Western, sessiz sinema döneminden beri devam eden köklü bir tür olarak dikkat çekmektedir. Zaman olarak Amerika’nın iç düzenini oturtmaya çalıştığı dönemlerde geçen westernler; kovboyların, Kızılderililer’in ve süvarilerin hikayelerinin anlatıldığı filmlerdir. Kendi içinde de çeşitli alt türleri bulunan westernler bu güne kadar pek çok farklı şekilde sinemada boy göstermişlerdir. Kariyerine baktığımızda bu türe hayranlığının çok rahat şekilde anlaşıldığı Tommy Lee Jones, ilk yönetmenlik denemesi olan “The Three Burials of Melquiades Estrada”da gayet tutarlı bir film ortaya koymayı bilmişken aynı başarısını yeni filmi Yolcu – The Homesman’de tekrar edememiş.

1885 yılının kış aylarında Nebraska’nın küçük bir kasabasında, akıl sağlıklarını yitirmiş üç kadının tedavi için ülkenin diğer yakasındaki Iowa kentine götürülmeleri gerekir. Mevsimsel zorluklar ve yolculuğun riskleri erkeklerin bu görev karşısında çekingen kalmalarına sebep olur. Çiftliğinde tek başına yaşayan, at kullanmayı bilip atış yapabilen Marry Bee Cuddy isimli kadın, görev için gönüllü olur. Zorlu yolculuğun başında ölmek üzereyken kurtardığı George Brigss’i de yanına alan Cuddy, görevine ve hayatına dair motivasyonunu yavaş yavaş kaybeder.

Luc Besson’un yapımcılığını üstlendiği The Homesman, seyirciyle ilk olarak Cannes Film Festivali’nde buluşmuştu. Filmini westernden daha çok özgün bir tarihi film olarak gördüğünü belirten Tommy Lee Jones, söyleminde olduğu gibi filminde de kafa karışıklığından kurtulamamış. Glendon Swarthout’un romanından uyarladığı bu filmde Jones, türe bu kadar hakim bir isim olmasına rağmen tam olarak ne yönde ilerleyeceğini bilememiş, yüzeysel klişelere başvurmuş ve filmde hem anlatı, hem içerik olarak pek çok şeyi havada bırakmış. Baştan sona kadar hiç değişmeyen tempo içinde çeşitli aksiyonlar ve dramatizasyonlar yaşanıyor fakat seyirci olarak bu hislerin hiç birini yakalayamıyorsunuz. İçeriden bir göz olarak, özdeşleşerek izlenmesi gereken bu filmde maalesef bir an bile filmin içine giremiyorsunuz. Altı doldurulmamış olay ve karakterler her sahnede filmden biraz daha uzaklaşmanıza sebep oluyor.

Bir Amerikan türü olarak niteleyebileceğimiz westernler, elde ettikleri popülariteyle beraber dünyanın pek çok farklı ülkesinde farklı formatlarla sinemaya aktarıldılar. İtalyan spagetti westernleri, Bollywood’un Köri westernleri, neo westernler ve çağdaş westernler türün önemli alt dallarındandır. Tommy Lee Jones, doğru kullanılabilseymiş oldukça iyi yerlere gidebilecek olan bir hikayeyi ne yazık ki harcamış. The Homesman ne klasik türün gerekliliklerini yerine getirebiliyor, ne de yeni herhangi bir bakış açısıyla türe katkı sağlıyor. Muhafazakar tutumu ve sığ din propagandasıyla, düz Amerikan seyircisi hedeflenerek yapıldığı çok belli. Clint Eastwood’un American Sniper filmiyle aynı amaca hizmet eden ulusalcı bir filmden fazlası değil. 1957 yapımı 3:10 to Yuma’nın yeniden çevrimi olan 2007 yapımı 3:10 to Yuma klasik bir westernin günümüzde nasıl yapılabileceğinin güzel örneklerinden biridir. Tarantino’nun son filmi Django Unchained de Amerika’dan çıkan bir spaghetti western olarak değerlendirilmekte ve tüm zamanların en iyi westernleri arasında gösterilmektedir. Amerikan bağımsız sinemasının usta yönetmenlerinden Jim Jarmusch da 1995 yapımı Dead Man filminde western türünü kişisel bakış açısıyla ele almış ve yaptığı değişikliklerle unutulmaz bir filme imza atmıştır. Böyle filmlerden sonra The Homesman ile Tommy Lee Jones, kariyerini oyuncu olarak devam ettirmesi gerektiğini ciddi şekilde düşünmelidir. Oyunculuk başka bir şey, yönetmenlik çok başka bir şeydir.

Düz Hollywood filmlerinin en büyük problemlerinden biri, bol cümle kurup aslında hiç bir şey söylememesidir. The Homesman de zaman zaman diyaloglar üzerinden ilerlemek istemesine rağmen laf salatasından başka bir amaca hizmet etmeyen söylemleriyle puan kaybediyor. Marry Bee Cuddy’nin yalnızlık durumu ve bununla oluşan saplantıları yanında, akıl sağlığını yitiren kadınların yaşadıkları da o kadar yüzeysel işlenmiş ki; sorulara kendi zihninizde cevaplar bulmaya çalışırken yoruluyorsunuz.

Kariyerinde ciddi bir düşüş yaşayan Hillary Swank fiziksel görünüm olarak karakterine oldukça yakışsa da performans düzeyinde ortaya önemli bir şey koyamamış. Merly Streep, William Fitchner gibi isimlerin de kısa sürelerle gözüktüğü film, sağlam oyuncu kadrosuna rağmen senaryo ve anlatı düzeyindeki yetersizlikleriyle dikkat çekiyor. Özetle Tommy Lee Jones oyunculuktaki başarısını senaryo ve yönetmenlik düzeyinde devam ettiremeyerek sığ bir filme imza atıyor. Yolcu – The Homesman büyük bir hayal kırıklığı…

Western, sessiz sinema döneminden beri devam eden köklü bir tür olarak dikkat çekmektedir. Zaman olarak Amerika’nın iç düzenini oturtmaya çalıştığı dönemlerde geçen westernler; kovboyların, Kızılderililer’in ve süvarilerin hikayelerinin anlatıldığı filmlerdir. Kendi içinde de çeşitli alt türleri bulunan westernler bu güne kadar pek çok farklı şekilde sinemada boy göstermişlerdir. Kariyerine baktığımızda bu türe hayranlığının çok rahat şekilde anlaşıldığı Tommy Lee Jones, ilk yönetmenlik denemesi olan “The Three Burials of Melquiades Estrada”da gayet tutarlı bir film ortaya koymayı bilmişken aynı başarısını yeni filmi Yolcu - The Homesman’de tekrar edememiş. 1885 yılının kış aylarında Nebraska’nın küçük bir kasabasında, akıl sağlıklarını yitirmiş üç kadının tedavi için ülkenin diğer yakasındaki Iowa kentine götürülmeleri gerekir. Mevsimsel zorluklar ve yolculuğun riskleri erkeklerin bu görev karşısında çekingen kalmalarına sebep olur. Çiftliğinde tek başına yaşayan, at kullanmayı bilip atış yapabilen Marry Bee Cuddy isimli kadın, görev için gönüllü olur. Zorlu yolculuğun başında ölmek üzereyken kurtardığı George Brigss’i de yanına alan Cuddy, görevine ve hayatına dair motivasyonunu yavaş yavaş kaybeder. Luc Besson’un yapımcılığını üstlendiği The Homesman, seyirciyle ilk olarak Cannes Film Festivali’nde buluşmuştu. Filmini westernden daha çok özgün bir tarihi film olarak gördüğünü belirten Tommy Lee Jones, söyleminde olduğu gibi filminde de kafa karışıklığından kurtulamamış. Glendon Swarthout’un romanından uyarladığı bu filmde Jones, türe bu kadar hakim bir isim olmasına rağmen tam olarak ne yönde ilerleyeceğini bilememiş, yüzeysel klişelere başvurmuş ve filmde hem anlatı, hem içerik olarak pek çok şeyi havada bırakmış. Baştan sona kadar hiç değişmeyen tempo içinde çeşitli aksiyonlar ve dramatizasyonlar yaşanıyor fakat seyirci olarak bu hislerin hiç birini yakalayamıyorsunuz. İçeriden bir göz olarak, özdeşleşerek izlenmesi gereken bu filmde maalesef bir an bile filmin içine giremiyorsunuz. Altı doldurulmamış olay ve karakterler her sahnede filmden biraz daha uzaklaşmanıza sebep oluyor. Bir Amerikan türü olarak niteleyebileceğimiz westernler, elde ettikleri popülariteyle beraber dünyanın pek çok farklı ülkesinde farklı formatlarla sinemaya aktarıldılar. İtalyan spagetti westernleri, Bollywood’un Köri westernleri, neo westernler ve çağdaş westernler türün önemli alt dallarındandır. Tommy Lee Jones, doğru kullanılabilseymiş oldukça iyi yerlere gidebilecek olan bir hikayeyi ne yazık ki harcamış. The Homesman ne klasik türün gerekliliklerini yerine getirebiliyor, ne de yeni herhangi bir bakış açısıyla türe katkı sağlıyor. Muhafazakar tutumu ve sığ din propagandasıyla, düz Amerikan seyircisi hedeflenerek yapıldığı çok belli. Clint Eastwood’un American Sniper filmiyle aynı amaca hizmet eden ulusalcı bir filmden fazlası değil. 1957 yapımı 3:10 to Yuma’nın yeniden çevrimi olan 2007 yapımı 3:10 to Yuma klasik bir westernin günümüzde nasıl yapılabileceğinin güzel örneklerinden biridir. Tarantino’nun son filmi Django Unchained de Amerika’dan çıkan bir spaghetti western olarak değerlendirilmekte ve tüm zamanların en iyi westernleri arasında gösterilmektedir. Amerikan bağımsız sinemasının usta yönetmenlerinden Jim Jarmusch da 1995 yapımı Dead Man filminde western türünü kişisel bakış açısıyla ele almış ve yaptığı değişikliklerle unutulmaz bir filme imza atmıştır. Böyle filmlerden sonra The Homesman ile Tommy Lee Jones, kariyerini oyuncu olarak devam ettirmesi gerektiğini ciddi şekilde düşünmelidir. Oyunculuk başka bir şey, yönetmenlik çok başka bir şeydir. Düz Hollywood filmlerinin en büyük problemlerinden biri, bol cümle kurup aslında hiç bir şey söylememesidir. The Homesman de zaman zaman diyaloglar üzerinden ilerlemek istemesine rağmen laf salatasından…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Tommy Lee Jones, oyunculuktaki başarısını senaryo ve yönetmenlik düzeyinde devam ettiremeyerek sığ bir filme imza atıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.75 ( 1 votes)
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi