The Sixth Sense ile yönetmenlik kariyerine oldukça etkileyici ve başarılı bir giriş yapan M. Night Shyamalan; peşi sıra çektiği Unbreakable, Signs ve The Village filmlerinde The Sixth Sense’in seyirci ve eleştirmenler üzerinde yarattığı etkiyi yaratamayıp beklenti çıtasını biraz alçaltmıştı. Fakat; The Sixth Sense kadar olamasa da saydığım diğer üç film de Shyamalan’ın filmografisinde öne çıkan filmler olmayı her zaman başarmıştı. Shyamalan’dan beklediğimiz kalitedeki işleri görmeyi umarken arka arkaya gelen The Happening, The Last Airbender ve After Earth gibi facialar, bizleri M. Night Shyamalan’ın bir daha asla eskisi gibi bir kariyer çizgisine ulaşamayacağına inandırmıştı. Ta ki, Shyamalan Ziyaret – The Visit filmi ile bizleri ters köşe yapana dek. Fakat başta belirtmem gerek; Ziyaret filmi bizleri sadece Shyamalan’dan ümidi kesmememiz adına ters köşe yapan bir film. Shyamalan, The Sixth Sense ile yarattığı etkiyi bir daha yaratır mı bilemeyiz; ama en azından Ziyaret filmindeki birçok referans noktasıyla oldukça zeki bir yazar/yönetmen olduğunu kanıtlıyor.

Ziyaret’in, Shyamalan’ın en iyi filmlerinden biri olmasa da açık ara en eğlenceli ve komik filmi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Shyamalan, Ziyaret filmi ile ciddiyeti parodiye dönüştürmeyi başarıyor ve böylece kendi dönüşünü de müjdelemiş oluyor. Öyle ki; son üç filminde yaşadığımız hayal kırıklıklarıyla Shyamalan’a gülerken Ziyaret filminde Shyamalan ile birlikte gülmeyi başarıyoruz.

Ziyaret filminin konusuna geçmeden önce önemli birkaç ayrıntıyı vermekte yarar var. Ziyaret korku filmi olarak lanse edilmiş olsa da; M. Night Shyamalan’ın da bazı röportajlarında ifade ettiği gibi saf bir korku filmi olmaktan çok bir korku-komedi filmi. Daha çok, bize saçma gelen ama yine de korkmamıza sebep olan ve yaşlandığımızda aklımıza ve bedenimize ne olacağına dair bizleri endişelendiren tüm korkularımız üzerine yazılmış ve özünde bu korkuların parodisini yapan bir film. Bu sebeple Ziyaret’i direkt korku filmi olarak lanse etmek bir hata olur diye düşünmekteyim. Bir diğer önemli ayrıntı ise filmin çekim stili üzerine. Birçok kaynakta Ziyaret’in found footage; yani Cannibal Holocaust, The Blair Witch Project ve Paranormal Activity gibi filmlerden aşina olduğumuz elde hareketli bir kamerayla çekilen ama estetik açıdan sinematik bir değere sahip olmayan, sahte belgesel formatı denilen formatla çekildiği söyleniyor. Yine Shyamalan bu konuya bir açıklık getirerek Ziyaret filminin belgesel stilde çekildiğini, sinematik bir amaca ve estetiğe sahip olduğunu ve bu noktada found footage denilen türün dışında kaldığını belirterek; found footage stilinin sadece filmin sonlarında küçük bir kısımda yer aldığını ifade ediyor. Filmde; belgesel film, sinematik amaç, estetik ve sinema sanatı üzerine geçen birçok diyalogu ve bu diyalogları somutlaştıran görüntüleri de düşününce Shyamalan’ın yaptığı açıklamanın yerinde olduğunu söyleyebilirim.

Grimm Kardeşler’in Hansel ve Gretel masalından Hallowen’in Michael Myers’ına, The Ring filminin Samara’sından Hitchcock’un Psycho’suna dek türlü korku hikayelerine açık bir biçimde göndermeler içeren Ziyaret’in konusuna gelecek olursak; babalarından yeni boşanmış annelerinin yeni erkek arkadaşıyla daha fazla zaman geçirmesini isteyen iki kardeş Rebecca (Olivia DeJonge) ve Tyler (Ed Oxenbould), daha önce hiç görmedikleri ve aslında annelerine dargın olan büyükanne ve büyükbabalarını ziyarete gitmeye karar verirler. Bir çiftlikte yaşayan büyükanne ve büyükbabalarına yapacakları ziyareti yolculuğun başından sonuna dek kameraya kaydederek bir belgesel film yapmak isteyen Rebecca, kardeşi Tyler’ın da yardımıyla annelerini mutlu edeceklerini düşünmektedir. İki kardeş çiftlikte kalmaya ve zamanlarını büyükanne ve büyükbabalarıyla geçirerek parçalanmış aileyi bir araya getirecek adımları atmaya başlar. Fakat çok geçmeden, büyükanne ve büyükbabalarının davranışlarındaki tuhaflığın ve ürpertici şeylerin farkına varacaklardır.

Hikayeyi böyle anlattığımızda Ziyaret filminden beklentimizi, korku-gerilim filmlerine yönelik beklentimiz üzerinden tartışabiliriz. Fakat başta da belirttiğim gibi; Ziyaret, gerilim ögelerinin yoğun olduğu ve hatta hikayenin gerilimsel atmosferinin hemen hemen hiç düşmediği bir korku parodisi. Bu sebeple Ziyaret filmine bir parodi gözüyle bakacak olduğumuzda Shyamalan’ın oldukça nitelikli bir iş çıkardığını söyleyebiliriz. Ziyaret’te de Shyamalan’ın geçmiş filmlerindeki gibi bir içsel aile çatışması olduğu su götürmez bir gerçek. Fakat Shyamalan’ın diğer filmlerinden ayrı bir şekilde bu kez büyükanne ve büyükbaba ile torunları arasındaki jenerasyon farkını tanımlayan film, bu tür durumların içindeki ciddiyeti ve dramayı sorgulamak yerine; bu anlamsız ve hatta gereksiz ciddiyetin parodisini gözler önüne koyuyor.

Ziyaret filminde Rebecca üzerinden yönetmenliğe ve film çekmeye dair birçok söylemi de dile getiren Shyamalan, dramanın yarattığı ajitasyon duygusunu kırmak adına ironiyi kullanıyor. Bu yüzden Grimm Kardeşler’in çocuklara yönelik diye kategorize etmenin oldukça uygunsuz olacağı masallarına atıfta bulunarak tam da o masalların niteliğinde bir film yapmayı yeğliyor. Ziyaret; hayatlarımızın hangi basamağında olduğumuza, en temel ve hatta saçma bulduğumuz korkularımızla ve yaşadığımız travmalarla ne şekilde baş ettiğimize dair bir sorgulamayı parodileştiriyor. Bu anlamda korkutma ve güldürme ögelerini, tıpkı hayatın içindeki ironiyi dışa vuracak şekilde, aynı anda filmin içine serpiyor. Bu sebeple filmin karakterleri hiçbir zaman kendilerini dramanın içerisine bırakmıyorlar.

Shyamalan’ın Ziyaret filmine kattığı mizah ögeleri; karakterlerin kendilerine yönelik yaptığı şakalar, saçma hesaplaşmalar ve absürt imajlarla birleşerek ciddiyet kavramını anlamsızlaştırıyor. Öyle ki; Shyamalan, Tyler’ın mikroplara yönelik olan korkusunu ya da Rebecca’nın aynalara bakamıyor oluşunu metaforik anlamlara gelecek şekilde kurmuyor. Daha doğrusu bu küçük anekdotları dramatikleştirmekten itinayla çekiniyor. Rebecca ve Tyler’ın diğer Shyamalan filmlerindeki çocuklardan farklı olarak orta yaşlardaki insanların algısına sahip olduğunu da söylersek, Shyamalan’ın yaratmak istediği ironiyi fazlasıyla kurmuş olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar doğal olmadığı için rahatsız edici gelse de; 13 yaşındaki Tyler’ın doğru bir biçimde kullandığı ‘mizansen’ (mise en scène) kelimesi ya da 15 yaşındaki Rebecca’nın sinematik imajın niteliği üzerine söylediği sözler ve insanların duygularını sömürmeye yönelik olduğu için filmlerinde mutlak kompozisyonlar kullanmak istememesi bu parodileştirmenin bir parçası.

Bir parodi olarak okunduğu vakit M. Night Shyamalan’ın filmografisinde özel bir yere sahip olacak Ziyaret’in beni tatmin etmeyen yanı ise hikayenin düğüm noktasındaki boşluk. Spoiler vermemek adına asla bahsedemeyeceğim bu nokta, hikayeyi çözüme kavuşturduğu için oldukça hayati. Yine Shyamalan’ın diğer filmlerine nazaran daha güçsüz bulduğum diyaloglar ve filme hiçbir anlam katmayan birkaç sahne dışında Ziyaret’in; kendisinden ümidi kesmiş olduğum bir yönetmenin ironik bir biçimde geri dönüşü olduğunu söylemeliyim.

The Sixth Sense ile yönetmenlik kariyerine oldukça etkileyici ve başarılı bir giriş yapan M. Night Shyamalan; peşi sıra çektiği Unbreakable, Signs ve The Village filmlerinde The Sixth Sense’in seyirci ve eleştirmenler üzerinde yarattığı etkiyi yaratamayıp beklenti çıtasını biraz alçaltmıştı. Fakat; The Sixth Sense kadar olamasa da saydığım diğer üç film de Shyamalan’ın filmografisinde öne çıkan filmler olmayı her zaman başarmıştı. Shyamalan’dan beklediğimiz kalitedeki işleri görmeyi umarken arka arkaya gelen The Happening, The Last Airbender ve After Earth gibi facialar, bizleri M. Night Shyamalan’ın bir daha asla eskisi gibi bir kariyer çizgisine ulaşamayacağına inandırmıştı. Ta ki, Shyamalan Ziyaret – The Visit filmi ile bizleri ters köşe yapana dek. Fakat başta belirtmem gerek; Ziyaret filmi bizleri sadece Shyamalan’dan ümidi kesmememiz adına ters köşe yapan bir film. Shyamalan, The Sixth Sense ile yarattığı etkiyi bir daha yaratır mı bilemeyiz; ama en azından Ziyaret filmindeki birçok referans noktasıyla oldukça zeki bir yazar/yönetmen olduğunu kanıtlıyor. Ziyaret’in, Shyamalan’ın en iyi filmlerinden biri olmasa da açık ara en eğlenceli ve komik filmi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Shyamalan, Ziyaret filmi ile ciddiyeti parodiye dönüştürmeyi başarıyor ve böylece kendi dönüşünü de müjdelemiş oluyor. Öyle ki; son üç filminde yaşadığımız hayal kırıklıklarıyla Shyamalan’a gülerken Ziyaret filminde Shyamalan ile birlikte gülmeyi başarıyoruz. Ziyaret filminin konusuna geçmeden önce önemli birkaç ayrıntıyı vermekte yarar var. Ziyaret korku filmi olarak lanse edilmiş olsa da; M. Night Shyamalan’ın da bazı röportajlarında ifade ettiği gibi saf bir korku filmi olmaktan çok bir korku-komedi filmi. Daha çok, bize saçma gelen ama yine de korkmamıza sebep olan ve yaşlandığımızda aklımıza ve bedenimize ne olacağına dair bizleri endişelendiren tüm korkularımız üzerine yazılmış ve özünde bu korkuların parodisini yapan bir film. Bu sebeple Ziyaret’i direkt korku filmi olarak lanse etmek bir hata olur diye düşünmekteyim. Bir diğer önemli ayrıntı ise filmin çekim stili üzerine. Birçok kaynakta Ziyaret’in found footage; yani Cannibal Holocaust, The Blair Witch Project ve Paranormal Activity gibi filmlerden aşina olduğumuz elde hareketli bir kamerayla çekilen ama estetik açıdan sinematik bir değere sahip olmayan, sahte belgesel formatı denilen formatla çekildiği söyleniyor. Yine Shyamalan bu konuya bir açıklık getirerek Ziyaret filminin belgesel stilde çekildiğini, sinematik bir amaca ve estetiğe sahip olduğunu ve bu noktada found footage denilen türün dışında kaldığını belirterek; found footage stilinin sadece filmin sonlarında küçük bir kısımda yer aldığını ifade ediyor. Filmde; belgesel film, sinematik amaç, estetik ve sinema sanatı üzerine geçen birçok diyalogu ve bu diyalogları somutlaştıran görüntüleri de düşününce Shyamalan’ın yaptığı açıklamanın yerinde olduğunu söyleyebilirim. Grimm Kardeşler’in Hansel ve Gretel masalından Hallowen’in Michael Myers’ına, The Ring filminin Samara’sından Hitchcock’un Psycho’suna dek türlü korku hikayelerine açık bir biçimde göndermeler içeren Ziyaret’in konusuna gelecek olursak; babalarından yeni boşanmış annelerinin yeni erkek arkadaşıyla daha fazla zaman geçirmesini isteyen iki kardeş Rebecca (Olivia DeJonge) ve Tyler (Ed Oxenbould), daha önce hiç görmedikleri ve aslında annelerine dargın olan büyükanne ve büyükbabalarını ziyarete gitmeye karar verirler. Bir çiftlikte yaşayan büyükanne ve büyükbabalarına yapacakları ziyareti yolculuğun başından sonuna dek kameraya kaydederek bir belgesel film yapmak isteyen Rebecca, kardeşi Tyler’ın da yardımıyla annelerini mutlu edeceklerini düşünmektedir. İki kardeş çiftlikte kalmaya ve zamanlarını büyükanne…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

75

The Happening, The Last Airbender ve After Earth gibi facialar; bizleri M. Night Shyamalan’ın bir daha asla eskisi gibi bir kariyer çizgisine ulaşamayacağına inandırmıştı. Ta ki, Shyamalan Ziyaret – The Visit filmi ile bizleri ters köşe yapana dek.

Kullanıcı Puanları: 4.73 ( 3 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi