinden geldiğini fark eder. Yeni bir yaşam vaadi, bir yanlışlıklar komedisine dönüşmüştür; Paris’ten New York’a, nereye, ne kadar uzağa giderse gitsin, her şey bir şekilde kendisine anavatanını hatırlatır. Filistin’in Oscar adayı It Must Be Heaven ulus, kimlik ve aidiyet kavramlarına değinen komik bir destan. 

On a Magical Night – Chambre 212 – Oda 212  

2019 Cannes En İyi Kadın Oyuncu – Belirli Bir Bakış  

Tiyatrodan çocuk kitaplarına, sinemadan operaya birçok alanda yaratıcılığıyla parlayan Christophe Honoré, bu kez 20 yıldır evli bir çifte döndürüyor kamerasını. Eşini terk etmeye karar veren Maria fazla uzağa gitmeden, evinin karşısındaki otele, 212 numaralı odaya yerleşiyor. Uzaktan evini, eşini ve (eski) hayatını doğrudan gözlemleme şansını bulan Maria, doğru kararı verip vermediğini sorgulama fırsatı buluyor. Elbette her konuda bir fikri olan birçok tanıdığı ve geçmişin hayaletleri Maria’ya öğüt vermek için sırada bekliyor. Sacha Guitry, Ingmar Bergman ve Woody Allen’ın filmlerinden esinlenen Christophe Honoré bu romantik komedide hafıza, aşk, evlilik ve sadakat gibi herkesin aklından geçen değerlerle oynuyor. Filmde Maria rolünü Chiara Mastroianni üstleniyor. 

Liberté – Özgürlük  

2019 Cannes Jüri Özel Ödülü–Belirli Bir Bakış 

Günümüzün en radikal sinemacılarından, tarzından hiç ödün vermeyen Albert Serra 18. yüzyıl Fransa’sına ve devrim öncesi dönemin toplumsal karşıtlıklarına hayranlığını yeni filminde de alışılmadık bir yolla ele alıyor. Liberté, Fransa Kralı 16. Louis’nin katı ahlakçı hükümranlığından kaçan Madame de Dumeval, Tesis Dükü ve Wand Dükü’nü izliyor. Ahlaki kural ve baskıların tümünü reddederek Almanya ormanlarına, hür düşüncenin savunucusu meşhur çapkın Walchen Dükü’ne sığınan asilzadeler, hazzın ve tensel arzuların peşine düşüyor. Kışkırtıcı, cesur, şok edici, cüretkâr sahneleriyle Cannes’da büyük tepki gören filmi hakkında Katalan yönetmen, “asilzadeleri günümüz gençliğiyle karşılaştırıyorum; benzerine rastlanmamış imgeler yaratmaya çalışıyorum” diyor. 

Nuestras madres – Our Mothers – Annelerimiz 

2019 Cannes En İyi İlk Film, En İyi Film–Eleştirmenler Haftası 

Belçika’nın Oscar adayı seçilen Our Mothers, Guatemala’da 200.000’den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan ve günümüzde bile çok iyi bilinmeyen iç savaşın acılarını ve karanlıkta kalan alanlarını sinemaya aktarıyor. Askeri cunta sırasında militan olan babasının kayboluşundan esinlenen yönetmen César Díaz, 2018’de cuntacıların yargılanmasıyla başlayan filminde kendi aile geçmişini araştıran bir antropoloğun hikâyesini anlatıyor. Filmde görülen “anlatıcı anneler”, Guatemala kültüründe hâlâ geçerliliğini ve etkilerini yitirmeyen sözlü tarih anlatıcıları, ülkenin gerçek hafızaları. 

The Invisible Life Of Euridice Gusmão – Görünmez Yaşam 

2019 Cannes En İyi Film–Belirli Bir Bakış 2019 Münih CineCoPro Ödülü 

Brezilya’nın Oscar adayı olarak ilan edilen bu duygusal melodram maço kültürün baskın olduğu 1950’lerde, Rio de Janeiro’da baskılar ve önyargıyla mücadele etmek zorunda kalan iki dirayetli kadının hikâyesini anlatıyor: Piyanist olmak isteyen Eurídice ve hakiki aşkı arayan kız kardeşi Guida. Madame SatãGümüş UçurumFuturo BeachTempelhof Havaalanı filmleriyle tanıdığımız Karim Aïnouz’un Cannes’da prömiyerini yapan son filmi, The Hollywood Reporter’a göre “renk, ses ve müziğe boğulmuş bir gündüz rüyası”. Marta Batalha’nın aynı adlı romanından uyarladığı senaryosunun yazımında Aïnouz annesinin yalnız bir ebeveyn olarak nasıl zorlandığına dair kendi anılarından da esinleniyor.  

Vivarium 

2019 Cannes Dağıtım Ödülü–Eleştirmenler Haftası 

Without Name ile 2016’da sinemada adını duyuran reklam filmi yönetmeni Lorcan Finnegan, tüyler ürpertici bir hikâyeyle beyazperdeye dönüyor. Filmin bahtsız kahramanları Gemma ve Tom, ilk kez ev sahibi olmak için bir emlakçıyla görüşürler. Ancak ilk baktıkları evde mahsur kalırlar, üstüne üstlük büyütmeleri için kendilerine sevimli fakat tuhaf bir bebek teslim edilir. Aşırı normal görünen ama istemeden kabullenilen banliyö hayatına dair acımasız bir taşlama olan, Alacakaranlık Kuşağı ile Black Mirror arasında bir yerde duran filmini Lorcan Finnegan “gizemli, komik, üzücü ve ürkütücü bir kâbus” olarak tanımlıyor. Filmde başrolleri üstlenen Imogen Poots ile Jesse EisenbergThe Art of Self Defense filminin de başrollerindeler. 

Monos 

2019 Sundance Jüri Özel Ödülü–Dünya Sineması Dramatik, 2019 Transilvanya En İyi Film, 2019 Odesa En İyi Yönetmen 

Masal dünyasında geçen bir kâbus”, “Kolombiya usulü Sineklerin Tanrısı” denilen Monos’u, Guillermo del Toro da “güçlü, yeni bir yönetmenden büyüleyici bir film” sözleriyle övüyor. Geçit vermeyen cangılın tehditkâr gölgeleri arasında, savaşçı lakapları takınmış sekiz çocuk asker, yaz kampını andıran bir yerde Amerikalı bir kadını rehin tutmaktadır. Sürpriz bir baskına uğrayınca çocukların görece huzurlu günleri sona erer ve birbirlerine duydukları güvenle bağlılıkları sarsılan grup, üslerinden ayrılarak cangılın derinliklerine sığınmak zorunda kalır. Kolombiya’nın Oscar adayı Monos, merkezine ideolojiden çok hormonlarının etkisi altındaki ergen kahramanları yerleştiren, her yönüyle alışılmadık, fantastik bir savaş ve hayatta kalma hikâyesi anlatıyor.  

And Then We Danced – Ve Sonra Dans Ettik 

2019 Odessa Büyük Ödül (İzleyici Ödülü); En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu 

Yetenekli dansçı Merab, yıllarını verdiği Gürcü devlet halk dansları ekibinde partneri ve kız arkadaşı Mary ile birlikte kendini kanıtlamaya çalışmaktadır. Süreç hem sert eğitmenleri hem de geleneksel dansın gerekleri yüzünden katı ve sıkıdır. Merab, ekibe yeni katılan yakışıklı ve karizmatik bir gence kapılınca önce çok zorlansa da sonrasında aşkı keşfeder, kimliğini ve cinselliğini bulur. 1980’lerin dans filmlerinden esinlenen Gürcü asıllı İsveçli Levan Akin’in yönettiği ve başrolünü Levan Gelbakhiani’nin üstlendiği film dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı. İsveç’in Oscar adayı seçilen Ve Sonra Dans Ettik, ABBA’dan Robyn’e ve Gürcü halk melodilerine bolca müzik ve dans sahneleriyle dolu hareketli, duygusal ve dokunaklı bir büyüme hikâyesi anlatıyor. 

Swallow – Saplantı 

2019 Fantasia (Montreal) En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo 2019 Tribeca En İyi Kadın Oyuncu (H. Bennett) 2019 Neuchâtel Fantastic Uluslararası Eleştirmenler Ödülü, En İyi Performans (H. Bennett) 

Hamileliğinin ilk aylarındaki Hunter, tehlikeli nesneleri yutma arzusunun gitgide yükseldiğini ve buna karşı koyamadığını fark eder. Hunter bir yandan eşi ve ailesinin gitgide artan denetim ve baskılarını göğüslemeye çalışırken bir yandan da onların desteğiyle takıntısının ardındaki karanlık sırrı açığa çıkarmaya çabalar. Özellikle Hunter’ı canlandıran Haley Bennett’in performansıyla öne çıkan, Carlo Mirabella-Davis’in yönettiği Saplantı, modern dünyanın baskılarına ve beden fetişizmine feminist bir bakış açısı ve gerilim öğeleriyle yaklaşıyor.  

The Peanut Butter Falcon –  Hayallerin Peşinde 

2019 SXSW İzleyici Ödülü–Kurmaca, 2019 Nantucket En İyi Film, İzleyici Ödülü  

The Peanut Butter Falcon, klasik Amerikan edebiyatının en tanınmış yapıtlarından Hucklebery Finn’in çağdaş ve duygusal bir uyarlaması sayılabilir. Filmin çıkış noktası ise, başrolü Shia LaBeouf ile paylaşan ve kendini canlandıran Down sendromlu Zack Gottsagen. Filmin kahramanı Zak, özel bir bakımevinden kaçar. Amacı, profesyonel Amerikan güreşçisi eğitimi almaktır. Karşılaştığı kanun kaçağı Tyler’la yol boyu balık tutar, içki içer, sohbet eder, yakınlaşır ve peşlerindekilerden uzak kalmaya çalışırlar. Bu duygusal yol filmi yüreğinizi ısıtacak; ne kahkahalarınıza ne de gözyaşlarınıza hâkim olamayacaksınız. Filmde Dakota Johnson, John Hawkes, Bruce Dern, Thomas Haden Church de rol alıyor. 

Bashtata – The Father – Baba 

2019 Karlovy Vary En İyi Film, 2019 Sakhalin İzleyici Ödülü, En İyi Yönetmen 

Ders ve Kol Saati filmlerini İstanbul Film Festivali’nde izlediğimiz yönetmen ikili Kristina Grozeva ile Petar Valchanov, son filmlerinde kayıp ve aile bağları olgularına absürd bir anlayışla göz atıyorlar. Filmin sürekli birbirleriyle didişen iki kahramanı var: Vassil ve oğlu Pavel. Pavel’in annesi hayatını kaybeder, buna rağmen öte dünyadan komşularını sürekli telefonla aradığı ortaya çıkar. Doğaüstü olaylara zaafı olan Vassil, çok meşhur bir medyumla randevu ayarlayınca ayakları yere basan Pavel’in, babasına bu yolculukta eşlik etmekten başka şansı kalmaz. 

Gloria Mundi 

2019 Venedik En İyi Kadın Oyuncu  

2017’de La Villa / Deniz Kıyısındaki Ev ile izlediğimiz Robert Guédiguian, yine değişmez oyuncuları eşi Ariane Ascaride ile Gérard Meylan ve Jean-Pierre Darroussin’i oyuncu kadrosuna katarak bir aile dramına imza atıyor. Gloria Mundi Marsilya’da, yeni doğan bebekleri Gloria’nın getirdiği sevinçle bir araya gelen bir aileyi izliyor. Geçim sıkıntısıyla ayakta durmaya çalışan çekirdek aile, bebeğin hapisten henüz çıkan ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan büyükbabasının gelişiyle beklenmedik olaylarla karşılaşıyor. Son Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan ve Ariane Ascaride’e en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran filmini, yönetmen Guédigian “karanlık bir toplumsal masal” olarak tanımlıyor. 

The Traitor – Hain 

2019 Altın Küre (İtalya) En İyi Yönetmen, En İyi Müzik, 2019 Gümüş Kurdele (İtalya) En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Kurgu, En İyi Müzik 

İtalya’nın en saygın sinemacılarından, 2010’da İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan Marco Bellocchio, Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son filminde Sicilya’nın en kötü şöhretli mafya babalarından birinin gerçek hayat hikâyesini sinemaya aktarıyor. “İki dünyanın babası” olarak anılan Tommaso Buscetta 1980’lerin başında Sicilya mafyalarının kanlı hesaplaşmaları sırasında İtalya’dan Brezilya’ya kaçar. Yakalanıp sınır dışı edileceği belli olduğunda Tommaso mafya tarihini kökünden değiştirecek bir karar alır: Sessizlik yeminini bozup mafyanın ilk itirafçısı olmayı göze alacaktır.

Babyteeth – Süt Dişi 

2019 Venedik En İyi Genç Erkek Oyuncu 

Milla’nın yeni aşkı başta ailesi olmak üzere herkesi telaşlandırır. Çünkü Milla daha 15 yaşındadır, kanser hastasıdır, üstelik sevgilisi ondan yaşça büyük, yüzünde bile dövmeleri olan, evsiz bir torbacıdır. Her şey felakete doğru mu sürüklenecek yoksa Milla yaşama tutkusunu çevresindekilere de aşılayabilecek midir? Avustralyalı tiyatro ve televizyon yönetmeni Shannon Murphy’nin bu renkli ve enerjik ilk sinema filminde mavi saçlı Milla’yı Sharp Objects dizisiyle parlayan ve Küçük Kadınlar’da hatırı sayılır ağırlıkta bir rol üstlenen Eliza Scanlen canlandırıyor. Dizi oyuncusu Toby Wallace ise Venedik’te kazandığı ödülle sinema dünyasına büyük girişini yapıyor. 

Madre – Anne  

2019 Venedik En İyi Kadın Oyuncu–Ufuklar (M. Nieto) 

Oğlu 10 yıl önce kaybolan Elena, şimdi aynı sahilde bir lokanta açmıştır. Tam da kayıp ve yas hissinden sıyrılmak üzere olduğunu hissederken oğluna çok benzettiği bir gençle tanışır ve ikisinin de hayatları alt üst olur. Anne bir sevgi filmi; bir annenin oğluna duyduğu, yaşam boyu süren bir sevginin filmi. Oğluna veda edemeyen ve şimdi bunu yapmaya hazır olan bir annenin filmi. Yönetmen Sorogoyen Oscar kazanan kendi kısa filminden uyarladığı duygusal dram Anne’yi “karanlıktan aydınlığa, ölümden yaşama, suçluluktan bağışlanmaya doğru bir yolculuk” olarak tanımlıyor.  

Premature – Çok Erken 

2019 Berkshire Jüri Ödülü 2019 Montclair İzleyici Ödülü, Jüri Özel Ödülü 

On yedi yaşındaki Ayanna, üniversite için ayrılmadan Harlem’de geçirdiği son gecede kendinden yaşça büyük, gizemli ve yakışıklı Isaiah ile tanışır. İlk aşk, Ayanna’nın bildiği ve tanıdığı dünyasını kısa sürede alt-üst edecektir. “Siyah Sinema”nın saygın ismi Spike Lee’nin manevi desteğiyle yola çıkan Rashaad Ernesto Green, trans birey hikâyesi anlattığı ilk filmi Gun Hill Road’un ardından çektiği bu duygusal dramda arkadaşlık, aile, aşk gibi evrensel olguları değişen dünyada tek başına ayakta kalabilme eksenine ustaca yerleştiriyor. Green’in kendi mahallesi Bronx’tan insan manzaraları sunduğu Çok Erken, Sundance’te dünya prömiyerini yaptı. Filmin çoğu yükünü harika bir performansla omuzlayan Ayanna rolündeki Zora Howard, aynı zamanda filmin senaryo yazarlarından.  

Marriage Story  

2019 Toronto En İyi Performans (A. Driver) 

Oscar’lı sinemacı Noah Baumbach’ın yeni filmi Marriage Story, ilk kez izleyici karşısına çıktığı Venedik Film Festivali’nde müthiş övgüler aldı, Toronto Film Festivali’nde de eleştirmenlerin oylarıyla Adam Driver’a En İyi Performans Ödülü’nü getirdi. Marriage Story dağılan bir evliliğin ve birlikte kalan bir ailenin dokunaklı ve şefkatli hikâyesini konu alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda başrolleri paylaşan Scarlett Johansson ve Adam Driver’ın yanı sıra Laura Dern, Alan Alda ve Ray Liotta yer alıyor. 

A White White Day – Bembeyaz Bir Gün 

2019 Cannes Yükselen Yıldız–Eleştirmenler Haftası (I. Sigurdsson), 2019 Transilvanya En İyi Performans (I. Sigurdsson), 2019 Motovun En İyi Film 

Vinterbrødre / Kış Kardeşleri filmiyle İstanbul Film Festivali’ne katılan Hlynur Pálmason’un dünya prömiyerini Cannes’da yapan son filmi, yine çarpıcı bir aile dramı anlatıyor. İzlanda’da ücra bir kasabanın polis komiseri, kasaba ahalisinden bir adamı iki yıl önce eşiyle ilişki kurmakla suçlar. Saplantısı derinleşirken adamın gerçeklikle bağlantısı kopar ve hem sevdiklerine hem kendine zarar vermeye başlar. Keder, yas, delilik ve koşulsuz sevgiye dair bu güçlü ve sert film, özellikle çarpıcı kar manzaraları ve oyuncularının performanslarıyla dikkat çekiyor.  

A Hidden Life – Gizli Bir Yaşam 

2019 Cannes François Chalet Ödülü, Ekümenik Jüri Ödülü 

Tree of Life / Hayat Ağacı ve Knight of Cups ile hayatın anlamı üzerine görselliğiyle çarpıcı zihin egzersizleri kuran Terence Malick, son filminde gerçek bir hikâyeyi beyazperdeye yansıtıyor. Film, İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafında savaşmayı reddeden ve idam edilen Avusturyalı çiftçi Franz Jägerstätter’in hayatını anlatıyor. “Daha belirgin senaryolarla çalışmaya geri döndüğünü” söyleyen Malick’in Cannes’da dünya prömiyerini yapan filminin çekimleri 2016’da tamamlandı ve hem Michael Nyqvist’in hem de Bruno Ganz’ın rol aldığı son film oldu.

Matthias & Maxime 

Xavier Dolan’ın yeniden Cannes ana yarışmada yer almasını sağlayan son filmi şimdiden genç yönetmenin en iyi yapıtları arasında sayılıyor. Filme adlarını veren Matthias ile Maxime, çocukluktan bu yana sıkı arkadaştır. Rol aldıkları bir kısa film için öpüşmeleri gerekince arkadaşlıkları sarsılır. Kısa sürede aralarına alışık olmadıkları bir şüphe girer ve hayatları değişir. Otuz yaşına basan Dolan’ın Maxime rolünü üstlendiği bu duygusal dramda ayrıca Mommy’deki anne rolüyle tanıdığımız Anne Dorval da rol alıyor. Yirmili yaşlarının sonuna yaklaşan Quebec’li bir arkadaş grubunu gözlemleyen Matthias ve Maxime, erkekler arasındaki dostluk, yakınlık, cinsel belirsizlik konularına değinirken şu soruları da ele alıyor: “Ben kimim? Bir başkası gibi mi davranıyorum?” 

The Burnt Orange Heresy – Yanık Portakal 

Venedik Film Festivali’nin kapanış filmi Yanık Portakal, akıllara Hitchcock filmlerini getiren, incelikli, seksi ve heyecanlı bir kara film. Filmin karizmatik ve çekici anti-kahramanı, amacına ulaşmak için gözünü bile kırpmadan cinayet işleyebilecek kadar hırslı sanat eleştirmeni James. İtalya’nın Como Gölü civarında bir malikânede James, baştan çıkardığı güzel Amerikalı bir gezginle birlikte bir tabloyu çalmak için uğraşıyor. Yönetmen Giuseppe CapotondiA Simple Plan romanının yazarı Scott Smith ile birlikte uyarladığı ve Faust’u örnek alan yeni filminde (18 yıl sonra ilk kez kamera önüne geçen) Mick Jagger’ı bile dahil ettiği müthiş bir oyuncu kadrosunu bir araya getiriyor.

Sibyl 

Hastasının hikâyesini kendi romanında kullanmak üzere çalan bir terapist, ne kadar ileri gidebilir? Fransa’nın yükselen yıldızlarından Virginie Efira’nın canlandırdığı, filme adını veren psikoterapist Sibyl, takıntı haline getirdiği romanını yazmaya kendini ne kadar verse de yaratıcılığı tıkanmıştır. Planlamadan hamile kaldığı için bunalıma giren bir hastasının anlattıkları Sibyl’in ilgisini çeker ve kadının hikâyesini kendi erotik romanına dahil eder. Annelik, yaratıcılık, birliktelikler, tutku, orta yaş krizi, kişilik, hatta sinema gibi birçok konuya değinen Sibyl’ın asıl esin kaynağı Woody Allen’ın Başka Bir Kadın filmi. İlk gösterimini Cannes’da ana yarışmada yapan bu ilginç komedi-dramın oyuncu kadrosunda İstanbul Film Festivali’ne yeni konuk olan Gaspard Ulliel, Adèle Exarchopoulos, Gaspard Ulliel, Niels Schneider de yer alıyor. 

First Love

First Love – İlk Aşk 

Sinemanın en aşırı, en ele avuca sığmaz, tartışmalı yaratıcılarından Takashi Miike’nin Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde gösterilen son filmi yönetmenin 90. yapıtı. İzleyiciyi şaşırtacak ve sarsacak sürprizleri filmlerinden esirgemeyen Miike manga, samuray, korku ve canavar filmlerinden bu kez aksiyon-macera-yakuza diyarına geçiş yapıyor. Tek bir gece boyunca Tokyo’da geçen İlk Aşk’ta, beyin tümörü teşhisi konan bahtsız bir boksör, masum bir telekıza âşık olur. Ama kötü adamlar tabii ki peşlerini bırakmaz. Mafya ve kara film öğeleri, şiddet, romantizm ve komik sekanslarla dolu bu amansız “ucuz roman” akıl almaz cinayetler, hayaletler, animasyon bölümlerle çok hareketli, çok eğlenceli ve çok kanlı. 

The Wild Goose Lake – Güney İstasyonunda Randevu 

Cannes’da ana yarışmada yer alan tek Çin filmi neonlar, parlak renkler ve hep koruduğu gizemiyle öne çıkan çarpıcı bir polisiye. “Heyecan verici, şiirsel ve ışıl ışıl, Çin usulü bir kara film” sözleriyle övülen Güney İstasyonunda Randevu, peşine hem rakip çeteler hem de polisin düştüğü bir gangsterin kaçış hikâyesini düşmeyen bir tempoyla anlatıyor. Yönetmen Diao Yinan’ın “görsel tarzı dramatik gerilimle birleştiren bir anti-ütopya” olarak tarif ettiği Güney İstasyonunda Randevu, çizgi romanları anımsatan görsel dünyası ve kovalamaca sahneleriyle öne çıkıyor. Karanlık suç filmleri ve distopya öykülerinden esinlenen yönetmen Diao Yinan’ın İnce BuzKara Kömür filmi 2014’te Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanmıştı. 

Frankie 

Portekiz’in şatolarla dolu kasabası Sintra’da, tek bir günde geçen bu aile dramına adını veren Frankie, ya da gerçek adıyla Françoise, dünyaca ünlü bir oyuncudur. Frankie, çok önemli bir şey açıklayacağını söyleyerek ailesini ve arkadaşlarını ormanlar içindeki bu masalsı kasabaya çağırır. Yaz gecesi ilerlerken eşler, eski eşler, çocukları ve arkadaşları arasındaki gizli ve açık sırlar, arzular, ilişkiler, mesafeler ve pişmanlıklar ortaya çıkar. Cannes’da ilk gösterimini yapan Frankie, daha önce izlediğimiz Keep the Lights On / Işık Açık Kalsın ve Little Men / Küçük Adamlar filmlerinin yönetmeni Ira Sachs’in yeni filmi. Frankie’yi canlandıran ve en son Greta’da izlediğimiz Isabelle Huppert’e Brendan Gleeson’dan Jérémie Renier’ye ünlü oyuncular eşlik ediyor.  

Nina Wu 

Tayvanlı bağımsız sinemacı Midi Z, kara film estetiğini gözalıcı bir sinematografiyle birleştiren son filminde sinema sektöründe kadınların karşılaştığı zorlukları genç bir oyuncu üzerinden ele alıyor. Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde ilk gösterimi yapılan filmin senaryosunu ana karakter Nina Wu’yu da canlandıran Ke-Xi Wu, yönetmen Midi Z ile birlikte Hollywood’dan çıkan #MeToo hareketinden esinlenip kendi sarsıcı deneyimlerine dayanarak yazdı. Yıllarca küçük roller üstlendikten sonra sinemada ilk büyük çıkışını gerçekleştirmeye çalışan Nina Wu, sonunda başrolü 1960’larda geçen bir casus filminde bulur. Çekimlerin zorluğu, filmin cinsiyetçi yaklaşımı bir yana, yönetmenin psikolojik baskısı aile sorunlarıyla birleşince Nina Wu’nun ruh sağlığı kötülemeye başlar. 

Zombi Child – Zombi Çocuk 

Öldükten sonra dirilerek geri dönen Haitili köle Clairvius Narcisse’in “gerçek hikâyesinden” esinlenen Zombi Child, 1962’de Haiti’de tarlalarda başlıyor, 55 yıl sonra Paris’te prestijli bir yatılı okulda devam ediyor. Saint Laurent ve Nocturama filmlerinden tanıdığımız yönetmen Bertrand Bonello, George Romero’nun zombilerinden çok farklı bir cinsi konu ettiği yeni filmini Fransız Yeni Dalgası’nın ilkelerini gözeterek çekti. Sömürgeciliğin acı dolu mirasını ve ırkçılığın hâlâ silinmeyen izlerini hem korku öğeleri hem de Rihanna şarkıları içeren sıradışı senaryosuyla sorgulayan Zombi Child bir yandan da aile sırları, doğaüstü, kültür, geçmiş, elitizm, kolektif hayal gücü ile tarih bilinci olgularına da değiniyor. Zombi Child ilk gösterimini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı.  

Dogs Don’t Wear Pants – Köpekler Pantolon Giymez 

BDSM dünyasına girerek yasını hafifletmek… Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü Bölümü’nde yapan Dogs Don’t Wear Pants, eşi gözlerinin önünde boğularak hayatını kaybeden Juha’yı izliyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen kendini hiç tam anlamıyla toparlayamayan Juha’nın hayatı, tesadüfen “emrine girdiği” sahibe Mona’yla tanışınca tamamen değişiyor. Fiziksel acının kederi aştığı anları kimi zaman gayet mizahi bir yolla konu alan Dogs Dont Wear Pants, bir yandan siyah lateks kıyafetli fetiş/BDSM dünyasını keşfederken bir yandan da bu dünyanın sıradan insanlarının cinsellik dışındaki ruh hallerine göz atıyor. “Filmimde Billy Wilder’dan bir parça vardır umarım” diyen yönetmen Jukka-Pekka Valkeapää’yı festivalde de gösterilen Muukalainen / Ziyaretçi filmiyle tanıyoruz.  

Roubaix, une lumiére – Oh Mercy – Suç Mahalli 

Merkezine bir cinayet soruşturmasını yerleştiren bu ilginç polisiye, cinayetin zanlıları olan iki kadını, biri deneyimli biri çaylak iki polisin gözünden izliyor. Sürecin tüm aşamalarını ayrıntılarıyla gözlemleyen film, Fransız toplumunun bir manzarasını çok farklı bir noktadan bakarak çiziyor. Usta yönetmen Arnaud Desplechin’in belgeselci Mosco Boucault’nun 2008 yapımı filmi Roubaix, Merkez Karakol’dan esinlenen yeni filmi, ilk gösterimini Altın Palmiye için yarıştığı Cannes Film Festivali’nde yaptı. Filmin geçtiği Desplechin’in memleketi Roubaix, Belçika sınırında yer alan, suç oranının hayli yüksek olduğu bir işçi kasabası.  

Deerskin – Le daim – Deri Ceket 

Lastik’ten Yanlış ve Karakol’a komedi filmlerinde gerçekliğin sınırlarını zorlayan Quentin Dupieux, kadrosuna Fransız sinemasının parlak isimlerini de eklediği yeni filminin ilk gösterimini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılışında yaptı. Filmin tuhaf anti kahramanı, deri ceketini üzerinden hiç çıkarmayan, gayet dengesiz, takıntılı, psikopat Georges. Yeni aldığı ve kendisiyle konuşan deri ceketinin dünyada tek kalmasını isteyen Georges, kolayca deliliğin pençesine teslim oluyor. Sinsi bir kara komedi gibi başlayan Deri Ceket, Georges ve sinema kurgucusu Denise’in el kameralarının da katkısıyla absürt bir snuff cinayet filmine dönüşüyor. Georges’u canlandıran Jean Dujardin’e Adele Haenel eşlik ediyor.  Dupieux’dan alıştığımız üzere, Deri Ceket acayip karakterlerin ve olmayacak durumların cirit attığı, tahmin edilebilirlikten son derece uzak, yaratıcı bir şaka.  

Diego Maradona 

Senna ve Amy ile övgü toplayan Asif Kapadia‘nın yeni filmi Diego Maradona, 10 numaralı formanın daimi sahibi, efsane futbolcu Diego Armando Maradona’nın yaşamını anlatıyor. Film, doğduğu Arjantin’deki gecekondu mahallesinden dünyanın tepesindeki altın tahtına rakipsiz bir süperstarı 1980’lerden başlayıp özellikle Napoli takımındaki yıllarına odaklanarak ele alıyor. Diego Maradona, uyuşturucu bağımlılığından saha dışındaki türlü skandallarına medyanın gözünden hiç kaçamayan, şöhreti omuzlayamayan, ama her düştüğünde yeniden ayağa kalkan, mücadeleci bir ikonu tarafsızca gözler önüne seriyor. Arjantinli efsane sporcunun da onay verdiği, daha önce hiç görülmemiş 500 saati aşkın görüntüsünden kurgulanan film, ilk gösterimini Cannes’da yaptı. 

Fête de famille – Happy Birthday – Mutlu Yıllar 

Bugün benim doğum günüm ve sadece neşeli şeyler konuşursak sevinirim.” Catherine Deneuve’ün canlandırdığı Andréa, bu mutlu gün vesilesiyle bahçe içindeki evlerinde tüm aile bir araya gelince tek arzusunu işte böyle dile getirir. Oysaki üç yıldır hiç haberini almadığı kızı Claire’in birdenbire ortaya çıkıp sakin ve huzurlu kutlamayla dingin aile dinamiklerini alt üst edeceğinden hiç haberi yoktur. Yönetmen ve ortak senarist Cédric Kahn’ın aynı zamanda kameranın önüne de geçerek başrollerden birini üstlendiği Happy Birthday kahkahalar, gözyaşları, tartışmalar, ortaya saçılan aile sırları, sevgi dolu yakınlaşmalarla bir ailenin 24 saatlik bir portresini çiziyor.  

The Whistlers – Islıkçılar 

İlk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yapan Islıkçılar, “Ocean’s” serisi usulü kovalamacalar, silahlı çatışmalar, Sapık göndermesi ve femme fatale’i ile soygun filmi türüne yeni bir soluk ve Romanya usulü bir kara film tadı taşıyor. Filmin kahramanı, buraya özgü ıslık dilini öğrenmek için Kanarya Adaları’ndaki La Gomera’ya giden Romanyalı üçkağıtçı polis Cristi; amacıysa çalınan 30 milyon avronun yerini öğrenmek için mafya babası Zsolt’u hapisten kaçırmak. Filmlerinde alışılmadık mizah duygusunu hiç esirgemeyen Corneliu Porumboiu’nun yönettiği, yapımcılığını Toni Erdmann’ın yönetmeni Maren Ade’nin üstlendiği Islıkçılar, Romanya’nın Oscar adayı ilan edildi. 

Sorry We Missed You – Üzgünüz, Size Ulaşamadık 

En son 2016’da Ben, Daniel Blake filmini izlediğimiz Loach aynı şehirde, Newcastle’da sözleşmeli çalışanların sıkıntılarından yola çıkıyor ve yine gözyaşlarımızı zorlayacak acı-tatlı bir dramı beyazperdeye aktarıyor. “İşçi sınıfının yönetmeni” olarak birçok başyapıta imza atan Ken Loach, bu kez iki çocuklu bir aileye odaklanıyor. Filmde, telefon app’leri çağında kendi kamyonetini almak isteyen Ricky’nin bu hamlesi, evlere bakıcılığa giden eşi Abby’nin düzenli çalışma hayatını sekteye uğratıyor. Loach’un uzun yıllardır birlikte çalıştığı Paul Laverty’nin senaryosunu yazdığı Sorry We Missed You, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıştı.  

Guest of Honour – Onur Konuğu 

Atom Egoyan’ın aile dramlarını ne kadar ustalıkla ele aldığını Exotica, Hatırla, Başka Bir Dünya filmleriyle izlemiştik. “Benim yönetmen olarak görevim, insanın karmaşıklığını gösterebilmek” diyen Egoyan, dünya prömiyerini henüz sona eren Venedik Film Festivali’nde yapan Onur Konuğu’nda bir baba-kız arasındaki karmaşık ilişkiye odaklanıyor. Lisede öğretmenlik yapan Veronica, okulda işlediği bir suç yüzünden cezaya çarptırılır. Durumu kayıtsızlıkla karşılayan kızının suçsuzluğuna inanan lokanta denetçisi babası Jim, huzursuzluk ve düş kırıklığını kendi işine ve karakterine yansıtmaya başlar. David Thewlis’in performansı filmde özellikle dikkat çekiyor.  

The Truth – La vérité – Saklı Gerçekler 

Geçen yıl Altın Palmiye’li filmi Shoplifters / Arakçılar Filmekimi’nde gösterilen Japon yönetmen Hirokazu Kore-eda yine bir aile dramına imza atıyor, üstelik bu kez başrolleri Catherine Deneuve, Juliette Binoche ve Ethan Hawke’a teslim ediyor. Aile dinamiklerini gözlemlerken oyunculuk mesleğine de şiirsel bir açıdan yaklaşan The Truth, Deneuve’ün harika performansıyla canlandırdığı ünlü bir sinema oyuncusunun, anıları yayımlandıktan sonra kızıyla yeniden bir araya gelişini ve yüzleşmelerini anlatıyor. Karakterlerinin küçük dünyalarını “yalanları, gurur, pişmanlık, hüzün, neşe ve barışma çabalarıyla” gözlemleyen Kore-eda’nın Japonya dışında ve Japonca hariç çektiği bu ilk filmi, 2019 Venedik Film Festivali’nin açılışında gösterildi.  

Art of Self Defense – Savunma Sanatı 

Karate dünyasında geçen bu kara komedinin başkahramanı bir gece motosikletli bir çete tarafından kıstırılıp dövülerek soyulan ürkek muhasebeci Casey. Kendini korumak adına mahallesindeki karate dojo’suna yazılan Casey, kısa sürede ilerler ve kendini gösterdikçe dojo ustasının gizemli gece derslerine katılmaya hak kazanır. Maço kültürünü absürt noktalara uçuran alfa erkekler, biraderler, egzersizler, gerçek erkeklikle dolu ter kokulu, cesur, sıra dışı komedi olan Savunma Sanatı “yumruklarla tekme, ayaklarla yumruk atmanın önemini” anlatıyor. Riley Stearns’ün yönettiği filmde başrolleri üstlenen Imogen Poots ile Jesse EisenbergVivarium filminin de başrollerindeler. 

Orphanage – Yetimhane 

1980’lerin Kabil’i… Bollywood meraklısı, sinemaya âşık bir çocuk… İşgal altında bir ülke… Kendi yaşamından da izler taşıyan ikinci filminde genç Afgan sinemacı Shahrbanoo Sadat, Kabil’de sinemada bilet kesen bir çocuğun polis tarafından Sovyetlerin işlettiği bir yetimhaneye götürülmesiyle gelişen olayları anlatıyor. Afganistan’ı hiç bilmediğimiz, tahmin etmediğimiz bir yönüyle üstelik Bollywood mizansenleri ve müzikleriyle ele alan Yetimhane, ilk gösterimini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı. Sadat’ın ilk filmi Kurtla Kuzu 2017’de İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. 

The Best Years of A Life – En Güzel Yıllarımız 

Claude Lelouch 1966’da dünyayı sarsan kahramanlarıyla yepyeni bir aşk filmine imza atmıştı. “Kendimi hâlâ amatör sayıyorum” diyen usta sinemacının 49. filmi En Güzel Yıllarımız, 53 yıl önce Cannes’da Büyük Ödülü kazanan o aşk filminin, Bir Kadın Bir Erkek’in devamı niteliğinde. Cannes’da yarışma dışı gösterilen filmde Fransız sinemasının en sevilen emektar oyuncularından Jean-Louis Trintignant ile Anouk Aimée aynı rollerini yeniden üstleniyor. “Tüm aşk hikâyeleri kötü biter” diyen Aimée ile bir zamanlar âşık olduğu kadını hiç aklından çıkaramayan Trintignant, bize yeniden sevmenin, beklenmedik aşkların yaşının olmadığını hatırlatıyorlar.  

The Lodge – Dağ Evi 

Goodnight Mommy / Ölümcül Oyun ile aile gerilimi türüne yepyeni ve son derece ürkütücü bir alan açan yönetmen ikili Veronika Franz ile Severin Fiala, yeni bir aile trajedisiyle beyazperdede. Sundance’te ilk gösterimini yapan Dağ Evi, iki çocuk ve müstakbel üvey annelerinin tipi yüzünden bir dağ kulübesinde mahsur kalışlarını gözlemliyor. Psikolojik gerilimin yavaşça yükselerek tavan yaptığı, beklenmedik sürprizler ve huzursuz edici atmosferiyle Dağ Evi aile sırları, belirsizlikler, kindar çocukların yer aldığı, doğaüstüne de göz kırpan, nefes kesici bir gerilim. Filmin oyuncu kadrosunda Jaeden Lieberher, Riley Keough ve Alicia Silverstone yer alıyor. 

Nimic 

İzleyicileri ve hayranlarını sürekli şaşırtan Yorgos Lanthimos, bu kez bir kısa filmle Filmekimi’ne konuk oluyor. Dünya prömiyeri Locarno Film Festivali’nde yapılan Nimic, yine Efthimys Filippou’nun senaryosundan çekildi. Lanthimos’un kısa fantezisi Nimic’te profesyonel bir çellocuyu oynayan Matt Dillon, metroda yabancı biriyle karşılaşıyor ve bu karşılaşmanın hayatında beklenmedik sonuçları oluyor. “Kutunun dışına çıkıp biraz düşünmek, uyarıcı fikirlerle uğraşmak hep heyecan veriyor bana.” diyor Yorgos Lanthimos. Lanthimos’un son uzun metrajlı filmi The Favourite / Sarayın Gözdesi, geçen yıl Filmekimi’nin en çok izlenen filmlerinden biri olmuş, 2019’da Olivia Colman’a Oscar kazandırmıştı. 

Painted Bird – Boyalı Kuş 

Trajik bir şekilde kendi hayatına son veren Jerzy Kosinski’nin tartışmalar yaratan tanınmış ve oldukça sert romanı Boyalı Kuş’un ilk sinema uyarlaması dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptı. Boyalı Kuş, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru çorak, ilkel Doğu Avrupa’da bir yerde, yalnız bir çocuğu izliyor. Kimsesiz kalan Çocuk köyden köye, çiftlikten çiftliğe geçiyor; cahil, hoşgörüsüz, acımasız sivil ve askerlerle karşılaşacağı sonu belirsiz bir yolculuk sürdürüyor. 35mm sinemaskop çekilen siyah-beyaz film, klişeler kadar melodramdan ve duygusal yönlendirmelerden de kaçınarak savaşın dehşetini insan ve doğa manzaralarıyla kahramanı Çocuk’un gözlerinden tarafsız kalarak aktarıyor. Filmi insan ruhunun karanlık derinliklerine doğru bir yolculuk olarak yansıtan Yönetmen Vaclav MarhoulBoyalı Kuşun özünde şiir bulunduğunu, etrafı dehşetle sarılı olmasına rağmen Çocuk’un özünün güzel kaldığını söylüyor.

Cadı Üçlemesi 13+ – Witch Trilogy 13+ 

İlk uzun metrajlı filmi Kaygı ile tanıdığımız Ceylan Özgün Özçelik’in “Cadı Üçlemesi”nin ilk halkası olan 13+, İstanbul prömiyerini Filmekimi’nde yapıyor. Korku dram türündeki kısa film 13+ ilk gösterimini Sitges Fantastik Film Festivali’nde yaptı. Dünyanın dört bir yanında, dans eden tüm cadılara ithaf edilen üçlemenin gelecekte çekilecek diğer filmleriyse orta metrajlı deneysel/belgesel 15+ ve uzun metrajlı fantastik kara komedi 18+. 

The Staggering Girl – Çarpıcı Kız 

Büyük sansasyon yaratan Call Me By Your Name ve ardından Suspiria ile Filmekimi’nde yer alan Luca Guadagnino’nun Cannes’da dünya prömiyerini yapan bu en yeni filmi, Julianne Moore ve Mia Goth’tan Alba Rochrwacher’e müthiş bir oyuncu kadrosunu bir araya getiren bir kısa film. Görselliğiyle özellikle dikkat çeken filmin esin kaynağı Valentino tasarımı giysiler; Guadagnino da filmin yapımı sırasında House Valentino’nun yaratıcı direktörü Pierpaolo Piccioli’yle işbirliği yaptı. Çağrışımlar ve anılardan yararlanan film bir anneyle kızının ilişkisini Roma’yla New York ve geçmişle günümüz arasında gidip gelerek inceliyor. 

La Belle Epoque – Yeni Baştan 

Zamanda geriye dönebilsek keşke ve ilk aşkımızla yeniden birlikte olsak. Filmin altmışlı yaşlarını geçen başkarakteri Victor, işte böyle bir fırsata denk geliyor. Özel bir firmanın desteğiyle hayatının en anlamlı dönemine, 40 yıl öncesine, hayatının aşkıyla tanıştığı günlere geri dönüyor. Tabii profesyonel bir oyuncu, makyaj, tarihçi ve set ekibinin yardımıyla. Bu tatlı romantik komedi Fransız oyuncu, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve komedyen Nicolas Bedos’nun ikinci filmi. Cannes Film Festivali’nin bu gizli yıldızı, hem eğlenceli hem düşündürücü hem de duygu dolu. Filmin başrollerini Daniel Auteuil, Guillaume Canet, Fanny Ardant, Doria Tillier paylaşıyor. 

Iris: A Space Opera by Justice – IRIS: Justice’ten Bir Uzay Operası 

Uzay operalarından esinlenen bir canlı konser! İlk gösterimini SXSW Film Festivali’nde yapan Iris, bugüne kadar gerçekleştirilen en muhteşem elektronik müzik konseri olarak tanımlanıyor. Fransız elektronik müzik ikilisi Justice, 2017-2018 “Woman Worldwide” dünya turnelerinin ardından konser kayıtlarını üzerlerinden geçerek aynı adlı bir albüme dönüştürmüştü. Iris, bu şarkıların “boş ve görünmez bir mekânda” olağanüstü bir prodüksiyon kalitesi ve göz alıcı efektlerle yeniden icralarını sinema perdesine taşıyor. Iris, 29 Ağustos’tan bu yana dünyanın farklı şehirlerinde gösteriliyor. Iris’ten hemen önce kamera arkası görüntülerinin yer aldığı kısa bir belgesel gösterilecek.  

Roger Waters: Us+Them 

Pink Floyd’un kurucularından, grubun söz yazarı ve yaratıcı gücü Roger Waters, nefes kesici bir ses tasarımıyla göz alıcı bir görsel şöleni bir araya getiren, kaçırılmaması gereken bir sinema etkinliğine imza attı. Waters’ın toplam iki milyon kişiye ulaşan “Us+Them” başlıklı 2017-2018 Avrupa turnesi sırasında Amsterdam’da çekilen filmde, Pink Floyd albümlerinden (The Dark Side of the Moon, The Wall, Animals, Wish You Were Here) ve son albümü Is This The Life We Really Want?’tan parçaların canlı performansları yer alıyor. Waters bu filmde de Roger Waters The Wall filminde birlikte çalıştığı çok yönlü yönetmen Sean Evans’la işbirliği yaparak müzik, insan hakları, özgürlük ve sevgi mesajını kitlelere iletiyor. 

Marianne & Leonard: Words of Love – Marianne & Leonard: Aşk Sözleri 

Benzersiz, şarkılara konu olan, ebedi bir aşk… Efsanevi müzisyen Leonard Cohen’in bir dönem sevgilisi, her daim esin perisi, “So Long, Marianne” şarkısına adını veren Marianne Ihlen ile birlikteliği yaklaşık 6 yıl sürse de bir ömre yayılmıştı. 1960’ta Ege’deki Hydra adasında sanatçılar, müzisyenler, yazarların da olduğu bohem bir toplulukta tanışan Leonard ile Marianne, “altın tozuna bulanmıştık” dedikleri o günlerin ardından yollarını ayırmış, 2016’da 4 ay arayla hayatlarını kaybetmişti. İlk gösterimini Sundance’te yapan film çok özel, gün yüzü görmemiş fotoğraf, video ve röportajlar aracılığıyla bu trajik aşkın dönüm noktalarını Cohen’in kariyeriyle birlikte ele alıyor. Yönetmen Nick Broomfield’i The Leader The Driver, Aileen Wurnos, Kurt And Courtney, Biggie and Tupac filmleriyle tanıyoruz.  

Miles Davis: Birth of  the Cool 

Bir vizyoner, kategorileri yıkıp geçen bir müzik kâşifi, cool kavramının vücuda gelmiş hali: Miles Davis. ABD’de ayrımcılık döneminde her şeye rağmen yükselerek hayalini gerçekleştiren ve yeni bir müzikal ifade türünün doğuşuna imza atan Miles Davis, deney yapmaktan hiç çekinmeden cazın renklerini ve lirik ifade biçimini hep genişleten eşsiz bir modern Amerikan sanatçısıydı. Efsane müzisyenin kendi biyografisinden yola çıkan ve adını albümünden alan bu belgesel, Davis’in Quincy Jones gibi dostlarıyla ve tarihçilerle yapılmış röportajlar ve daha önce görülmemiş video kayıtlarını da içeriyor, sanatçının aşklarından bağımlılıklarına, yaratıcılığından özgüven eksikliğine eksiksiz bir portresini çiziyor.  

The Laundromat  

The Laundromat, Çin, Meksika, Afrika ve Karayipler’de Mossack Fonseca’nın üst düzey patronlarına ait sırları ortaya çıkaran gazetecilerin hikâyesini konu alıyor. Yönetmenliğini Oscar Ödüllü Steven Soderbergh’in üstlendiği filmin senaryosu, Scott Z. Burns (The Informant!, The Report) tarafından kaleme alındı. Film Pulitzer ödüllü araştırmacı gazeteci Jake Bernstein’ın Secrecy World adlı kitabından uyarlandı. Filmin oyuncu kadrosunda Meryl Streep, Gary Oldman ve Antonio Banderas yer alıyor. 

Jojo Rabbit / Tavşan Jojo  

Thor: Ragnarok gibi mizah dolu aksiyon filmlerinin ustası genç yönetmen Taika Waititi’nin son filmi, çarpıcı yıldız kadrosuyla göz kamaştırdı, tuhaf hikâyesiyle ilgi çektiği kadar tepki de çekti. Dünya prömiyerini henüz tamamlanan Toronto Film Festivali’nde yapan Tavşan Jojo, İkinci Dünya Savaşı’nda, Nazi iktidarındaki Almanya’da geçiyor. Filmin kahramanı Jojo, tek arkadaşı hayali bir Hitler olan küçük bir çocuk. Jojo annesinin tavan arasında bir Yahudi’yi sakladığını öğrenince kendi üstün ırkçılığıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Filmin en güzel yanlarından biri de Waititi’nin bu hayali Hitler’i canlandırması. 

Saturday Fiction – Tehlikeli Oyun 

Benzersiz yıldız Gong Li, Lou Ye, son filmi Tehlikeli Oyun’da kendi hayatına yakın bir şekilde, çok ünlü, Çinli bir oyuncuyu canlandırıyor. 1941 yılında, Jean Yu, Japon işgali altındaki Şangay’a döner. Amacı eski âşığının sahneye koyduğu bir oyunda rol almak gibi görünse de aslında Müttefikler’e bilgi sızdıran bir çifte ajandır. Yaz Sarayı, Bahar Sarhoşu ve Gizem filmlerini festivalde izlediğimiz Lou Ye’nin Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan son yapıtı, yönetmenin kendi çocukluk anılarından esinlendiği, siyah-beyaz çekimleriyle dramatik etkisini iyice artıran, her anı olasılıklarla dolu bir casus-gerilim filmi. 

The Farewell – Elveda  

2019 Sundance Londra İzleyici Ödülü 

Amerika’da yaşayan Billi, Çin’deki babaannesine konulan teşhisin ciddi olduğunu ve çok az zamanı kaldığını öğrenir. Ailesinin ısrar ve tembihlerine karşın Billi, kuzeninin düğünü için ailesinin yanına gider. Böylece babaannesini son bir kez görebilecektir. Lulu Wang’in kendi büyükannesinin hastalığından esinlenerek çektiği Elveda, ilk gösterimini Sundance Film Festivali’nde yaptı. Kahkahası hiç eksik olmayan film, ne duygusallığından ne de incelikli yaklaşımından hiç ödün vermiyor ve muhteşem performanslarıyla yürekleri dağlıyor.  

Lucy in the Sky 

Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan ve gerçek olaylardan esinlenen bu ilginç bilimkurguda astronot Lucy’yi Natalie Portman canlandırıyor. Filme adını veren Lucy Cola, görevi icabı çok uzun süre uzayda kalmıştır. Dünyaya döndüğünde Lucy’nin değişken ruh hali kötülerken kendini kaptırdığı bir diğer astronota düşkünlüğü artar. Reese Whitherspoon’un yapımcıları arasında bulunduğu filmin yönetmeni Fargo, Bones, Legion, The Unusuals dizilerinin senaryo yazarı Noah Hawley 

Wasp Network 

Geçen yıl Filmekimi’nde Doubles vies / Çifte Hayatlar ile edebiyat dünyasına dalan Olivier Assayas, bu kez soğuk savaşın casus cephesine göz atıyor. 1998’de ABD’de casuslukla suçlanıp yakalanan Küba Beşlisi, Miami’de bir casus şebekesi kurup Castro karşıtlarının arasına sızmış, gerçek kimlikleri yıllarca ortaya çıkmamıştı. İlk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan bu sürükleyici film, Küba Beşlisi’nin gerçek hikâyesini çarpıcı bir oyuncu kadrosu ve müthiş bir detaycılıkla beyazperdeye yansıtıyor. Filmde Narcos dizisinden Edgar Ramirez de rol alıyor. 

Filmekimi Türkiye’nin Farklı Şehirlerine Uğramaya Devam Ediyor 

İstanbul dışı gösterimlerine 2011’de başlayan Filmekimi, bu yıl da Türkiye’nin farklı kentlerinde yılın en iyi ve en güncel filmlerini sunmaya devam edecek. Filmekimi ekim ayı boyunca çarpıcı bir seçkiyi İzmir ve Ankara’da da sinemaseverlere ulaştıracak.

Filmekimi biletleri Biletix üzerinden satışa sunulacak. Filmler, program, çizelge ve diğer ayrıntılar Filmekimi’nin resmi internet sitesinde yayınlanacak. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi