Geçtiğimiz sene Steven Knight‘ın Locke‘u festivallere adeta bomba gibi düştü. Film Venedik’te ilk gösterimini yaptıktan sonra Londra ve Sundance’ta da izleyici ile buluştu. Sundance’ta izleyicileri ve eleştirmenleri öyle şaşırttı ki bağımsız sinema hayranları tarafından kulaktan kulağa ismi yayıldı. Locke sonuçta bir bağımsız film olduğundan az sayıda salonda kendine yer bulabildi. Ama bu, hedef izleyicisini bulmasına bir engel olmadı. Filmden çıkan hemen herkesin konuştuğu, filmin mekan kısıtlamasını kendi lehine çevirerek kurduğu incelikli ve metaforik anlatıydı. Eleştirmenlerin bir kısmı Locke’u senenin en iyi filmlerinden biri olarak gösterdi.

The Film Stage, filmin bu hafta Blu-ray ve DVD olarak satışa çıkması sebebiyle yönetmen Steven Knight ile bir röportaj gerçekleştirdi. Anlatısı ve Tom Hardy‘nin performansı ile benzerlerinden ayrılan filmin yönetmeni ile yapılan röportaja geçmeden önce filmin eleştirisine göz atmak isteyenler eleştiriye buradan ulaşabilirler.

Locke

– Filmin tek mekanda geçmesinin çekimlere ve sete etkileri oluyordur diye düşünüyorum. Set değişikliği olmadığından her gün nereye gideceğini bilmek ve bir süre sonra mekana alışmış olmak bunun artılarından olsa gerek. Peki ama bu durumun eksileri nelerdir?

Steven Knight: Artısı eksisinden çok daha fazla diyebilirim. Filmi sadece 8 günde çektiğimiz için mekandan sıkılma gibi bir şansımız da olmadı açıkçası. Zaten çekimler sırasında üç kamera birden kullandığımız için kameralardan birini illa ki çılgın bir noktaya yerleştirmiş oluyorduk. Mekanı kontrol edebilme yetisi ekstra eğlence sağlamıştı. Tüm film araba hareket halindeyken geçtiği için çevre için ise durum tam tersiydi. Bir şey olsa bile kameralar durmuyordu. Trafik mi var, kameralar hala dönüyor. Kameralardan birinde sıkıntı mı oluştu, sorun değil iki tanesi çalışmaya devam ediyor. Kuralsızlığın getirdiği rahatlık ve eğlence bizim için çok güzeldi.

– Az da olsa tek mekanda geçen filmler var daha önceden yapılmış. Bu tarz bir film çekmek, kolay bir iş olmasa gerek. Peki içlerinden favorileriniz var mı?   

– Ben film yaparken referans vermemeye çalışıyorum. Dürüst olmam gerekirse, çok film izlediğim de söylenemez. Daha önce tek mekanda geçen filmlerden birini izlememiştim hiç. Benim safi amacım sinema ile tiyatro arasındaki çizgiyi şeffaflaştırmaktı. Bir oyuncuyu sahneye koyup filme çekmek gibi. Locke ile izleyicinin sadece sahne performansında bulabileceği o samimiyeti yakalamaya çalıştım. İkincil olarak  bu film özel efektlerin ya da büyük bir bütçenin gerçek kıldığı hayal gücü üzerine değil, insanların kendi hayal güçlerini kullanmaları üzerine. Filmi izleyen insanların bana söylediği en iyi şeylerden biri; Locke dışında kimseyi görmemelerini unutmuş olmaları. Çünkü, Locke oğlu ile konuşurken herkes televizyonu ve odayı görüyor aslında, gelen ses ve diyaloglar onlara kendi mekan tasarımları için yeterli olanağı veriyor.

Locke-Poster-filmloverss

– Filmleriniz genelde 90 dakika sınırı civarı oluyor. Hatta Locke yanlış hatırlamıyorsam 83 dakika. Bazı sinemacılara 110 dakika bile yetmezken siz çok daha azını yeterli görüyorsunuz. Kurgu sırasında filmin şuan ki halinden daha kısa bir versiyonu oldu mu hiç?

– Daha uzun versiyonu oldu. Filmi insanlara göstermeden önce bazı dış ortam çekimleri eklemiştik filme. İnsanların çok klostrofobik hissetmesinden çekindiğimden bu tarz çekimler ekledik ama filmi izleyenler aksini belirtti. Arabanın içinde kalmak istediler, bir adım sonra neler olacak onu görmek istediler. Zaten bu isteklerini duyduğumda yaptığımız şey ile ilgili doğru yolda olduğumuzu hissettim.

– Filmi izlerken Locke’un hastalığının neden senaryoda yer aldığını ya da bir şeyin sembolü olup olmadığını anlayamamıştım. Ama işin gerçeği, sadece Tom Hardy sete geldiğinde hasta olduğu için bunun senaryoya eklenmesi imiş. Bunu okuyunca çok eğlenmiştim. 

– Hepimiz film izlerken neyi beklediğimizi biliriz. İzleyicinin beklediği adımı hiç göstermemek ya da açıklamamak, bu kuralı kırmak benim açımdan çok eğlenceli.

locke-movie-filmloverss

– Son olarak, filmle ilgili aldığınız ya da almayı umduğunuz tepkilerden bahseder misiniz?

– Açıkçası, filmin deneysel bir sanat filmi olarak görülmemesinden memnunum. Filmin merkezindeki alelade bir adam. Filmde olanlar günlük hayatta karşılaşabileceğimiz olaylar. İzleyiciyi şaşkına çevirmek için uğraşmadık. İngiltere, Los Angeles ve New York’ta ki gişe sonuçları benim açımdan gayet iç açıcı. Popüler olan bir şeyi hor gören insanlardan değilim. Eğer bir film yapıyorsan, onu insanların izlemek isteyeceği şekilde yapmalısın.

Röportajın tamamını okumak isteyenler için.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi