Arjantinli auteur sinemacı Lucrecia Martel’in dokuz yıl aradan sonra gelen yeni filmi Zama, dünya prömiyerini 74. Venedik Film Festivali’nde yaptıktan sonra sırasıyla Toronto ve New York’ta gösterildi. 16. Filmekimi kapsamında izleme fırsatı bulduğumuz Arjantin’in Yabancı Dilde Oscar Aday Adayı olan film, parmak ısırtan bir tecrübe vadediyor. Mertel, Zama ile sinemanın anlatı gücünü sonuna kadar kullanıyor. Son yılların yükselen ülke sinemalarından olan Arjantin sinemasının öne çıkan yönetmenlerinden biri olarak, dokuz yıllık aranın beklemeye değdiğini gösteriyor. Antonio di Benedetto’nun aynı adlı romanından uyarlanan Zama, İspanya’nın Güney Amerika’daki sömürge kolonilerinden birinde yargıç olarak görev yapan Diego de Zama (Daniel Giménez Cacho)’nın öyküsünü anlatıyor. Her ne kadar kitabın 18. Yüzyılda Paraguay’da geçtiğini bilsek de, Mertel bu konuda ne zaman ne de yer bilgisi veriyor, arka planı boş bırakarak zamansız ve mekansız bir öykünün zemini hazırlıyor. Eserin varoluşçu yapısına uyan bu tercihle hikayeyi genellemek ve hatta zamansız bir şekilde oturtmak mümkün oluyor. Zama, bulunduğu bölgede sayılan bir devlet memuru olsa da uzun zamandır beklediği terfinin bir türlü resmiyete kavuşmaması yüzünden sıkıntılanmaya başlıyor. Sorumlu olduğu bölgede edindiği saygınlığa ve ona sunulan vaatlere rağmen hiç sonuç alamamak onu bir tür kaçışa doğru sürüklüyor. Bu kaçış, onun geleceğiyle birlikte geçmişini de etkiliyor. Zama: Vahşi Şartlar Altında Adil Olanı Beklemek ve Boşluk Hissi Yapımcıları arasında Pedro Almadovar ve Gael Garcia Bernal gibi isimler bulunan filmin yapım süreci oldukça sıkıntılı geçmiş ama elimizdeki sonuca bakacak olursak bu sıkıntıların meyvesini verdiğini söyleyebiliriz. Lucrecia Martel’in etkileyici bir sinematografiyle desteklediği, metaforlarla bezeli anlatımı ve anlamlandırması zor senaryosu Zama’nın çarpıcı bir eser olmasına imkan tanıyor. Varoluşçu alt metnini Güney Amerika’nın muhteşem doğasıyla, sömürgeci kültürün vahşi uygulamalarıyla ve sözde adaletin yarattığı koloni düzeniyle dolduruyor. Güvensizlik ve şüphecilik Martel’in detaylandırdığı resimde bütün filme yayılıyor ve Zama’nın kendine olan güvenini kaybetmesiyle etkisi iyice artıyor. Diego de Zama, filmin açılışında izleyici bir halk kahramanı gibi karşılıyor. Adaleti sınırları aşmış, sözüne güvenilir ve halkının savunucusu, gelecek kötülükleri engelleyen yegane kurtarıcı. Onun bir kaşif gibi okyanusu izleyişinin hemen ardından, içinde yatan bastırılmış arzu ve şehveti yerliler üzerinden dışa vuruşuna şahit oluyoruz. Yerli halkın senaryodaki yeri bir o kadar önemli olduğu halde, bir sömürgecinin gözünden hikayeyi izlememiz bu önemi tamamen ortadan kaldırıyor. Zama’nın arzuları yalnızca şehvet yüklü olmamakla birlikte, kararlı bir şekilde talep ettiği terfi için de hırsla dolu. Gerek şehvet beslediği kadın tarafından, gerekse otorite tarafından görmezden gelindikçe, kendine olan güvenini kaybetmeye ve kaçış yolunu aramaya başlıyor. Onun kaçışı, mutlak arayışının tezat bir izdüşümü olarak karşısına çıktığında ise gerçek kaybeden olduğunu anlaması uzun sürmüyor. Zama’nın elde ettiği şanının en önemli sebeplerinden birisi, neredeyse bölgedeki bütün kolonilere korku salmış Vicuna Porto’yu yakalayıp cezalandırdığı iddiası olarak karşımıza çıkıyor. Bu halk efsanesinin doğru olmadığını bilse de, akışına kapılıyor. Fakat, bu konuda tek olmadığını başka yetkililerin de aynı şekilde böbürlendiğini duydukça, amaçsızlığının içinde kaybolmaya başlıyor. Son kozu olarak kendini feda etmek uğruna çıktığı yolculukta çaresizliğiyle boğuşurken, Vicuna Porto engeli direkt karşısına çıkıyor. Adaletsiz düzenin bir ürünü olan Porto’nun varlığının bile şüpheli olduğu bir noktada kendine olan bütün inancını kaybetmiş Zama en güçsüz anında yakalanıyor. Bütün acizliğiyle birlikte tıpkı filmin başında onu bulduğumuz gibi, finalde…

85

Puan - 85%

85%

Yazar Puanı

Zama, dokuz yıllık bir aradan sonra dönüş yapan bir yönetmenin sinemanın hem anlatısal hem de görsel gücünün sınırlarını zorladığı çok özgün bir film.

Kullanıcı Puanları: 4.35 ( 1 votes)
85

Arjantinli auteur sinemacı Lucrecia Martel’in dokuz yıl aradan sonra gelen yeni filmi Zama, dünya prömiyerini 74. Venedik Film Festivali’nde yaptıktan sonra sırasıyla Toronto ve New York’ta gösterildi. 16. Filmekimi kapsamında izleme fırsatı bulduğumuz Arjantin’in Yabancı Dilde Oscar Aday Adayı olan film, parmak ısırtan bir tecrübe vadediyor. Mertel, Zama ile sinemanın anlatı gücünü sonuna kadar kullanıyor. Son yılların yükselen ülke sinemalarından olan Arjantin sinemasının öne çıkan yönetmenlerinden biri olarak, dokuz yıllık aranın beklemeye değdiğini gösteriyor.

Antonio di Benedetto’nun aynı adlı romanından uyarlanan Zama, İspanya’nın Güney Amerika’daki sömürge kolonilerinden birinde yargıç olarak görev yapan Diego de Zama (Daniel Giménez Cacho)’nın öyküsünü anlatıyor. Her ne kadar kitabın 18. Yüzyılda Paraguay’da geçtiğini bilsek de, Mertel bu konuda ne zaman ne de yer bilgisi veriyor, arka planı boş bırakarak zamansız ve mekansız bir öykünün zemini hazırlıyor. Eserin varoluşçu yapısına uyan bu tercihle hikayeyi genellemek ve hatta zamansız bir şekilde oturtmak mümkün oluyor. Zama, bulunduğu bölgede sayılan bir devlet memuru olsa da uzun zamandır beklediği terfinin bir türlü resmiyete kavuşmaması yüzünden sıkıntılanmaya başlıyor. Sorumlu olduğu bölgede edindiği saygınlığa ve ona sunulan vaatlere rağmen hiç sonuç alamamak onu bir tür kaçışa doğru sürüklüyor. Bu kaçış, onun geleceğiyle birlikte geçmişini de etkiliyor.

Zama: Vahşi Şartlar Altında Adil Olanı Beklemek ve Boşluk Hissi

Yapımcıları arasında Pedro Almadovar ve Gael Garcia Bernal gibi isimler bulunan filmin yapım süreci oldukça sıkıntılı geçmiş ama elimizdeki sonuca bakacak olursak bu sıkıntıların meyvesini verdiğini söyleyebiliriz. Lucrecia Martel’in etkileyici bir sinematografiyle desteklediği, metaforlarla bezeli anlatımı ve anlamlandırması zor senaryosu Zama’nın çarpıcı bir eser olmasına imkan tanıyor. Varoluşçu alt metnini Güney Amerika’nın muhteşem doğasıyla, sömürgeci kültürün vahşi uygulamalarıyla ve sözde adaletin yarattığı koloni düzeniyle dolduruyor. Güvensizlik ve şüphecilik Martel’in detaylandırdığı resimde bütün filme yayılıyor ve Zama’nın kendine olan güvenini kaybetmesiyle etkisi iyice artıyor.

Diego de Zama, filmin açılışında izleyici bir halk kahramanı gibi karşılıyor. Adaleti sınırları aşmış, sözüne güvenilir ve halkının savunucusu, gelecek kötülükleri engelleyen yegane kurtarıcı. Onun bir kaşif gibi okyanusu izleyişinin hemen ardından, içinde yatan bastırılmış arzu ve şehveti yerliler üzerinden dışa vuruşuna şahit oluyoruz. Yerli halkın senaryodaki yeri bir o kadar önemli olduğu halde, bir sömürgecinin gözünden hikayeyi izlememiz bu önemi tamamen ortadan kaldırıyor. Zama’nın arzuları yalnızca şehvet yüklü olmamakla birlikte, kararlı bir şekilde talep ettiği terfi için de hırsla dolu. Gerek şehvet beslediği kadın tarafından, gerekse otorite tarafından görmezden gelindikçe, kendine olan güvenini kaybetmeye ve kaçış yolunu aramaya başlıyor. Onun kaçışı, mutlak arayışının tezat bir izdüşümü olarak karşısına çıktığında ise gerçek kaybeden olduğunu anlaması uzun sürmüyor.

Zama’nın elde ettiği şanının en önemli sebeplerinden birisi, neredeyse bölgedeki bütün kolonilere korku salmış Vicuna Porto’yu yakalayıp cezalandırdığı iddiası olarak karşımıza çıkıyor. Bu halk efsanesinin doğru olmadığını bilse de, akışına kapılıyor. Fakat, bu konuda tek olmadığını başka yetkililerin de aynı şekilde böbürlendiğini duydukça, amaçsızlığının içinde kaybolmaya başlıyor. Son kozu olarak kendini feda etmek uğruna çıktığı yolculukta çaresizliğiyle boğuşurken, Vicuna Porto engeli direkt karşısına çıkıyor. Adaletsiz düzenin bir ürünü olan Porto’nun varlığının bile şüpheli olduğu bir noktada kendine olan bütün inancını kaybetmiş Zama en güçsüz anında yakalanıyor. Bütün acizliğiyle birlikte tıpkı filmin başında onu bulduğumuz gibi, finalde yine su kenarında görüyoruz.

Lucrecia Martel’in son filmi Zama bütün detaylarıyla ve dolu alt metniyle gösterişli bir sinema tecrübesi sunuyor. Bazı kısımlarında metaforik anlatımın dozunun artmasıyla filmin ağırlığı artsa da, filmin genelinde ortalama bir tempo tutturmayı başarıyor. Zama, dokuz yıllık bir aradan sonra dönüş yapan bir yönetmenin sinemanın hem anlatısal hem de görsel gücünün sınırlarını zorladığı çok özgün bir film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi