Yozgat Blues ile kavuşmam oldukça uzun zaman aldı.  Yer aldığı festivallerde kaçırdığım gibi geçtiğimiz hafta yapılan basın gösterimine de ne yazık ki katılamadım ve geç de olsa vizyonda yakalama şansı buldum.  Zira bir kavuşamayanın hikayesi olarak da tanımlayabileceğimiz Yozgat Blues bir kere kavuştuğunuz zaman bırakmak istemeyeceğiniz naif hikayelerden bir tanesi.

Mahmut Fazıl Coşkun ilk filmi Uzak İhtimal ile taşradan, büyük şehre taşıdığı hikayesinin aksine Yozgat Blues’da karakterlerini İstanbul’dan taşraya taşıyor. Ancak bunu yaparken taşrada geçen filmlerin şehri yansıtma, doğal güzellikler sunma telaşına girmiyor Yozgat’ı sadece buzlu bir fon olarak kullanıyor. Yönetmen taşra insanının büyük şehir hayallerini değil bulundukları yerde kurduğu küçük hayallere odaklanıyor.  Ve bunu da büyük şehirden bambaşka hayallerle Yozgat’a gelen şarkıcı Yavuz’un dünyasından anlatıyor.

İçine kapanık, yalnız, idealleri doğrultusunda mütevazi bir hayat yaşayan Yavuz’un hikayesi filmin ilk sahnesinden son sahnesine kadar başarılı bir şekilde anlatılıyor. Yavuz’u içimizden biri gibi görmemize sebep olan bu anlatımın yanı sıra filmin yaratmayı başardığı atmosfer de, ne olacak hissiyatını son ana kadar yaşamamızı sağlıyor. Belki de yalnızca bir “peruk” üzerinden Yavuz’un tüm yaşantısını anlatmak, karşılıksız aşkının sembolü haline getirmek filmin en büyük başarısı.  Yavuz’un ilk kez peruksuz bir şekilde Neşe’ye yakalanma ihtimalinin bile seyirciyi son derece gerdiğini düşünecek olunca, kendi ağzından peruksuz onu ilk kez gören arkadaşlarını anlattığı sahnenin seyirciye nasıl  buruk bir mutluluk verdiğini tahmin etmek zor olmayacaktır.

10851263285_25de970531_h

Aslında yukarıda bahsettiğim karşılıksız aşk hikayesinin de ne kadar doğru olduğunu tam olarak kestirmek zor. Lakin, Neşe’nin biraz da zorlama bir şekilde Yavuz’un hayatına girmesi,  filmin henüz açılış sahnesinde kalabalık bir alışveriş merkezinde yalnız bir şekilde şarkısını söyleyen adamın Yozgat’a taşınınca sadece şarkısını değil aynı zamanda odasını da paylaşması anlamına gelecektir. Bu paylaşım Yavuz’un hayatında düğünlerde şarkı söyleyecek duruma kadar gerilemesine sebep olurken Neşe’nin yükselişi Yavuz’un gitgide kadrajdan silinmesine yol açıyor. Öyle ki Yavuz’un kendisini ispat çabalarından bir tanesi olan “porselen tabak”lar Neşe için sadece klasik bir otel odası tabağı görünümündedir. Neşe için demlediği çay kendisi için bir ispat çabasıyken, Neşe için uzak diyarlara bakarken denediği alternatif bir tattan başka bir anlam taşımamaktadır.

Yönetmenin bir röportajında Ercan Kesal’ın Fransızca bir şarkı söylemesi konusunu ilettiklerinde Kesal’ın “Düğünlerde şarkı söylemişliğim vardır.” İfadesini sadece mütevazi bir yaklaşım olarak kabul edebilirim. Kesal film boyunca tek bir şarkı seslendirse de (L’été indien) her sahneye çıkışında seyirciyi kendisine hayran bırakmayı başarıyor. Usta oyuncunun yanı sıra Tansu Biçer ve Nadir Sarıbacak’ın performanslarının da filmi bir basamak yukarı taşıdığını belirtmek gerekiyor.

Biraz sizden, biraz bizden ama çokça içimizden bir hikaye olan Yozgat Blues aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden naif bir film. İç acıtan ama gülümsetmeyi de eksik etmeyen bu “peruk” hikayesi için “festival filmi” veya üzerine yapıştırılan diğer tüm etiketleri bir kenara bırakıp seyretmenizi öneririm.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi