Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

İtalyan Sineması dendiğinde şahsına münhasır biri olarak ilk akla gelen isimlerden olan Michelangelo Antonioni, uzun bir döneme yayılan eserleri vasıtasıyla da tarihi bir kişilik aynı zamanda. 1912’de İtalya’nın Ferrara kentinde doğan yönetmen çocukluk dönemini orta sınıf bir ailede ve çevrede geçirdi. Daha sonraki entelektüel çevreye girdiği dönemlerde bu, farklı bir çevreden gelen kültürü yaratıcılığını oldukça besledi. 1930’lu yılların başında Bologna Üniversitesi’ne giren Antonioni her ne kadar ekonomi okusa da özellikle tiyatroya yoğun ilgi duydu. Üniversiteden sonra bir süre banka memuru olarak çalışan yönetmenin; L’eclisse filminde, borsa sahnelerindeki detaycı bakış açısını bu açıdan anlamak mümkün sanırım. Hayatını geçindirmek için çalışmak zorunda olduğu bu mesleği idame ettirirken, bir yandan da Corriere Padano isimli, Ferrara’daki bir gazetede kısa öyküler ve film eleştirileri yazmaya başladı. Fakat sonunda hayatını bu şekilde devam ettiremeyeceğini anlayınca Roma’ya gitti. Bu dönemde Antonioni’nin sinemayla genel ilişkisi belgesel üzerindeydi ve kısa belgeseller çekmek istiyordu. Centro Sperimentale di Cinematografia’da ufak işlerde çalışmaya başlayan ve bu sırada Cinema dergisi için yazılar yazmaya başlayan yönetmen, kariyerinin bu ilk döneminde gazetecilikle de yakından ilgilendi. Özellikle yeni yeni ortaya çıkan ve büyük bir yankı uyandıran İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin gerçeğe ve belgesele yakın tarzına büyük hayranlık duydu ve bu, sinemasını da derinden etkiledi. Gazetecilikle olan uğraşı etrafında, İtalya’nın politik ve sosyolojik meseleleriyle de yakından ilgilenmeye başlayan yönetmen 1940’lı yılların ortalarında birkaç kısa belgesel çekti. Fakat daha sonra bu filmlerin tüm kopyaları kaybolduğu için geriye yalnızca set planları kaldı.

antonioni540-e6ca9eb49b16ad606a84882fc6ef67d8743a9896

1940’lı yılların sonuna dek birçok kısa belgesel çeken yönetmen bu dönemde film eleştirileri yazmaya devam etti. 1950’lere gelindiğindeyse artık uzun metraj bir film için senaryo yazmaya başlamıştı. Çektiği ilk filmi Cronaca di un amore ile de sinemaya yeni bir adım atmış oldu. Bu dönemden sonra yönetmenin sineması oldukça farklı bir seyir seyretti. Yazımızın başlığında da belirttiğimiz gibi Michelangelo Antonioni bir neslin tam anlamıyla canlı tanığı oldu ve tüm yaşadıkları filmlerine de yansıdı. Yönetmenin ilk dönem filmleri olan; Cronaca di un amore (1950), La signora senza camelie (1953), I vinti (1953) ve Le amiche (1955) ağırlıklı olarak Hollywood melodramlarına yakın duran bir tarza sahiptir. Özellikle Antonioni’nin hikaye anlatıcılığı konusunda ilk zeka pırıltılarını taşıyan bu filmler, daha ziyade vizyon için çekilmiş basit işlerdir. Bu yapımlarda henüz yönetmene has bir dile pek rastlanmaz. Ardından Antonioni’nin ufak bir ara dönemi gelir. 1957 Yapımı olan Il grido, yönetmenin esas tarzı olacak olan modernizm çıkmazlarına yönelik bir yaklaşımın ilk emarelerini içerir. Fakat yine de filmin esas tarzı daha ziyade İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin altındadır ve ilk döneminin melodramatik yapısı hala kendini gösterir. Ardından Antonioni’nin uluslararası arenada tanınmasını sağlayan başyapıtlarının peşi sıra geldiği bir üçüncü dönem kendini gösterir. İletişim Üçlemesi olarak adlandırılan L’avventura (1960), La notte (1961) ve L’eclisse (1962) filmleriyle yönetmen tamamen kendine has bir anlatım tarzı ve mizansen geliştirmeyi başardı. Modernizmin bireyler üzerinden çıkmazlarına ve kadın erkek ilişkilerine değindiği bu filmlerinde yönetmen, yer yer oldukça cesur deneysel açılımlar da gerçekleştirdi. Bu dönemin ardındansa Antonioni özellikle 68 kuşağı hareketlerinin de etkisiyle oldukça sert bir politik çizgiye kaydı. 1964 Yapımı Il deserto rosso ve 1966 yapımı Blowup ile 68 kuşağının politik ve bireysel çıkmazlarına eğilen yönetmen 1970’de kariyerinin en politik filmi olan Zabriskie Point’e imza attı. Özellikle ilk dönem Godard filmlerinde poltize olmuş mizansen ve kurguya oldukça yakınlaşan bu film aynı zamanda Antonioni’nin filmografisinde de bir kırılmaya işaret eder.

68 kuşağı hareketlerinin yarattığı siyasi gerilimin ardından sert bir yıkımla karşılaşan yönetmenin, Zabriskie Point’ten sonra hayata karşı bakış açısında da sert bir kırılma görülür. 1975 yapımı Professione: reporter filmi bunun en net örneğidir. Politik söylemden tamamen uzaklaşan yönetmen daha ziyade post-modern olarak adlandırılan minimal bir anlatım tarzına katmıştır. Siyasi çöküşün getirdiği sıkıntılardan kurtulmak adına bir geri dönüş gerçekleştirmek için 1980’de Il mistero di Oberwald filmini çeken ama büyük bir hüsrana uğrayan yönetmen bu dönemden sonra iyiden iyiye içine kapanık bir ruh haline büründü. Kariyerinin son dönemine denk gelen bu yıllardan Antonioni, artık yaşının da ilerlemesinin bir sonucu olarak kendi kişisel anılarında döndüğü bütüncüllükten uzak filmler çekti. Daha çok hayatının belli bir döneminde zihnini kurcalayan meselelere ve hikayelere bölük pörçük olarak odaklanan Identificazione di una donna (1982) ve felç geçirdiği için Wim Wenders’in yardımıyla çekebildiği Al di là delle nuvole (1995) filmleri; aynı zamanda milenyum çağına yaklaşan insanlığın içinde bulunduğu öznel yalnızlığı vurgulayan yapımlar olarak dikkat çekmektedir.

30 Temmuz 2007’de 94 yaşında Roma’da hayata gözlerini yuman yönetmen, geride onlarca film ve belgesel bıraktı.

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi