Tim Burton

tim-burton-illustration-by-bradley-jay-filmloverss

İllüstrasyon: Bradley Jay

“Filmler benim için iyileştirici özelliğe sahip. Masallar gibi filmlerin de yaşam ve ölüm gibi kavramların eşliğinde keşfedildiğini düşündüm hep. Dahası filmler, dünyada ait olduğunuz yeri bulmanıza ve zorlukların üstesinden nasıl geleceğinizi öğrenmenize vesile olurlar. Vincent Price ve Christopher Lee gibi ustaların canlandırdığı karakterler ya da Frankenstein ve Creature from the Black Lagoon filmlerinden ucubeler ile her zaman duygusal bir bağ kurabilirim. Aynı şekilde, film çekmek de terapinin pahalıya mal olan bir versiyonu aslında.”

The Coen Brothers

coen-brothers-illustration-by-muti-filmloverss

İllüstrasyon: Muti

“Joel Coen: Hmm…

Ethan Coen: Öğle yemeği.

Joel Coen: Öğle yemeği güzel bir cevap. Bilmiyorum. Bu, bizim seçtiğimiz meslek. Hayatınıza dair mutlak kararlar alırsınız; ya sevmeyi öğrenirsiniz ya da hani… Bu yüzden biz de sevmeyi öğrendik.

Ethan Coen: Ayrıca öğle yemeğinin faturasını ödemek zorunda değilsiniz. Daha sonra iade edilemezler. Geri kalan her şeyi geri verebilirsiniz. Ancak öğle yemeğini asla.”

Richard Linklater

richard-linklater-illustration-by-nicholas-john-frith-filmloverss

İllüstrasyon: Nicholas John Frith

“Bu çok büyük bir soru. Öncelikli olarak sinemayı neden sevdiğim filmlerin paralel gerçekliği ile ilgili. Hayatın daha seçici, daha ahenkli ve daha muntazam bir biçimde düzenlenmiş halinin ta kendisidir filmler. Geliştirilmiş bir hayattır. Bilmiyorum, beni böylesine zor bir durumun tam otasına koyuyorsunuz… Hayatın kendisi işte. Tüm söyleyebileceğim bu kadar.”

Wes Anderson

wes-anderson-illustration-by-andrew-fairclough-filmloverss

İllüstrasyon: Andrew Fairclough

“Bu kapsamlı bir soru. Oldukça enteresan. Bu soruya iki farklı şekilde cevap verebilirim. Bunlardan ilki; filmleri genellikle DVD ve Blu-ray olarak izleriz ya da bir trendesinizdir ve mini iPad’iniz imdadınıza yetişir. Ancak söylemeliyim ki sinemaya gittiğimde, yirmi beş dakikalık reklamlardan sonra filmin başlaması bende şu hissi yaratıyor: ‘Nihayet başlıyor!’ Film üç dakika sonra bile başlasa, bir anda kendimi ‘Burada ne işim var!’ derken buluyorum. Bir başkasının sizi büyüleyip bulunduğunuz hayattan çekip çıkarmasında ve getirip bambaşka bir mekana bırakmasında bir tuhaflık var; bunu başka türlü kavrayabilmek o kadar da kolay değil. Pek çok filmde sevdiğim tek şey de bu aslında, başka bir mekana transfer olmak. İkinci olarak; son zamanlarda pre-code Hollywood dönemiden çok sayıda film izledim. O döneme ait sevdiğim çok film var ama oturup bu yapımları izleyeceğimi hiçbir zaman düşünmemiştim. Defalarca izledim. Farklı bir tecrübe diyebilirim, zira bu filmleri evde izlerken sanki bir araştırma yapıyormuşum hissine kapılıyorum. Ne kadar eğlenceli olsalar da, bu yapımların altında ciddi bir akademik altyapı var. Sürekli bunu soruyorum kendime: ‘Bu filmleri nasıl yaptılar? Bu filmleri, onlardan dört yıl sonra yapılanlardan farklı kılan ne? Ne olmuş olabilir?’  Böylelikle, filmler ne kadar az heyecanlandırırsa o kadar karmaşık olmasına sebep oluyor; küçük tuhaf objeler ise hala bugünden. Gerçek hayatları birleştiriyor ve ele geçiriyorlar. Birbirinden farklı tüm o sanatçılar kendilerine has işleri eş zamanlı olarak hayata geçiriyorlar. Bu tarz filmlerin neden farklı olduğuna dair sorular sorduğum kişilerle pek çok sohbet var aklımda. New York’ta bir arkadaşım var, gerçek bir sinefildir ve bu soruya net bir cevap verdi. ‘Sende olmayan bir şeyler var bu filmlerde…’ O kadar karmaşıklar ki ayrıntılarıyla açıklanmasına izin vermiyorlar. Bilmiyorum. Bu söylediklerimi tekrar tekrar okuduğumda, yine arkasında durabilecek miyim emin değilim. Ancak bu soruya iki cevabım bunlar.”

Steve McQueen

steve-mcqueen-illustration-by-telegramme-filmloverss

İllütrasyon: Telegramme

“Sahip olabileceğiniz en mükemmel deneyimlerden biri sinema olabilir. Bilirsiniz, ben de sinemaya gidiyorum, oturup film izliyorum ve gözümün önünde gerçekleşenlere bakıyorum. Dahası bütünüyle etkileniyorum. Bir film; sizi etkileyebiliyorsa, duygularınızı harekete geçirebiliyorsa, tüylerinizin diken diken olmasını sağlıyorsa, sokakta yürüyüp gün ışığını içinize çektiğinizde bambaşka hissetmenize vesile oluyorsa, işte o zaman eşsizdir. Lumiére isimli muhteşem bir sinema salonu var; yeraltında, sanki bir balinanın midesi gibi. O merdivenlerden inip mağaraya ulaşmaya alışırsınız. Film biter, ışığa doğru merdivenleri tırmanırsınız ve caddenin gürültüsü… Benim için muazzam bir duygu bu, salt ilham. Sihir gibi. Şimdi ise kahrolası bir spor salonu. Modern hayatın ta kendisi.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi