Türün en önemli örneklerinden biri olarak, kült mertebesine erişen ve zombilerin beyazperdedeki yolculuğunu etkileyen George O.Romero’nun Night of Living Dead (1968)’inden itibaren yaratılan zombi modellemesi seneler içerisinde birçok değişikliğe uğradı. Özellikle, salgının ortaya çıkış şekillerinde birçok değişiklik gözükse de son yıllardaki en önemli değişiklik zombilerin yavaş hareket eden varlıklardan, son derece hızlı ve çevik birer canavara dönüşmesi oldu diyebiliriz. Son olarak, Amerikan yapımı World War Z’de çeviklikleriyle dikkat çeken zombilerin beyazperdedeki serüvenleri bu yönde devam edeceğe benziyor; nitekim dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde gerçekleştiren Zombi Ekspresi – Train to Busan’da da, World War Z’i anımsatan zombi anlatısı, Güney Kore sinemasının karakteristik özellikleriyle resmediliyor.

İlk üç uzun metrajı animasyon olan Sang-ho Yeon’un yönettiği Zombi Ekspresi – Train To Busan, doğum gününde kızını eski eşine götürmek üzere tren yolculuğuna çıkan bir baba ile kızının yaşanan salgın sırasında bir grup yolcu ve zombiler ile birlikte trende sıkışmalarını konu alıyor. Ülke geneline yayılan salgın akıllara, 2015 yılında Güney Kore’nin neredeyse tamamını etkisi altına alan MERS salgınını getiriyor. Çıkış fikri ve Güney Kore üzerindeki etkilerini göz önüne alınca Sang-ho Yeon’un, 38 kişinin ölümüyle sonuçlanan bu salgından bolca etkilenmiş olduğunu söylemek mümkün.

Train to Busan: Zombinin Hızlı ve Çevik Olanı Makul

Sang-ho Yeon’un hikaye anlatısında iki önemli detay dikkat çekiyor. Bunlardan biri yeni nesil zombi tasviri olarak adlandırabileceğimiz, hızlı ve çevik zombiler. Zombileri bu şekilde resmetmenin en büyük avantajı korku türündeki durağan zombi filmlerindeki aksiyonun artmasını sağlaması oluyor. Böylelikle Train to Busan’da da olduğu gibi, korku türünün bir alt türü olarak bahsedebileceğimiz zombi filmleri giderek aksiyon türünün de alt türü olma yolunda evriliyor. Bir bütün olarak ele aldığımızda gerilimin hiç düşmediği bir film izlerken, sahneleri tek tek değerlendirdiğimizde en başarılı aksiyon filmleriyle yarışabilecek bir ivmeye sahip Train to Busan. Kısa sürede kült olacağına inandığım filmde, üç önemli sahne yer alıyor; ilk olarak yolcuların Busan’a giderken durdukları ilk istasyonda yaşananlardan sonra trene geri dönmeye çalıştıkları sahne, ikinci olarak arka peronda kalanların, yakınlarına ulaşmak için zombilerin arasından geçerek yaptıkları peronlar arası yolculuk ve son olarak zombilerin trenin arkasına asıldıkları epik sahne kolay kolay akıllardan çıkmayacaktır.

Bir diğer önemli detay ise zombilerin trene hapsedilme fikri.  Son olarak yine Güney Koreli yönetmen Joon-ho Bong’un yönettiği Snowpiercer’dan hatırladığımız trende sıkışmışlık hissini, zombilerin ürkütücülüğü ile harmanlayan  Sang-ho Yeon türün, zombilerle en yakın temas halinde olunan filmine imza atıyor. Zombilerin arasından geçmenin neredeyse imkansız olduğu bölümlerde ise, zekice bir manevra ile senaryoya eklenen zombilerin karanlıkta göremiyor olması fikri, hem filmin gerilim dozajını bir basamak daha artırıyor hem de karakterlerin yolculuk sırasındaki kurtuluş mücadelesini daha mantıklı bir düzleme yerleştirmiş oluyor.

Train to Busan: Gerilimin Trende Sıkışmış Hali

Filmin süresi boyunca neredeyse aksiyonun dozajını hiç düşürmeyen Sang-ho Yeon, filmin son bölümlerinde ajitasyonu artırmayı tercih ediyor. Filmin konusu itibariyle, özellikle baba-kız ilişkisinin estetize bir şekilde dramatize edilmesi yanlış bir tercih değil ancak bu tercihte abartıya kaçmak seyir zevkini etkiliyor, gereksiz hamleler filmin temposunun düşmesine sebep oluyor. Müzik eşliğinde ağır çekim flashback’ler zaman zaman etkileyici olsa da bu sahnelerin sürelerinin uzun tutulması filmin dramatik hikayesini olumsuz etkiliyor. Güney Kore’de yaşayan insanların yoğun mesai saatlerinden, tüm dünyayı etkisi altına alan kapitalizme dair söylemleri de es geçmeyen Sang-ho Yeon bu konuları fazla deşmiyor ancak seyirciye vermek istediği mesajı aktarmayı başarıyor.

Filmin en önemli artılarından biri, yan karakterlerin son derece başarılı yazılmış olması. Zaman zaman hikayenin odak noktasında bulunan Seok Woo (Yoo Gong) ile Soo-an (Soo-an Kim)’ın önüne geçen diyalogları ve sahneleri bulunan Sang Hwa (Dong-seok Ma) ve Sung Gyeong (Yu-mi Jeong) karakterleri, bu karakterleri canlandıran oyuncuların performanslarının etkisiyle seyircinin empati kurabildiği figürler olarak son derece önemli bir konumda bulunuyor.

Özetle, Train to Busan bir zombi filminin vadettiği tüm sinemasal gereklilikleri tam anlamıyla yerine getiren; Güney Kore sinemasına karşı mesafeli yaklaşanların dahi kolayca ısınabileceği, zombi filmlerinin hayranlarını ise mest edecek bir yapım.

Türün en önemli örneklerinden biri olarak, kült mertebesine erişen ve zombilerin beyazperdedeki yolculuğunu etkileyen George O.Romero'nun Night of Living Dead (1968)'inden itibaren yaratılan zombi modellemesi seneler içerisinde birçok değişikliğe uğradı. Özellikle, salgının ortaya çıkış şekillerinde birçok değişiklik gözükse de son yıllardaki en önemli değişiklik zombilerin yavaş hareket eden varlıklardan, son derece hızlı ve çevik birer canavara dönüşmesi oldu diyebiliriz. Son olarak, Amerikan yapımı World War Z'de çeviklikleriyle dikkat çeken zombilerin beyazperdedeki serüvenleri bu yönde devam edeceğe benziyor; nitekim dünya prömiyerini Cannes Film Festivali'nde gerçekleştiren Zombi Ekspresi - Train to Busan'da da, World War Z'i anımsatan zombi anlatısı, Güney Kore sinemasının karakteristik özellikleriyle resmediliyor. İlk üç uzun metrajı animasyon olan Sang-ho Yeon'un yönettiği Zombi Ekspresi - Train To Busan, doğum gününde kızını eski eşine götürmek üzere tren yolculuğuna çıkan bir baba ile kızının yaşanan salgın sırasında bir grup yolcu ve zombiler ile birlikte trende sıkışmalarını konu alıyor. Ülke geneline yayılan salgın akıllara, 2015 yılında Güney Kore'nin neredeyse tamamını etkisi altına alan MERS salgınını getiriyor. Çıkış fikri ve Güney Kore üzerindeki etkilerini göz önüne alınca Sang-ho Yeon'un, 38 kişinin ölümüyle sonuçlanan bu salgından bolca etkilenmiş olduğunu söylemek mümkün. Train to Busan: Zombinin Hızlı ve Çevik Olanı Makul Sang-ho Yeon'un hikaye anlatısında iki önemli detay dikkat çekiyor. Bunlardan biri yeni nesil zombi tasviri olarak adlandırabileceğimiz, hızlı ve çevik zombiler. Zombileri bu şekilde resmetmenin en büyük avantajı korku türündeki durağan zombi filmlerindeki aksiyonun artmasını sağlaması oluyor. Böylelikle Train to Busan'da da olduğu gibi, korku türünün bir alt türü olarak bahsedebileceğimiz zombi filmleri giderek aksiyon türünün de alt türü olma yolunda evriliyor. Bir bütün olarak ele aldığımızda gerilimin hiç düşmediği bir film izlerken, sahneleri tek tek değerlendirdiğimizde en başarılı aksiyon filmleriyle yarışabilecek bir ivmeye sahip Train to Busan. Kısa sürede kült olacağına inandığım filmde, üç önemli sahne yer alıyor; ilk olarak yolcuların Busan'a giderken durdukları ilk istasyonda yaşananlardan sonra trene geri dönmeye çalıştıkları sahne, ikinci olarak arka peronda kalanların, yakınlarına ulaşmak için zombilerin arasından geçerek yaptıkları peronlar arası yolculuk ve son olarak zombilerin trenin arkasına asıldıkları epik sahne kolay kolay akıllardan çıkmayacaktır. Bir diğer önemli detay ise zombilerin trene hapsedilme fikri.  Son olarak yine Güney Koreli yönetmen Joon-ho Bong'un yönettiği Snowpiercer'dan hatırladığımız trende sıkışmışlık hissini, zombilerin ürkütücülüğü ile harmanlayan  Sang-ho Yeon türün, zombilerle en yakın temas halinde olunan filmine imza atıyor. Zombilerin arasından geçmenin neredeyse imkansız olduğu bölümlerde ise, zekice bir manevra ile senaryoya eklenen zombilerin karanlıkta göremiyor olması fikri, hem filmin gerilim dozajını bir basamak daha artırıyor hem de karakterlerin yolculuk sırasındaki kurtuluş mücadelesini daha mantıklı bir düzleme yerleştirmiş oluyor. Train to Busan: Gerilimin Trende Sıkışmış Hali Filmin süresi boyunca neredeyse aksiyonun dozajını hiç düşürmeyen Sang-ho Yeon, filmin son bölümlerinde ajitasyonu artırmayı tercih ediyor. Filmin konusu itibariyle, özellikle baba-kız ilişkisinin estetize bir şekilde dramatize edilmesi yanlış bir tercih değil ancak bu tercihte abartıya kaçmak seyir zevkini etkiliyor, gereksiz hamleler filmin temposunun düşmesine sebep oluyor. Müzik eşliğinde ağır çekim flashback'ler zaman zaman etkileyici olsa da bu sahnelerin sürelerinin uzun tutulması filmin dramatik hikayesini olumsuz etkiliyor. Güney Kore'de yaşayan insanların yoğun mesai saatlerinden, tüm dünyayı etkisi altına alan kapitalizme dair söylemleri de es geçmeyen Sang-ho Yeon bu konuları…

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

78

Train to Busan bir zombi filminin vadettiği tüm sinemasal gereklilikleri tam anlamıyla yerine getiren; Güney Kore sinemasına karşı mesafeli yaklaşanların dahi kolayca ısınabileceği, zombi filmlerinin hayranlarını ise mest edecek bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 4.39 ( 5 votes)
78
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi