Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

1964 yılında Isparta’da doğan Zeki Demirkubuz, kasabalı küçük esnaf bir aileden gelmektedir. 1976 yılında geçim sıkıntısından dolayı ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eder. Lise öğrenimini yarıda bırakan Demirkubuz; işportacılık, konfeksiyon atölyelerinde ütücülük, triko alanında kazak örme gibi farklı işlerde çalışır. Daha sonra TİKKO hareketine katılır, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından tutuklanır ve TİKKO ana davasından idam istemiyle yargılanır. 1983 yılında serbest bırakılan Demirkubuz, dışarıdan lise bitirme sınavlarına başvurarak yarıda bıraktığı lise eğitimini tamamlar, daha sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümüne girer. Uzun yıllardır kısa öyküler yazan ve özellikle Rus edebiyatına ilgi duyan Demirkubuz, 1986’da Zeki Ökten’in asistanlığını yapmaya başlayarak sinemaya adım atar ve çeşitli projelerde bir süre asistanlık yaptıktan sonra ilk filmi C Blok’u 1994 yılında çeker. Zeki Demirkubuz’un sinemaya başlama serüveni özetle bu şekilde başlar.

Zeki Demirkubuz yapmış olduğu filmlerle; insanoğlunun varoluşunu sorgulayan, nedenlerden çok nedensizliğin, ahlak felsefesinden bolca esinlenerek kötülüğün sinemasını yapan; böylece başarı ahlakına, ataerkil düşünce normlarına, burjuva yaşam biçimlerine önemli eleştiriler getiren; Türkiye toplumunu, toplumun karakteristik özelliklerini iyi gözlemlemiş bir sinemacıdır. Sinemacı dedim çünkü sadece yönetmen değildir Zeki Demirkubuz, sinemanın hemen her alanında emeği olan biri olarak oldukça önemlidir. Diş ağrısından aldığımız o gizli haz ve tatlar vardır onun sinemasında. Türkiye Sineması’nda senaryo deyince akla ilk gelen yönetmenlerden biri olan Zeki Demirkubuz’un Masumiyet, İtiraf, Yeraltı gibi filmlerindeki o uzun monologları hangimiz unutur ki? Hele Kader’de Bekir’in Kars’a, Uğur’un yanına geldiği sahnedeki o can alıcı konuşmasını…

Uzun lafın kısası; C Blok’tan Yazgı’ya; Kader’den Yeraltı’na Zeki Demirkubuz Sineması’nın keskin virajlarına doğru bir yola çıkalım.

Not: Bulantı filminin eleştirisini buradan, Zeki Demirkubuz ile yaptığımız röportajı ise şuradan okuyabilirsiniz.

C Blok (1994)

c-blok---filmloverss

C Blok filmini Türk Sineması’nın sıra dışı yönetmenlerinden biri olan Alp Zeki Heper’e adaması, Zeki Demirkubuz’un toplumdaki ayrıksı kişilere ya da klişeleşmemiş hayatlara olan ilgisinin de bir göstergesidir. Zeki Demirkubuz bu ilk filmini, kabul etmese hatta bu filmi diğer filmleri için bir ön hazırlık olarak görse de, bu filmiyle kendi sinemasının sınırlarını çizmeye çalışmıştır. Serap Aksoy, Zuhal Gencer, Fikret Kuşkan’ın oldukça etkili oyunculuklar sergilediği filmde yönetmen karakterleri üzerinden insanoğlunun çaresizliklerini, seçimlerini, kıskançlıklarını, hayal kırıklıklarını ve samimiyetini sorgulamaya çalışır.

Olaylardan çok durumlara, anlara ağırlık veren C Blok’un hikayesi kısaca şu şekildedir: Mutsuz evliliği dağılmakta olan Tülay (Serap Aksoy), modern bir sitede yaşamaktadır. Site çalışanı Halet (Fikret Kuşkan), gizlice Tülay’ı gözetlemekte, her hareketini izlemektedir. Tülay bir akşam eve döndüğünde Halet’le hizmetçisi Aslı’nın (Zuhal Gencer) kendi yatağında sevişmesine tanık olur. Bu an, Tülay için bilinçsiz bir arayışın başlangıcı olacak, günlük yaşamı algıları ve korkularıyla karışmaya başlayacaktır. Film adından da anlaşılacağı üzere büyük apartman blokları etrafında geçerken, aslında bu bloklar Tülay’ın sıkışmışlığını, varoluşsal sorunlarını, endişelerini de temsil edecek bir metafor işlevi görür. Bir yandan da burjuva ahlakı eleştirisi yapan Demirkubuz, filmin sonunda sosyal statülerin içlerinin aslında ne kadar da boş olduğunu göstermektedir. Zira filmin sonunda Halet akıl hastanesine kapatılırken, Tülay da onunla olmayı seçmiş; hizmetçisi Aslı ise Tülay’ın eski kocasıyla evlenmiştir.

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi