Bu seneki festival programının Keş!f bölümünde yarışan filmlerden Rüyaların Ötesinde’nin yönetmeni Rojda Sekersöz ile ilk uzun metraj filmi üzerine söyleştik. Filmde hayata tutunmaya çalışan genç bir kadın karakterin hikâyesine odaklanan Kürt asıllı İsveçli yönetmenle, İsveç’teki yeni sinema ve bu sinema içerisinde günümüzde kendine yer bulabilen toplumsal temsiller üzerine konuştuk.

Röportaj: Kaan Denk

Fotoğraf: Elle Johnson

Kaan Denk: Öncelikle Mirja karakterini yazma sürecindeki motivasyonlarınızın neler olduğunu merak ediyorum.

Rojda Sekersöz: Perdede genç, aktif ve beyaz olmayan bir kadın karakter görmeye can atıyordum aslında. Bu yüzden Mirja gibi bir karakter yaratmaya karar verdik. Onun, yaşadığı düzen içerisinde kurban olmayı reddedişini çok seviyorum.

Kaan Denk: Filmin başında Mirja ve arkadaşlarının Montevideo’ya gitme gibi bir hayalleri var. Ancak Mirja’nın annesinin durumuyla birlikte ailesine karşı genç yaşında üstlendiği sorumluluk, onu arkadaşlarından ve arkadaşlarıyla olan sokak hayatından uzaklaştırıyor. Mirja için yeni olan bu sorumluluk, aynı zamanda büyük şehirde hayata tutunma kararını da farklı yönde bir ‘materyal dünya’ rüyasına dönüştürüyor diyebilir miyiz?

Rojda Sekersöz: Elbette içinde bulunduğumuz gerçeklikle bir şekilde bağlantılı. Hayatta sahip olduğumuz sorumluluklarımız ve bunların etrafında oluşan gerçekliğimiz belki tam olarak rüyalarımızı etkilemiyor olabilir. Ancak rüyalarımızı gerçekleştirebilme olasılıklarımızı doğrudan şekillendiriyor. Gerçek hayatta bazı hayallerimizi gerçekleştirebilmemiz için genellikle risk almamız gerekiyor ve bu herkesin kaldırmaya cesaret edebileceği bir sorumluluk değil.

Kaan Denk: İsveç sinemasında son on yıldır üst üste güçlü ilk filmler çıktığını görüyoruz. Äta sova dö (2012, Gabriela Pichler), Apflickorna (2011, Lisa Aschan), Sameblod (2016, Amanda Kernell) gibi başarılı ilk filmler izleyebilmemiz sizce bir tesadüf mü? Bu genç sinemayı içeriden biri olarak nasıl görüyorsunuz ve ülkedeki sinema endüstrisinin bu üretime etkilerinin ne yönde olduğunu düşünüyorsunuz?

Rojda Sekersöz: Bu tablonun ortaya çıkmasındaki en büyük sebebin, İsveç’te ulaşılmak istenen siyasal hedeflerin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Örneğin bugün aynı çalışma fırsatlarına sahip kadın yönetmenler üretim aşamasında da erkekler kadar varlık gösterebiliyorlar. Ve ben her zaman bu çeşitliliğin kaliteyi görünür bir seviyede arttıracağını düşünüyorum. Bunlara rağmen hâlâ aktif olan yönetmenlerin cinsiyetlerini hesaba kattığımızda daha da çok çeşitliliğe ihtiyacımız olduğunu söyleyebilirim.

Aslında dürüst olmak gerekirse içinde bulunduğumuz bu yeni sinemacıların dönemine kadar hiçbir İsveçli yönetmenin işlerine hayranlık duymamıştım. Ve bu sinemacıların çoğu benden çok da yaşlı değiller ve bu harika bir his! İsveç sinemasındaki bu yeni dalganın bir parçası olmaktan gerçekten gurur duyuyorum. Şu anda bu yeni filmlerin, İsveç’teki mevcut sinema seyircisinin hislerini ve gerçekliğini nasıl yansıttığını gördüğümde aslında Rüyaların Ötesinde gibi filmler izlemeye ne kadar hasret kaldıklarını da anladım. Kadınların, kurban konumuna konulmadan da yaralanabildikleri filmler…

Kaan Denk: Genç ve yabancı uyruklu bir kadın yönetmen olarak filmlerinizin ‘beyaz İsveçlilerin’ dünyasında nasıl bir yankı uyandırmasını isterdiniz?

Rojda Sekersöz: Bunu bir film yaparken hiçbir zaman düşünmedim ve buna odaklanmamın da benim için yanlış olabileceğini düşünüyorum. Ama bir yandan içinde doğduğum, filmlerim ve sanatımla kendimi içeriden saydığım ülkede her şeye rağmen bir yabancı olarak kabul görülmenin nasıl bir şey olduğunu hissedebiliyorum. Ben de İsveç sinemasının genel profiline yeni bir bakış açısı ve yeni hikâyelerle katkıda bulunmak istiyorum tabii ki. Toplumumuz içinde ve medyada gördüğümüz temsil şekilleri ya da temsil eksiklikleri, bizim kendi benliğimizi ve toplum içerisinde sahip olduğumuzu düşündüğümüz rolleri doğrudan etkiliyor. Bu sebeple sinemamda işçi sınıfının, kadınların ve beyaz olmayanların kendine yer bulup gelişebildiği temsiller yaratmak istiyorum.

Kaan Denk: Sosyal demokrasi İsveç’te elli yıldan fazla süredir sürekli tartışılan bir konu. Peki artık birçok kültüre birkaç jenerasyondur ev sahipliği yapan günümüz İsveç’inde sınıfsal durumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Rojda Sekersöz: İsveç kültür bakımından oldukça zengin ama hâlâ ayrımcılığın var olduğu bir ülke. Özellikle hem beyaz değilsen hem de işçi sınıfından geliyorsan her şey normalden iki kat daha zorludur. İktidarda sosyal demokrat bir yönetim olsun ya da olmasın bu durum her zaman aşağı yukarı böyleydi. Ayrıca İsveç olarak dünyanın en eğitimli taksi şoförlerine sahibiz ve bu bile ırkçılığın ve sınıf farklılıklarının bugün nasıl da el ele yürüdüğünü net bir şekilde gösteriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi