Bu yıl 17.’si düzenlenen ve birbirinden harika bölümleri ve yenilikleriyle sinemaseverleri kucaklayan !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali üzerine, Festival Yönetmeni Serra Ciliv ve Program Küratörü Mustafa Uzuner ile bu yılın seçkisi ve farklılıklarını baz alarak keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportaj: Utku Ögetürk

Deşifre: Hazal Şen

Fotoğraflar: Edze Ali

Utku Ögetürk: !f İstanbul, Türkiye’nin en önemli film festivallerinden. Bu festivali inşa etmeye başladığınız ilk günü anımsadığınızda, böyle büyük bir başarı bekliyor muydunuz? Türkiye’de film festivalleri açısından neleri değiştireceğinizin farkında mıydınız?

Serra Ciliv: Hiç farkında değildik. Zaten bana göre !f İstanbul’un bu başarısının en büyük nedeni “başarı” kelimesi ile başlamamış olmamız. Biz aslında eğlenmek ve kendi katılmak istediğimiz türde bir etkinlik yapabilir miyiz, diye soru işaretleriyle yola çıktık. Teklif bize AFM Sinemaları’ndan geldi, “Bir festival yapmak istiyoruz.” dediler. Biz de o zaman nasıl festival yapılır, nasıl başarılı olunur bilmiyorduk. Ama çok samimi, çok bizden, çok genç bir festival yapabileceğimize dair bir hissimiz vardı. Bence bir festival nasıl yapılır, başarılı festival nedir bunu bilmiyor olmamız, zorlu zamanlar olsa bile !f İstanbul’un 17. senesine gelmiş olmasının sebebidir.

Mustafa Uzuner: Bence bir de şu var, bir komünite yarattı, bir dayanışma hissi ortaya çıktı.

Serra Ciliv: Evet. Biz zaten bir film festivali yapmak üzere yola çıkmadık. Etrafında beraber bir araya gelebileceğimiz içeriği paylaşmak üzere yola çıktık. Başarı odaklı olmak değil birlikte olmak odağımız olduğu için 17 senedir !f İstanbul başarılı.

Utku Ögetürk: Peki bu 17 yıl içinde neler değişti ve neler değişmedi?

Serra Ciliv: Her geçen sene yeni bir şeyler ekliyoruz ve durmadan değişiyor. Şöyle anlatayım, 2001’de AFM Sinemaları’nda Fitaş’ta başladık. 2 salonumuz vardı, yanılmıyorsam 38 film gösterildi ve 20.000 kişiydik. İlk festival için yine çok iyi bir sayı. Sonra mekanlar büyüdü, yarışmalar eklendi, Ankara’ya, İzmir’e gittik, !f² başladı, !f Music kendi içinde ayrı bir etkinlik oldu. Kısalar’ın gelişimi de çok önemliydi. En başta “Kısalar”ı programlayalım ve bir jüri ödül versin diye düşünüyorduk. Ama sonra !f İstanbul ruhunun arkasında olan o birlik hissiyle, “içimizden geleni yaptığımızda ne olur” diye düşündüğümüzde bu sefer kısaları da temalarda programlamaya başladık. Jüri kalktı, izleyici ödülü geldi.

Son birkaç senedir mutlaka kısacıların filmlerini gösterip kısacıları bir araya getirdiğimiz “Olasılıklar Randevusu” oluştu. O da şöyle, festival sırasında bütün o yönetmenlerin bir araya gelip sadece filmlerden değil de Türkiye’de o an film yapmanın ne anlama geldiğinden, korkularının, endişelerinin ne olduğundan, nasıl yollardan yürürsek yine beraber ve yaratıcı kalabiliriz düşüncesinden, konuşarak bir araya gelmesiydi ve çok iyi oldu. Benim için önemli bir hikaye bu. Bu süreçte en önemli gelişmelerden biri de yarışmaların eklenmesi oldu. Önce Keş!f eklendi, Keş!f’in 11. senesi bu yıl. Keş!f, !f İstanbul’u tam anlamıyla uluslararası bir festival olarak nasıl oturtabiliriz, biz dünyaya ve Türkiye’ye ne demek istiyoruz diye düşündüğümüz bir zamanda ortaya çıktı. Sonra Aşk & Başka Bi’ Dünya’nın çıkması 2014 Şubat’a denk geliyor. O da bizim için çok önemli bir yerdedir.

2013 Haziran’ından sonra kalbimiz çok kırıkken 2014’ü yapmaya başladık. Aşk & Başka Bi’ Dünya da, bir platform olarak da yarışma olarak da jürilerini getirdiğimiz, Türkiye’de aktivist ruhuna farklı bir yerden bakabilme gücüne, eleştirel ama aynı zamanda başka noktalardan da bakabilme gücüne sahip bütün insanları ve filmleri bir araya getirdiğimiz bir etkinlik oldu. Keş!f yarışması bizim sinemanın gidişatına dair bir sözümüzse eğer, Aşk & Başka Bi’ Dünya aslında neler olabileceğine dair sinemacıların bıraktıkları umut parçacıklarını toplamak ve bunların üzerine daha çok sohbet etmek anlamına geldi. O ilk Aşk & Başka Bi’ Dünya’nın ödül törenini yaptığımız sene gözümden yaş geldi. !f²’nin ilk senesinde de 10 yerde başladık ve bir gazete şöyle bir manşet atmıştı, “!f İstanbul yaptı yapacağını”. Altında da “Tam !f İstanbulluk hareket.” yazıyordu. Geçen sene ise Doc Lab’i başlattık. Tabii Yeni Film Fonu girdi. Orada da belgeselcilere destek vermeye çalışıyoruz, aynı ruhla. İyi belgesel nedir değil, yaratıcı kalabilmenin, birlikte kalabilmenin, söylemek istediğimiz sözü söylerken, kendi sesimizi çıkarırken ihtiyacımız olan cesareti birbirimizden nasıl alabiliriz gibi bir hikaye Doc Lab. Bu senenin festival programında yer alan Uzak Evren ve Kötü Kız, Yeni Film Fonu’nun destek verdiği filmlerden. Kısacası, festivalin ilk beş senesinde “Yaşasın festival yapıyoruz, kırmızı halı mı yapsak?” diye sorarken, kırmızı halı yapmanın hiçbir şekilde bizim derdimiz olmadığını anlayıp gerçekten ruhumuzu yakaladık. Aslında değişen şey çoğalmak oldu.

Mustafa Uzuner: Bir de kendimizi bulmaya başladık aslında. Hem festival alanında hem de daha küçük bir yaştan başlıyoruz ve o büyüme hali de festivale yansıyor.

Serra Ciliv: Çoğaldık, değiştik ama o en baştaki ruh, dayanışma ve birlik hissi hep aynı kaldı.

serra-ciliv-filmloverss

Utku Ögetürk: Türkiye’de düzenlenen festivallerin yapısını incelediğimizde hem birçok festivalin temasının aynı olduğunu hem de aynı filmlerin birçok festivalde dönüp durduğunu görüyoruz. Ancak !f, bu noktada daha farklı bir konumda bulunuyor. Biraz !f filmi algısı da oluştu, insanlar artık “o film, !f filmidir, !f’e gelir bu sene.” gibi cümleleri rahatlıkla kurabiliyor. Siz bu seçkiyi nasıl oluşturuyorsunuz ve bu algıyı seneler içerisinde nasıl yarattınız?

Mustafa Uzuner: Ben !f’e seyirci olarak başlamıştım, Serralardan daha küçük yaştaydım. Üniversitedeyken festivale gidiyordum ve o zaman da !f benim için büyük bir keşif alanıydı. Ve !f bende hep öyle kaldı, sinemayı keşfederken, orada gördüğüm filmleri anlamaya çalışırken !f’in bana çok büyük bir etkisi olmuştu. Sonra bir şekilde Serralarla tanışıp program yapmaya başladığımızda “şu olmalı.” değil de bizi şaşırtan şeyler her zaman çok önemliydi. Bakıyorum mesela Safdie Kardeşler’in, Duplass Kardeşler’in filmi, Greta Gerwig’in ilk filmi hep !f’te gösterilmişti. Böyle bir şey var, rahat yaklaşıyoruz. Şu olmalı, bu oyuncu olsundan ziyade, bir şekilde kafasını sevdiğimiz filmleri hemen programa alabiliyoruz.

Bizim derdimiz, karanlığın içindeki aydınlık parçaları en güzel nasıl parlatabileceğimizi görmek.

Utku Ögetürk: Programda öne çıkan filmlerden bir tanesi de daha önce ortak yönetmen olduğu bir başka filmle yine bu festivalde filmi gösterilen Greta Gerwig’in Lady Bird’ü. “Gerwig bu filmle Oscar’larda En İyi Yönetmen adayı ve yine !f’te” düşüncesiyle filme ve yönetmene karşı bir sahiplenme ve bu sahiplenmeyle birlikte bir mutluluk hissi oluşuyor mu?

Mustafa Uzuner: Kesinlikle. Bir şekilde elimizde büyüdüler hissi oluyor. Uğur da (Uğur Yüksel) diyor, bu filmi ilk biz keşfettik. Başka filmler de var kimisi Keş!f’te, kimisi başka bölümlere dağılmış durumda. Ve biliyoruz ki o yönetmenler çok büyüyecekler, bunu hissedebiliyoruz. O hisle alakalı bir durum, bir de festival ruhuna uyması da bizim hoşumuza gidiyor. Dediğin doğru, festivaller birbirine çok benzer hale geliyor ve bu dijital devirde artık tüm filmler ortalıkta da diyebiliyorsun, orada yine programı yaparken bu film sinemada izlenmeli ve Serra’nın da bahsettiği bir arada izlenmeli duygusu çok özel bir şey. Film izleme pratiği ne kadar değişse de birlikte izlemek, izledikten sonra çıkıp konuşmak hep baki kalacak.

Utku Ögetürk: Bu durum biraz festivalin kitlesini de etkiliyor. Festivalin de kendine özgü bir kitlesi oluyor. İnsanlar her yılın Şubat ayını biraz daha farklı bekliyorlar ve sadece !f filmi değil, !f zamanı algısı da oturmaya başlıyor diye düşünüyorum.

Serra Ciliv: O sadece programımızla da ilgili değil, ki bence programımızın çok önemli bir parçası. Çünkü bir sürü insan -!fçiler dediğimiz insanlar- zaten dünyayı takip ediyor ama bir taraftan da o seçkiyi bekliyor. !f neleri bir araya getirmiş, bunu görmek istiyorlar.

Mustafa Uzuner: Biz, kendimizi düşündüğümüzde katılmak isteyebileceğimiz etkinlikler düzenliyoruz; katılıyoruz, yeni şeyler öğreniyoruz.

Utku Ögetürk: Bu yıl iki yeni bölümünüz var, !f Yeni ve !fKolik. Özellikle !f Yeni, Türkiye’den filmleri bir araya getirmesiyle dikkat çekiyor. Bu bölümün ortaya çıkış fikri nasıl oluştu?

Serra Ciliv: !f Yeni’nin seyirci ödülü var. Ruh olarak çok farklı bir platform bence. !f Yeni, buradan, buralılardan bahseden, burayı özleyen filmleri, -burası dediğim de Türkiye ama yakın coğrafyadan bir film geldiğinde onu da reddedeceğimizi düşünmüyorum- yepyeni bir şey denemiş genç yönetmenleri topladığımız, tam !flik dediğimiz Türkiye filmlerini bir araya getirdiğimiz bir platform. Eskiden Ev bölümü yapıyorduk ve bir kavram olarak o evin kalp gibi büyüyüp küçüldüğünü, damarlarının farklı farklı yerlerine gidilebileceğini hissedebiliyorduk. Şimdi bunu izleyici ödüllü bir platform haline getirmek bizi çok sevindiriyor.

if-mustafa-uzuner-filmloverss

Utku Ögetürk: “Benim kendimi ait hissedebileceğim bir yer var.” diyecekleri bir platform olduğunu düşünüyorum, !f İstanbul’un. O yüzden bence bu sene çok özel ve çok değerli bir şey yapıyorsunuz, umarım uzun yıllar devam eder. !f İstanbul, bana göre ezilenlerin, azınlıkların yanında durma özelliği taşıyan ve onların “Biz buradayız.” demesine imkan tanıyan bir festival olma özelliği taşıyor. Fakat Türkiye’de her geçen yıl azınlıkların sesini duyurması zorlaşıyor. Birçok etkinlik iptal ediliyor. Bu noktada dahi !f İstanbul’un Türkiye açısından önemi bana göre biraz daha artıyor. Çünkü yeni şeyler yapmak isteyen insanlardan ziyade burada bunu yapan, başaran ve duruşundan asla vazgeçmeyen, misyonu, vizyonu belli olan bir festivalden bahsediyoruz.

Serra Ciliv: Bizim bu seneki temamız hayat. Biz karanlığı görüyoruz, endişelerimizi, korkularımızı birebir yaşıyoruz. Her sabah aynı korkularla uyanıyoruz. Bu birliktelik dediğimiz şeyin içinde hepimiz benzer kaygıları yaşıyoruz aslında, çünkü alanlarımız daralıyor. Beni çok heyecanlandıran birkaç film var bu programda, Türkiye’den filmler. Yeni tür bir zeka görüyorum. Susma zorunluluğu, konuşma ve kendini ifade etme arzusunu dayanılmaz kılabiliyor, biz bunu biliyoruz. Tam burada tam bu ana dair, bu sıkıntıya, susma zorunluluğuna, bu “nereye gideceğini bilmiyoruz” endişesine dair bu programın içerisinde gördüğüm pırıltılar bana can veriyor ve sinemacıların bunu yapabileceğine inanıyorum. Çünkü sinema öyle zengin bir alan ki bir taraftan söz ile bir şeyler söylerken bir taraftan görüntü ile bambaşka bir şey söyleyebiliyorsun. Bu işin bir kısmı. İkinci kısmı ise bence şu: Nasıl ki yönetmenlerden böyle bir zamanın içerisinden aynı samimiyetle, aynı kaygıları cana, kana ve yaratıcılığa çevirmelerini bekliyorsak, aslında bizim gibi en geniş tabiriyle insanları bir araya getirecek etkinlikler yaratan insanların da bence yeni zeka pırıltıları göstermekle ilgili bir sorumluluğu var. Biz, bir taraftan hangi filmleri programlayacağız diye düşünürken bir taraftan da bütün bunların, bu programı gören insanların bu paketin içerisinden, umut alabilecekleri noktaları bulmaları için her yere ipuçları bırakıyoruz. Bence bizlerin şu anki sorumluluğu en yaratıcı şekilde, bu yönetmenlerin yeni kirlerini, o ters köşelerini aynı ters köşeyle, aynı zekayla, ferahlıkla, mizahla, kendimize ve yönetmenlere güvenerek söylemenin yolunu bulmak. Bizim derdimiz, karanlığın içindeki aydınlık parçaları en güzel nasıl parlatabileceğimizi görmek.

Utku Ögetürk: Çok keyifli bir röportajdı, çok teşekkür ederim.

Serra Ciliv: Biz teşekkür ederiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi