Jack Kerouac’ın aynı adlı romanından uyarlandı Yolda (On The Road) filmi. Kitap Beat Kuşağı’nın en önemli eserlerinden olarak kabul edilir. Beat Kuşağı nedir diye kısa bir açıklama yapmak gerekir sanırım. Çünkü Beat Kuşağı, Jack Kerouac, William Burroughs ve Allen Ginsberg isimlerini duyup, bu kuşağın, bu akımın ve isimlerin ne anlattığını, ne yazdıklarını bilmeyenler vardır muhakkak. Beat akımındaki eserler dünyevi kaygılardan arınmış, ruhsal bir ayin diye adlandırabileceğimiz bir düşünce yapısıyla oluşturuluyor. Kaygıları göz ardı edip, dünyevi zevkleri tanıyan bir yapıyı barındırıyor bünyesinde. Cinsellik ve uyuşturucunun ön planda olduğu Beat akımı, bu nedenlerle de sürekli yasaklarla mücadele etti. İlk olarak Amerika’da bir araya gelen bir grup yazarın başlattığı akımın en önemli yazarlarından birisi olarak kabul edilen Jack Kerouac, aynı zamanda bu akımın isim babasıdır.

Yolda, adı üstünde bir yol hikayesi. Kerouc’ın 3 yılı aşkın bir süre boyunca Amerika’nın yollarında başından geçenleri, 3 haftada daktilo ederek anlattığı bir hikaye. Yol boyunca aldığı notları toparlayarak yazdığı kitap ilk yayınlandığı dönemde sansürlenerek okuyucuyla buluştu. Aşırı görülen cinsel öğeler ve gerçek isimler romandan çıkartıldı. Kitap orijinaline göre oldukça kısaldı. Ancak kitabın 50. yılında orijinale yakın bir metinle kitap yeniden yayınlandı.

On The Road-2

Film her uyarlamanın yaşadığı sıkıntıyı yaşıyor elbette. Kitabı tam olarak yansıtamasa da iki buçuk saate yakın süreye sığdırılmaya çalışılan film beklediğimden daha başarılı olmuş. Burada kafa karıştıran soru ise şu; popüler kültürle neredeyse taban tabana zıt bir akımın filmini popüler kültüre ait isimlerle beyaz perdede görmek bu akımın öncülerini anlamamızı ne kadar sağlayabilir. Sorulabilecek bir diğer soru ise, filmi Kristen Stewart için izleyen bir kesimin varlığı ve beat akımından, Kerouc’tan Burroughs’an haberdar olmayan insanların izlemesi Kerouc ve diğerlerinin ne kadar ilgisini çekerdi. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki, Alacakaranlık serisi yüzünden oldukça ön yargıyla yaklaştığım Kristen Stewart bu filmde kötü bir oyunculuk sergilememiş. Beklediğimin üzerinde bir performansla Marylou karakterini canlandıran Stewart’ın rol aldığı sürenin kısa olması ve repliklerinin az olması da buna etken olabilir ancak Alacakaranlık serisindeki donuk bakışlarından kurtulmuş olması bile onun adına önemli bir gelişim.

Filmin başrol oyuncuları Sam Riley ve Garrett Hedlund ise rollerinin hakkını veren isimler. İlk defa bu filmde izleme fırsatı bulduğum Riley’i film boyunca başka oyunculara benzetip dursam da oyunculuğunu oldukça beğendim. Garrett Hedlund ile de iyi bir ikili oluşturduklarını düşünüyorum. Ancak bu filmde oyunculuktan bahsedeceksem Hedlund’ın oyunculuğuna ayrı bir parantez açmak gerekir. Yavaş yavaş adını duyuran Hedlund, bu filmdeki performansından sonra adından fazlasıyla söz ettirecektir. Filmde sürpriz oyuncularla da karşılaşıyoruz. Viggo Mortensen, Steve Buscemi ve Terence Howard gibi isimler filmin ilerleyen dakikalarında ortaya çıkıyor. Oyunculuğunu beğendiğim Kirsten Dunst’ın da yine her zamanki gibi başarılı oyunculuğuyla bu filmde olduğunu belirtmeliyim. Ancak oyunculuklarını ne kadar beğensem de bu isimler yerine daha az popüler isimlerin kadroda olması daha anlamlı olurdu gibi geliyor.

Her ne olursa yıllarca ön yargıyla yaklaşılmış, dünyadan aldıkları zevkler sorgulanmış, yaptıkları yadırganmış bu insanları anlamak için bu filmi izleyecekseniz izlemeyin, kitabı okuyun. Bu filmden keyif almak için bu insanları tanıyor olmak şart olmasa da, daha anlamlı olacağı kesin.

İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi