Türkiye’nin önde gelen film festivallerinden Filmekimi’nde yer alacak filmler, Filmekimi’nin resmi Twitter sayfasından açıklanmaya başladı. Bugüne kadar açıklanan Filmekimi filmlerini sizler için bir araya getirdik. Filmler açıklandıkça sayfamızı güncellemeye devam edeceğiz. Bu yıl 5-14 Ekim 2018 tarihleri arasında düzenlenecek Filmekimi’nden tüm gelişmeleri sayfalarımızdan takip edebilirsiniz.

17. Filmekimi Filmleri

Ash is Purest White

Jia Zhang-ke’nin Cannes’da yarışan son filmi Jiang Hu Er Nv / Ash Is Purest White, Filmekimi’nde gösterilecek. Film, Çin’in son yıllardaki dönüşümünü gangster dünyasında geçen, aşk trajedisi yoluyla anlatıyor. Film, sevgilisi yerine hapse giren bir kadının salıverildikten sonra ülkesinin değişimine tanıklık etmesi ve sevgilisini aramasını konu ediniyor. Cannes’da Sinefil Derneği tarafından Jüri Özel Ödülü ve Zhao Tao’ya En İyi Kadın Oyuncu Ödülü verilen filmin esin kaynakları, John Woo ve Johnnie To’nun jianghu Çin mafya filmleri.

Bad Times at the El Royale

İlk uzun metrajı The Cabin in the Woods’la beğeni toplayan Drew Goddard’ın oyuncu kadrosunda Chris Hemsworth, Jeff Bridges, Jon Hamm ve Dakota Johnson’ın yer aldığı filmi, karanlık, gizemli ve hareketli bir polisiye.

Blaze

Ethan Hawke’un Sundance Film Festivali’nden ödülle dönen ilk yönetmenlik denemesi Blaze,  Blaze Foley adlı bir sanatçının bilinmeyenlerini gözler önüne seriyor.

Burning

Kült yazar Haruki Murakami’nin öyküsünden sinemaya uyarlanan Burning, dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da tüm eleştirmenlerin beğenisini kazandı ve FIPRESCI ödülünü aldı.  Burning; vasıfsız bir genç, âşık olduğu güzel kız ile zengin ve küstah bir adam arasındaki aşk üçgeni ekseninde bir öfke ve saplantı hikâyesi anlatıyor. Gitgide artan gerilimiyle usta işi bir Murakami uyarlaması olan Burning; Vaha, Güneşli Kent ve Şiir filmleriyle tanıdığımız Lee Chang-dong’un sekiz yıl aradan sonra çektiği ilk film. Gizemli öyküsü etrafında şekillenen filmin gücü, izledikten çok sonra bile hafızalarda yerini koruyan, emsalsiz bir özenle kurgulanan sahnelerinden kaynaklanıyor. Filmin başrollerini Koreli oyuncu ve moda ikonu Yoo Ah-in, Walking Dead ve Okja’dan tanıdığımız Steven Yeun ile Jeon Jong-seo paylaşıyor.

Capharnaüm

Daha önce Karamel ve Peki Şimdi Nereye Filmleri? ile İstanbul Film Festivali ve Filmekimi’ne konuk olanLübnanlı yönetmen Nadine Labaki’nin Cannes’da Jüri Ödülü kazanan filmi Capharnaüm, kendisine dayatılan hayata karşı isyan eden bir çocuğun hikâyesini anlatıyor.

Coincoin and the Extra Humans

İlk gösterimini Locarno Film Festivali’nde yapan Coincoin et les z’inhumains, Bruno Dumont’un absürt mizah anlayışını sürdürüyor ve yine mahallenin haylazı Quinquin ile diğer tipleri izliyor. Artık kendine CoinCoin diyen Quinquin’in garip maceraları üç yıl sonra da devam ediyor. Ancak bu defa, Fransa’nın rüzgârlı kuzey sahillerinde inekler ve cesetler yok; zift birikintilerine benzeyen uzaylıların istilası söz konusu. Dumont’un müzikal Jean d’Arc’ı Jeannette’i geçen yıl Filmekimi’nde izlemiş, Quinquin’i de 2015’te P’tit Quinquin / Küçük Serseri ile tanımıştık.

Climax

İzleyicilerini sonuna kadar zorlayan Gaspar Noé, Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün en iyi filmi seçilen Climax’te de kuralı bozmuyor. “Rüya ve kâbuslarını” perdeye yansıtan Noé, son filminin merkezine bu kez dansçıları yerleştiriyor. Dansçılar son provalarını yaptıktan sonra beklenmedik bir gelişmeyle Noé tarzı sürpriz, hazmı zor olaylar birbirini kovalıyor. Filmin dansçılarını dansçı-müzisyen Kiddy Smile Paris’te dans savaşlarından seçti. Filmin koreografileri Diplo, Sia, Björk, Rihanna, 30 Seconds to Mars’la çalışmış, Los Angeles’lı Nina McNeely’ye ait. Koreograf rolündeki Sofia Boutella’yı Kingsman filminden tanıyoruz. Filmde waacker, krumper ve electrodancers gibi farklı sokak tarzları yer alıyor.

Cold War

Pawel Pawlikowski’ye Cannes’da En İyi Yönetmen ödülü kazandıran Cold War, Soğuk Savaş yıllarında geçip iki müzisyen arasındaki tutkulu aşk hikâyesini anlatıyor.

Everybody Knows

İki Oscar’lı Asghar Farhadi, sürükleyici aile dramlarını bu kez İspanya’ya taşıyor. Javier Bardem, Penélope Cruz ve Ricardo Darín’in kadrosunda yer aldığı Everybody Knows,  Buenos Aires’te yaşayan İspanyol bir ailenin bir aile kutlaması için İspanya’daki köylerine döndükleri sırada yaşanan beklenmedik bir gelişmeyle hayatlarının tam manasıyla değişmesinin hikâyesini anlatıyor.

Girl

Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan, Lukas Dhont’un yönettiği Girl, erkek bedeninde doğan, kendini kız hisseden 15 yaşındaki bir ergenin balerin olma mücadelesini anlatıyor. Girl, Cannes’da FIPRESCI Ödülü, En İyi İlk Film’e verilen Altın Kamera, Kuir Palmiye ödüllerini kazandı, başroldeki genç oyuncu Victor Polster’e En İyi Oyunculuk ödülünü getirdi.

Filmin çıkış noktası, yönetmen Dhont’un 2009’da Belçika’da bir gazetede okuduğu haber. Dhont, “Böyle bir cesaret öyküsü, benim ilk filmimim konusu olmalı” diyerek yola çıkmış.
Girl, Oscar and the Wolf’un “Strange Entity” şarkısına çektiği kliple de tanınan Dhont’un yönettiği ilk uzun metrajlı film.

Knife+Heart

Yann Gonzalez’in yönettiği, Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Knife + Heart’ın başrolünde Vanessa Paradis müthiş bir performans gösteriyor. Vanessa Paradis, âşık olduğu kadını yeniden kazanmaya çalışırken bir yandan da oyuncularını teker teker öldüren seri katilin peşine düşen bir film yönetmenini canlandırıyor. Filmde rol alan Félix Maritaud, hem “Kalp Atışı Dakikada 120”, hem de “Sauvage” filmlerinin oyuncu kadrosunda yer alıyor. 1970’ler estetiği, tutkulu aşklar, saplantılı katiller, bayağılığa kaçmayan bir erotizmle slasher’a göz kırpan bir cinayetler silsilesi…

Lazzaro Felice

İtalyan yönetmen Alice Rohrwacher’ın yönetmenliğini üstlendiği Lazzaro Felice, insanlara çok iyi davranmasıyla bilinen genç köylü Lazzaro’nun, hayal gücü tarafından lanetlenen soylu Tancredi’yi kaçırmasıyla yaşanan olayları ve ikili arasındaki tuhaf bağı konu alıyor. Alice Rohrwacher‘ın aynı zamanda senaryosunu kaleme aldığı Happy as Lazzaro, ilginç karakterleri ve büyülü gerçekçi anlatımıyla 71. Cannes Film Festivali’nin öne çıkan yapımlarından biri oldu.

Leave No Trace

Prömiyerini Sundance Film Festivali‘nde gerçekleştiren Debra Granik imzalı Leave No Trace, bir baba ve kızının sıra dışı öyküsünü ekrana taşıyor. Yıl içerisinde Cannes da dahil olmak üzere pek çok önemli film festivaline konuk olan film, oldukça olumlu yorumlar alıyor.

Mandy

Amansız bir tarikat, cehennem kaçkını katiller, intikam peşinde kana susamış bir adam… Başrolünde Nicolas Cage’in efsaneleştiği Mandy, eşi tuhaf bir tarikat tarafından katledilen Red’in intikam arayışını anlatıyor. İlk gösterimini Sundance’te, uluslararası gösterimini Cannes’da yapan Mandy, hayalle gerçek arasında gidip gelirken 1980’ler estetiğini bolca kan, aksiyon ve tuhaf bir fantezi dünyasıyla buluşturuyor. Panos Cosmatos’un yönettiği, müziklerini Jóhan Jóhansson’un bestelediği filmin yapımcılarından biri de Elijah Wood.

Museo

Şubat ayında Berlin Film Festivali’nde yarışan ve En İyi Senaryo ödülüne uzanan Museo, 1985 yılında Mexico City’deki Ulusal Antropoloji Müzesi’nde gerçekleşen bir soygundan ilhamını alıyor. Film, soygunun fikir babası rolündeki Gael García Bernal’in oyunculuğuyla da adından söz ettirmişti.

Shoplifters

Hirokazu Kore-eda’nın Altın Palmiye ödüllü yeni filmi Shoplifters, hırsızlıkla geçinen bir aileyi merkezine alıyor.

Sorry Angel

1990’larda Paris’te Jacques ve Arthur’un yakınlaşmasını izliyor: Jacques 40’ına basmak üzere bir yazar, Arthur ise sinemacı olmayı düşleyen bir öğrenci. Cannes’da dünya prömiyerini yapan Sorry Angel, hüzünlü bir rüya gibi. Filmin başrolünde “Göldeki Yabancı”dan tanıdığımız Pierre Deladonchamps var. “Aşk Şarkıları”, “Banyodaki Adam” ve “Güzel İnsan” ile tanıdığımız Christophe Honoré’nin yeni filmi, ‘Fransız usulü “Weekend”’ sözleriyle övülüyor.

The Favourite

Venedik Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü kazanan The Favourite, Olivia Colman’a da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getirdi. The Lobster, Köpekdişi, Kutsal Geyiğin Ölümü gibi her filmi büyük ses getiren Yorgos Lanthimos’un son filmi, 18. Yüzyılda geçen bir dönem filmi. The Favourite geçen ay gerçekleştirilen Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışmış ve Jüri Özel Ödülü’ne uzanmıştı.

The House That Jack Built

Her filminde izleyiciyi zorlayan Von Trier, Cannes’da dünya prömiyerini yapan son filmi The House That Jack Built’te çıtayı iyice yükseltti. Film, 1970’lerde başlayıp, bir seri katilin 12 yıl boyunca işlediği korkunç cinayetleri katilin gözünden takip ediyor. 2013 tarihli Nymphomaniac’tan bu yana sessiz kalan Lars Von Trier ile Matt Dillon’ın muhteşem dönüşlerini haber veren filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Bruno Ganz, Uma Thurman, Riley Keough de yer alıyor.

The Image Book

The Image Book, dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da ilk kez verilen Özel Altın Palmiye’yi kazandı. Dünyanın kalıba sığmayan yenilikçi yönetmenlerinden Godard’ın bu son filmi yine kışkırtıcı, zorlayıcı, politik ve zihin açıcı. Farklı formatların, görüntü kaynaklarının, ses parçalarının kolajlandığı The Image Book, Godard’ın sinemada artık hiçbir şeye özgün denilemeyeceğini iddia eden bir zihin egzersizi, görsel bir bombardıman.

Under the Silver Lake

Under the Silver Lake, It Follows ile hayranlığımızı kazanan David Robert Mitchell’ın Cannes’da dünya prömiyerini yapan yeni filmi. Hitchcock’tan esinlenen, popüler kültüre sonsuz gönderme içeren Under the Silver Lake, yönetmeninin tabiriyle “Los Angeles denen o karanlık ve çarpık fantezi dünyasını” keşfe çıkıyor. Never Let Me Go ile tanıyıp sevdiğimiz, “Örümcek Adam”la ününü pekiştiren Andrew Garfield’ın neredeyse tek başına sürüklediği Under the Silver Lake, cinayetlerden çizgi romanlara, küresel komplolardan şarkılardaki gizli mesajlara geçiveren çok hareketli, çok renkli bir kara film.

We the Animals

Sundance Film Festivali Yenilikçilik Ödülü sahibi We the Animals’ta Jeremiah Zagar, üç erkek kardeşin gözünden şiddet ve duygu dolu bir büyüme hikâyesi anlatıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi