Doğası gereği sosyal bir yapı içinde varlığını sürdüren insan, başkalarıyla olan ilişkileriyle doğru orantılı olarak mutlu yada mutsuz oluyor. İnsanlar tarafından takdir edilmek, beğenilmek, sevilmek olmazsa olmazlarındandır insanın. Bu uğurda yeri geldiğinde küçük hilelere başvurur, dışlanmamak, öteki olmamak için gerçekte olmadığı ve/veya yapmadığı şeyleri kıvırarak öyleymiş gibi gösterir. Genel olarak bu duruma komformizim denir ki herkes bir şekilde bu durumu yaşamıştır. Usta yönetmen Woody Allen’ın, 1983 yapımı Zelig’i tam da bu konuyu işleyen, esprili, absürt, bol göndermeli bir sahte belgesel olarak dikkat çekiyor.

1920’lerin ABD’sinde geçen film, Leonard Zelig’in hikayesini anlatmaktadır. Zelig, etrafında kim varsa, hemen o an onun gibi görünmeye başlayıp, onun gibi davranan birisidir. Patronu ve ev sahibinin Zelig için yaptığı kayıp ihbarını soruşturan polisler, Zelig’i Çin Mahallesinde, Çinli gibi görünüp, Çin aksanıyla konuşur bir vaziyette bulurlar. Polise direnen karakterimizin akıl sağlığında bir problem olduğundan şüphelenildiği için bir akıl hastanesinden ambulans gelir ve Zelig’in doktorlarla olacak macerası da böylelikle başlamış olur.

picture-172

Dr. Eudora Fletcher sıradan bir hasta vakasıyla karşılaşacağını zannederken, karşısında psikiyatrik terimler kullanan, kendini doktor olarak tanıtan bir adam bulur. Söyledikleri mantıklı şeyler değil, laf salatasıdır fakat konuya hakim olmayan biri için oldukça inandırıcıdır. Farklı testler yapılır fakat sonuç değişmez. Zelig’in yanına kim getirilirse Zelig o kişi gibi olmaya başlar. Obezlerin yanında obez, zencilerin yanında zenci, Kızılderililerin yanında Kızılderili, müzisyenlerin yanında müzisyen, doktorların yanında doktor olmaktadır. Zelig ile ilgili haberler dalga dalga yayılır ve bu değişken adam ülkenin en önemli gündemi haline gelir. Doktorlar bir türlü teşhis koyamazken, Zelig’in üvey kız kardeşi ortaya çıkar ve yasal vasi olduğu için Zelig’i hastaneden çıkartır. Üvey kız kardeş ve onun düzenbaz sevgilisi Zelig’i hem ülkenin hem de dünyanın çeşitli yerlerinde gösteriler yapmaya zorlayarak para kazanma peşindedir. Bu sırada D. Fletcher ise Zelig’i tedavi etmek için yanıp tutuşmaktadır. Bir kıskançlık krizi yüzünden üvey kız kardeş ve sevgilisi ölünce, Zelig fırsat bulur ve ortadan kaybolur. Vatikan’da önemli bir tören sırasında yetkililere yakalanan Zelig tekrar ABD’de ki hastaneye gönderilir. Burada onu Dr. Eudora Fletcher beklemektedir. Bir kır evine götürerek orada tedavi etmeye çalışır bu bukalemun insanı. Hipnoz yöntemiyle Zelig’in bu değişimlerinin altında yatan sorun ortaya çıkar. Zelig çocukken arkadaş ortamında edilen bir sohbette okumadığı halde Moby Dick kitabını okumuş gibi davranmıştır, sırf arkadaşları tarafından ezilmemek için. Bu davranış zaman içinde farklılaşmış, biçim değiştirmiş ve fiziksel bir boyut da kazanmıştır. Güvende olmak için, sevilmek için bu değişimleri yaşadığını itiraf eder. Terapiler sonuç verir ve Zelig yavaş yavaş kendi benliğini keşfetmeye başlar. Bu sırada doktor ve Zelig arasında bir yakınlaşma başlar. Zelig iyileştikten sonra evlilik hazırlıkları yaptıkları bir dönemde, Zelig’in değişken zamanlarında yaptığı ve yaşadıkları önüne çıkmaya başlar. Gerçekleştirdiği evlilikler, karıştığı olaylardan suçlanır ve yargılanmaya başlar. Mahkeme tarafından kararın açıklanmasından bir gün önce Zelig tekrar ortadan kaybolur. Uzun uğraşlar sonunda Dr. Fletcher sevdiği erkeğin izini Nazi Almanya’sında bulur. Hastalığı tekrar nükseden ve Hitler’in üst kademe komutanları arasına sızan Zelig’i tekrar sağlığına kavuşturmak ve mutlu bir yaşam devam ettirmek için elinden geleni yapar. Büyük karışıklıklardan sonra pilot rolüne bürünen Zelig’in kullandığı bir Alman savaş uçağı ile okyanus geçerek Amerika’ya ulaşırlar. ABD’de kahraman olarak karşılanan ikili evlenir ve mutlu olur. Sağlığına, benliğine ve kişiliğine kavuşan Zelig artık istediği gibi davranır ve hiç bir ortamda başka biri gibi davranmaz.

Zelig

Woody Allen’ı oyuncu olarak beğenmeyenlerin aksine ben her zaman Woody Allen filmlerinde kendilerini başrolde görmeyi sevmişimdir. Sonuçta adamın kafasında yarattıklarını kendisinden daha iyi kim yansıtabilir ki perdeye. Zelig’te de başrolde olan Woody, filmi o dönemki sevgilisi Mia Farrow’la yakaladıkları kimya sayesinde oldukça güzel şekilde kotarmayı bilmiş. Filmin en güzel tarafı ise 1920’lerin Amerika’sına bizleri götürmesi oluyor. Amerikan halkının underground partilerde caz eşliğinde çılgın danslar etmesi, halkın medyayı takip alışkanlıkları, dönemin ünlülerinin yaşam tarzları çok güzel bir şekilde yedirilmiş filme. Özellikle medyanın daha çok satış için her türlü yola başvurmasının gösterildiği bölümler oldukça önemliydi.

Woody Allen’ın hemen her filminden alıştığımız o sivri esprileri, zeka fışkıran kelime oyunları, göze parmak yapmadan hem Yahudilere, hem Yahudi karşıtlarına laf sokmaları oldukça keyifliydi. “On iki yaşındayım. Sinagoga gidiyorum. Hahama hayatın anlamını soruyorum. Bana hayatın anlamını söylüyor… Ama İbranice olarak. İbranice bilmiyorum. Bana 600$ karşılığında İbranice dersi vermek istiyor.”  Bu sivri replik dışında Nazilerle ilgili bölümde Hitler’e ve diğer faşistlere yaptığı kibar giydirmeler klasik Woody Allen zihninin güzel örneklerindendi.

Zelig, temel amacı kendini korumak ve yaşadığı sosyal çevrede itibar kaybetmek istemeyen insanın yapabileceklerinin uç bir örneği. İzleyen herkesin mutlaka kendinden az yada çok bir şeyler bulacağı, güleceği, düşüneceği hoş bir seyirlik. Woody Allen hayranlarının zaten kaçırmaması gereken bir yapımken, yönetmenin sinemasıyla henüz tanışmamış olan kişiler için de oldukça güzel bir başlangıç olacaktır Zelig. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi