Son yılların en başarılı gençlik dizilerinden 13 Reasons Why, 4. sezonuyla ekranlara veda etti. Beklentilerin altında, yer yer atlamak isteyeceğiniz dakikalarla dolu 4. sezon, dizinin ilk sezonda hak ettiği gibi kült bir yapıma dönüşmesinin önündeki en büyük engele dönüşmüş durumda.

Peşin peşin belirteyim, illa bir kapanışa ihtiyacınız yoksa, bu sezonu izlemeyin. Sırf final sezonu diye yersiz melodramlar içeren, bir şeyler anlatma kaygısını bazen didaktik bir tonla takas etmiş, psikolojik tetikleyicileri bir derdi olduğu için değil, sırf insanları tetiklemek için kullanmaya başlamış dördüncü sezon, kötü bir final değil sadece, dizinin kendi vermeye çalıştığı mesajlara da bir ihanet. Yolunda gitmeyen pek çok unsurla bezeli bu sezon, neden bazı yapımların zamanında bitirilmesi gerektiğinin önemli bir hatırlatmasına dönüşmüş. Bu yazı spoiler içermiyor, o yüzden gerçekten sıkıntılı bulduğum bazı şeylere yer veremedim. Fakat aşağıda dizinin niye sarpa sardığını sezonun geneline yayılan sıkıntıları dillendirerek detaylandıracağım.

13 Reasons Why 4. Sezon’da İşler Neden Yolunda Gitmiyor?

Hâlihazırda 13 Reaons Why’ın 2. ve 3. sezonu de birer hayalkırıklığı olarak görenler vardı. Ben onlardan değilim. Diğer iki devam sezonu, bana kalırsa hala belli bir kaygısı olan özgün hikâyeler sunmayı sürdürüyordu. Örneğin Tyler karakteri üzerinden, Amerika’da sık sık yaşanan silahlı lise saldırılarına pek çok gençlik dizisinden farklı bir perspektiften anlatıyordu. Üstelik dayanışma ve rehabilitasyon odaklı yeni bir okuma sunuyordu bize. Ya da Bryce karakterinin devam sezonlarındaki gelişimiyle, rehabilitasyon teması bu kez cinsel saldırının faili üzerinden, yargı süreci ve devamndaki sosyal yaptırımlarla beraber ele alınıyordu. Günlük hayatta cinsel saldırının belli bir doğallaştırmayla nasıl içiçe geçirildiği düşünülürse, kişinin sorumluluk alarak ve bedel ödeyerek dönüşebileceğine dair bu anlatı dizinin kurgusuna olduğu kadar, günlük hayata da önemli bir katkı sunuyordu. Cinsel şiddetin sürekli örtbas edildiği; faillerin kimsenin tanımadığı, sosyal bağ kurmaktan uzak canavarlarmış gibi tasvir edildiği toplumsal masalı bir tür yapı-söküme uğratan bu mesaj, yeterince akıcı bir hikâyeyle de taçlandırıldığı için bence durumu kurtarıyordu. Dördüncü sezona kadar, kurgu üst üste denk gelmesi çok da olası olmayan bir takım olayları içeriyordu yine. Fakat gerçek bir okulda yaşanabilecek türden gençlik travmalarıyla karşı karşıyaydık. Bu sezon, ipin ucu biraz kaçıyor.

Dizinin üslubunda radikal bir değişiklik yaşanmasının temel gerekçesi bana kalırsa şu: İlk üç sezonda bireyler toplumsal problemlere ışık tutuyordu. Karakterlerin yaşadığı intihar, cinsel saldırı, akran şiddeti, psikolojik problemler, bireysel silahlanma gibi temaların etrafındaki sıkıntılar, bize daha sistematik bir sorunun varlığına işaret ediyordu. Bu kez hikâyedeki bireyler bu sorunlara sadece denk geliyor, bazı şeyler oluveriyormuş çünkü lisede olmak böyle bir şeymiş gibi neredeyse kaderci bir atmosfer yaratılmış. 13 Reasons Why için öznelerin elinden kontrolü alan bir kurgu büyük bir hata, çünkü psikolojik tetikleyicilerle dolu olan, bu yüzden uyarılarla açılan bir diziden bahsediyoruz. Ve dizi bu tetikleyicileri olduğu gibi resmederken, bir yandan doğru eleştirileri sunmalı. Çünkü hayatta kalanlar için güvenli bir bölge olarak görülmesi nedeniyle bulunduğu noktaya geldiğini hatırlaması gerekirdi. Bireylerin başlarına gelebilecek şeylere dair toplumsal boyutun yontulması bu tetikleyicilerle birlikte gelen bir sorumluluk. Maalesef bu sorumluluk yerini yapımcı ve senaristlerin cazip bulduğu fikirler cümbüşüne bırakmış.

Dizinin bugüne kadar başarısının bir başka sırrı da, herkesin deneyimleyip bir süre sonra unutuverdiği ergenlik sürecini yetişkinlere hatırlatmak, ergenliği ilk kez deneyimleyenlereyse yalnız olmadıklarını anımsatmaktı. Bu sezonda ise dert anlatma kaygısı, bir tür ders verme sürecine dönüşmüş durumda. Muhtemelen ebeveynlerden gelen eleştiriler yazarların kafasına işlemiş ve nereye baksanız “biz lisedeyiz”, “ben daha çocuğum”, “yetişkinler sizin iyiliğinizi düşünüyor” gibi tepkiler veren karakterlerle karşılaşıyoruz. Bu da hikâyenin özenle inşa edilmiş otantikliğini zedeliyor. Üstelik gençlerden sürekli olarak otorite figürlerine özverili bir güven talebinde bulunuluyor. Hem de dizideki yetişkinler sürekli çuvallarken. Bu sezon diziye eklenen Gary Sinise tarafından canlandırılan Dr. Robert Ellman karakteri de bu durumdan muzdarip. Bir tür yol gösterici olması gerekirken, bana inanılmaz otoriter bir figür edası verdi ilk başlarda. Sonra oturup düşündüm acaba bu Sinise’i görmeye alışkın olduğumuz asker veya polis gibi rollerle mi alakalı diye. Fakat sorun yine senaryo ve bu da iyi bir oyuncunun bazen kötü yazılmış bir karakteri kurtaramayacağının kanıtlanıyor. Çünkü 7. bölüme geldiğimizde gerçekten Clay’e ototrite figürlerine güvenmesi gerektiği ve herkesin onun iyiliğini istediğiyle ilgili bir konuşma yapıyor. Anlatıcı rolünü üstlenen Clay’in bölümler arasına yayılan monoloğunda ve Tyler’ın yine yedinci bölüm sırasında yaptığı konuşmada karakterin yaşadığı deneyime sürüklenip gerçeklikle yüzleşilmesi amaçlanmış, tıpkı ilk sezon Hannah’nın başardığı gibi. Ve bu tür ilham verici konuşmaların neredeyse tamamı size bir dizi izlediğinizi anımsatan, yapay klişelerle dolu.

13 Reasons Why dördüncü sezon, eski sezonlardaki şablonları tümüyle terk etmiş denilemez. Önceki sezonlardaki gibi, dizinin kurgusunda zaman zaman olay akışını öngörememize engel olacak şekilde karakterlerin üzerine şüphe çekme çabası sürüyor. Finalde bir araya gelecek ufak tefek ipuçlarının, farklı bölümlere serpiştirilmesi gibi taktikler de yine kullanılıyor. Maalesef bu kez istenen sonuçları vermiyorlar, ayrıca özgünlük kaygısıyla sürekli yerli yerine oturmayan detaylarla karşılaşıyoruz. Çünkü bugüne dek dizinin takip ettiği şablonun işe yarıyor olmasının sebebi, şablonu zenginleştiren alt metinlerdi. Altı boş kalınca aynı modelin takip edilmesi, anlatıyı bulandıran bir yapıya bürünmüş. Oysa yeniden büyük olay akışlarına değil, hayatta kaldıkları olayların travmalarıyla yüzleşerek yetişkin hayatlarına nasıl devam edeceklerini görmemiz kafiydi. O yüzden de keşke yenilik peşinde koşturmak yerine, tekrara düşmeyi göze alıp da derli toplu bir final sezonuyla veda etselerdi demekten kendimi alamıyorum. Son sezonun da orijinal fikirlerle donanmış olmasını istemeleri dizinin kendine has dokusunu zedelemiş. Neredeyse dizinin hayranları 5. sezonu talep etmesin diye yazıldığını düşündürecek kadar başarısız girişimler çıkıyor karşımıza.

Daha ilk bölümde hikâye polisiye-gerilim edasıyla açılıyor ve sürekli olarak farklı bölümlerde farklı türlere geçiş yapıyor gibi hissediyoruz. Özellikle Clay’in “kafayı sıyırdığını” belirginleştirmek için  kullanılan atmosferdeki kâh polisiye, kâh korkunç, kâh saykodelik detaylar bizim de kafamızı bulandırıyor. Tabii bunlar hikâyenin zayıflığını gizlemek için abartılı bir şekilde yaratıldığından yine seyirden kopuşlar yaşatıyor. Amaçlanan bu kopuşları yaşamamız, bir yerde Clay’le özdeşleşmemiz tabii, ama bu taktiği kullanabilmek için Legion‘daki gibi eli büyütmek gerekir ve 13 Reasons Why dördüncü sezonda böyle bir taktiği seçerek hata etmiş. Aynı şekilde sahne geçişleri de zaman zaman problemli. Üçüncü bölümü itibariyle zorbalık ve akran şiddetini, psikolojik gerilim unsuru olarak kullanmaya başlanınca, dizinin kendisine özgü psikolojik zorlayıcılığı bu kez banalize edilmiş diyebilirim. Başta belirttiğim tür karışıklığı da bu noktada derinleşmeye başlıyor. Arkadaki müziği değiştirince anında komedi filmine dönüşebilecek kadar slasher filmlerini anımsatan sahneler üçüncü ve dördüncü bölümün her yerine serpiştirilmiş durumda. Dördüncü bölümde tekinsiz rollerde görmeye alışkın olduğumuz Mark Pellegrino’nun bolca yer alması ve sürekli dolunayın kadraja girmesi itibariyle, bir yerlerden kurtadam çıkmasını dahi bekledim. Yetmiyor sekizinci bölümün girizgahında rüya formatında distopik bir bilim-kurguyla bile karşılaşıyoruz. Komedilerde ya da fantastik dizilerde türün dışına çıkmak bazen hoş bir dokunuş olabiliyor. Fakat gençlik dramı olması gereken bir dizi türler arası fazla geçiş yapınca zemin kayganlaşıyor. Özellikle de geçmişte yayınlanan nice gençlik dizisinden farklı olarak, bölümleri hafta hafta değil üst üste izlediğimiz ve bu geçişler için mental hazırlık yapamadığımız Netflix çağında.

Geçmişin Hayaletleri

Can sıkıcı bir başka detay, abartılı bir biçimde eski karakterlerin bir halüsinasyon olarak karşımıza çıkması. Sadece Clay değil, Jess de geçmişin hayaletlerini görme furyasına katılıyor. Metafor olması gerekirken, fazla gerçekmiş gibi hikâyeye doğrudan müdahil olan eski karakterler istenilen atmosferi yaratma konusunda ters tepiyor. Önceden de flashbackler veya halüsinasyonlardan faydalanıyordu fakat özellikle çoğu karakterle gerçek bir bağı dahi olmayan Monty, neredeyse ikinci sezondaki Hannah kadar hesap soran bir hayalete dönüştürülmüş durumda. Bu da dizinin vermeye çalıştığı mesajı bir kez daha bulandırıyor. Dizideki karakterlerin bir kısmı tecavüz failiyken, Morty gibi dönüşmeye dair hiçbir emaresi olmayan bir karakterin yalnızca öldüğü için affedilmiş olmasını, ben affedilmez buluyorum. Bu esnada çoğunun hayatında olumlu etkisi olan, herkesin bir araya gelmesini sağlayan Hannah silinip gidiyor. Aşırı travmatik olaylar zincirinin halkaları, birbirlerini kronolojik olarak aşıp silen şeylermiş gibi hissettiren bu kurguyu son bölümde toparlamaya çalışsalar da olmamış. Zaten son bölüm büyük ölçüde final sezonunun problemlerini sözlü olarak elimine etmeye çalışan argümanların yerleştirildiği yer. Bu da teslim tarihi yaklaşan makaleyi yetiştirmek için ödevle ilgili eksikleri final kısmında kovuşturmaya çalışan bir öğrencinin çalışmasını okumak gibi bir hissiyat yaratıyor.

Sezonun belki de sorun olarak ortaya koymayı başarabildiği tek şey, güvenlikleştirilme. Kameraların, denetimin, kolluk kuvvetlerinin hayatlarını nasıl ele geçirdiğiyle ilgili güzel dokunuşlar var. Yine de bu mesajın çok sağlam verilmediğini, istikrarsız olduğunu, öğrencilerin hayatlarına yapılan müdahalelere başkaldırma şeklinin lüzumsuzca depolitize edildiğini, ırkçılıkla ilgili detayların kamu spotu ayarında kaldığını belirtmeliyim. Yeni toplumsal hareketlerin tamamen “doğaçlama” üzerine kurgulu olduğu düşüncesiyle, örgütlenmenin hiç gerçekleşmeyip herkesin sadece anlık tepki veriyor olduğu gibi bir sanrıyla yazılmış sahneler var. Amerika’da yeniden ırkçılık karşıtı toplumsal hareketlerin canlandığı bir döneme denk geldiği için, mesaj olması gibi aktarılsa dizinin çok daha farklı geri dönüşler alacağından eminim. Politik eylemlilik altı teorik olarak boş bir gençlik macerası gibi kurgulandığı için, böyle tarihi bir ihtmal kaçırılmış. Üstelik belli tehlikeler ve toplumsal olaylar karşısında sosyal medya kullanımı hafife alınmış durumda. Genç karakterlerin mühim zamanlamalarda telefonlarını kullanış biçimleri 2000’lerin başındaymışız gibi tasvir edilmiş. Kalabalık sahnelerin hemen hemen hepsi sıkıntılı ve sorunlar kurguyla kısıtlı değil. Özellikle kadroda figüranların da yer aldığı sahneler acemice detaylarla dolu. Mezuniyet balosundaki danslar müziklerle her zaman uyum içerisinde değil. Başka bir sahnede bir ev partisinde, sokakta çekilen Yeşilçam filmlerinde olduğu gibi alakalı alakasız herkes ana karakterleri izliyor. Gerçekleşen bir araba kazası için berbat bir animasyon kullanılmış. Kimi sahnelerin sadece meme yapılıp internette paylaşılması için yazıldığı belli oluyor, hatta bu sezon aslında özel bir anlamı olmasa da karşımıza çıkıp duran bir sembol var – yakında dövmesini yaptıranları görmek için sabırsızlanmıyor değilim. Fakat dizi bize bu sembolün olası anlamını bile bahşetmemiş.

Bu sezondan geriye kalacak en önemli şey büyük ihtimalle akışkan cinsel yönelimlere dair başarılı temsiller sunmayı başarmış olmaları. Özellikle Alex, Charlie, Zach ve Winston karakterlerinin birbirleriyle etkileşimleri, cinsel kimlikleriyle ilgili birbirlerinin ellerinden tutmaları, etiketlerini tam olarak kestiremeseler de neler hissettiklerine dair kendilerini ifade etmekte zorlanmamaları şahane. Fakat sona doğru öyle zararlı bir LGBTİ+ klişesini dizinin drama tansiyonunu yükseltmek için devreye sokuyorlar ki, sadece yeni nesillerin ilgili konuya yeterince önem vermemesi gibi bir savunmayla kendilerini kurtarmamalarını temenni ediyorum. Büyük bir spoiler olacağından konuyu dillendiremeyeceğim, ama bazı hataların affolmayacağıyla ilgili bir mesajın, özellikle hala insanların ayrımcılığa uğramasına sebep veren bir mesele üzerinden devreye sokulması, sezonun pek çok ayıbı arasında belki de en vahimi olmuş.

2017 yılında Hannah Baker’ın hikâyesiyle başlayan 13 Reasons Why’ın yolculuğun sonuna geldik. Vedayı kötü bir sezonla yapmış olsa da, nice iyi dizinin vasat finaller yapmasına alışkınız. Her halükarda, 13 Reasons Why, ergenlerin ve genç yetişkinlerin beyaz ekranda tasvir edilme biçimlerini değiştirecek katkılar sunarak, bir bireyin hayatındaki en etkileşime açık dönemi ele almak için alternatif bir üslup üretmiş oldu. Bu yaş grubunun aşırı çocuklaştırmadan ya da aşırı yetişkinleştirmeden, gerçek hayatta yüzleştikleri sorunlar üzerinden anlatılabileceğini kanıtlamış oldu. Özellikle entrika dolu, yetişkinlerin canlandırdığı liseli karakterlerin yer aldığı gençlik dizilerinin yeniden popülerleşmeye başladığı bir dönemde, ilk gençliğini yaralı atlatanlar için bir sığınak haline geldi. Sürekli kötüye giden sezonlarıyla diziyi ilerleyen yıllarda bir efsane olarak anabilecek miyiz emin değilim, ama dizinin pek çok tartışmayı başlattığı ve genç jenerasyonu anlatmak için yeni bir stratejinin yolunu açtığı kesin.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information