Yirminci yüzyılı geride bırakmamıza rağmen hala varlığından kurtulamadığımız hayalet hâlâ sağ omzumuzun arkasında varlığını hissettirmekte. Beslendiğimiz ideolojilerimiz ve nefretin vazgeçilmez oburluğunda hantallaşan zihin güç bulup kafamızı çevirebilse  korkutucu surette yıkımı ve tutsak düşmüş zamanı göreceğiz. Hayalet arkamızdan yürümeye devam ededursun; korkunun ecele faydası yok. Yüzüncü yılını da geçmişe terk etsek de Ermeni Soykırımı’nı ve yaşattıklarını tarihe gömmüş olmuyoruz; aksine erteleyerek vicdanımızı susturuyor boş gururu yitirilenlere yeğliyoruz.

Geçmiş elde var sıfırla ikinci yüzyıla taşınırken karşımıza çıkıyor Yitik Kuşlar. 101. yılında 101 kodlu giriş dersi niteliğiyle çocuk gibi insan formunun en saf halinin gözünden bakıyor. Ela Alyamaç ve Aren Perdeci’nin beraber hem senaristlik hem de yönetmenliğini üstlendiği Yitik Kuşlar coğrafyadan silinen bir halktan geriye kalan iki çocuğun yalnızlıkla savaşlarını ve yitirdiklerine geri kavuşma arzusunu öykülüyor.

Alyamaç ve Perdeci Birinci Dünya Savaşı döneminde Kapadokya’daki bir Ermeni köyüne çeviriyor kamerayı. Film ayrılmaz iki kardeş Bedo (Heros Agopyan) ve Maryam’ın (Dila Uluca) ev ve sarayları olarak benimsedikleri mağaraları arasında geçen basit ama mutlu yaşantılarıyla açılıyor. Köylüler paskalyaya hazırlanırken kardeşler ormanda buldukları yaralı kuşu sahiplenip Baçik (Ermenice öpücük) adını vererek yaşamlarına katarlar. Paskalya ayininde cemaat yaklaşan tehcirin ayak seslerini ilk kez işitir. Asi ve sadık sıfatlarına sıkışan toplumun askere alınmayan yaşlı erkekleri köyden uzaklaştırılır. Korkuyla kısıtlanan özgürlük alanları Maryam ve Bedo’yu konaklarının içine sıkıştırır; dışarı çıkmalarına izin yoktur. Saraylarında onları bekleyen Baçik uğruna evden kaçan iki kardeş köye geri döndüklerinde ne ailelerini ne de köylüleri bulabilirler. Birbirlerinden başka kimsesi kalmayan iki kardeş annelerine kavuşmak uğruna yola düşerler.

Anadolu Uzamı ve Ezgileri

Çekimlerden önce Alyamaç ve Perdeci’nin iki yıllık detaylı bir çalışması söz konusu. Yönetmenler sahaya inen arkeologlar gibi coğrafyayı tarayarak edindikleri bilgiler ve ulaştıkları tarihsel görsellerle görsel tasarıma başlamışlar. Bir yandan da Berlin’de yaşayan Ermenilerin Osmanlı dönemindeki yaşam ve kültürlerinde uzmanlaşmış Vahe Tachjian ve Ermeni kültür ve edebiyatının yegâne temsilcisi Aras Yayıncılık’ın kurucusu Yetvart Tomasyan filmde tarihsel danışmanlar olarak yer alıyorlar. Yönetmenlerin araştırmalarının ve danışmanların bilgi birikimlerinin harmanı karşımıza set tasarımından kostüme, geleneklerden dönem tasvirine kadar ince ince işlenmiş detaylı bir yapım çıkarıyor. Set Kapadokya’da yerleşip iki yüzyıl önceden kalma tarihi yapıların restorasyonlarına kuruluyor. Bedo ve Maryam’ın yaşadıkları konak ve yetimhane yenilenerek çekimlere uygun alanlara dönüştürülmüş. Aynı titizlik köy yaratımında da söz konusu. Eski fotoğraflar baz alınarak yaratılan köy çarşısı filmi Türkiye’de gerçekleştirilen diğer dönem işlerinden ayırıyor, eşiği yukarı çekiyor.

yitik - kuşlar - filmloverss

yitik - kuşlar - 2 - filmloverss

Aren Perdeci filmin aynı zamanda görüntü yönetmenliğini de üstleniyor. Ön çalışma itibariyle bölgeyi arşınlayıp özümsemiş Perdeci’nin yönetmenliğinden öte görüntüde devleşmesi bu alandaki başarısının kat be kat fazla olduğu gösteriyor. Görselin güzelliği filmin en büyük artısı, izlenmeye değer tarafı. Perdeci’nin başarılı gözüne Ermeni kökenli müzisyenlerin ezgileri eklendiğinde seyirci ses ve görüntünün harika harmanıyla tarihe tanıklık ediyor. Müzikler Anadolu’nun izlerini taşıyor, coğrafyanın ezgileri yeniden yaratılmış tarihte tekrardan can buluyor. Seyircinin karşısına çıktığı her anda “Bu şarkıyı biliyorum,” etkisini olmaksızın yerini sessizliğe bırakmıyor.

Yüzleşmenin Acemiliği ve Oyunculardaki İzdüşümü

Yapım daha hikaye aşamasında kurgulanırken toplumda ortaya çıkabilecek olası gerginliği bertaraf edebilmiş, ne de olsa ne tarafta yer alınırsa alınsın çok hassas bir konu. Yine de hikayenin iletmek istediğinden ödün verdiği söylenemez. Fakat hikaye sağlam olmasına karşın senaryo kötü. Filme haliyle ruh veren ve hikayeyi bir sonraya taşıyan iletişimin de temel taşını oluşturan diyaloglar fazlasıyla yapay. Kardeş ilişkisi ve sevgisini temele alan hikaye iki kardeşin birbirlerini çok çok çok çok çok sevdiklerini anlatmaya çalışıyor; bu ‘çoklar’ o kadar çok ki anlatı gücünü kaybediyor. Diyaloglar bir noktadan sonra tekrara düşüyor ve hikayeyi ileri taşımaktansa karakterleri tek ayak üzerinde, yerlerinde sekmeye zorluyor.

Filmin tarihten olabildiğince beslenmiş. Uzam yaratılırken tarihsel gerçeklik nasıl göz önünde bulundurulduysa oyuncu seçimlerinde de aynısı yapılıp ana ve yan karakterler seçilirken Ermeni kökenli olmalarına dikkat edilmiş. Çerçevede gördüğümüz herşey ne kadar muzzam bir hakikatten beslense ve bundan fazlasıyla etkilenmiş olsam da teoride amaçlanan pratikte başarılı olamamış. Aktör ve aktrisler doğal fakat performansları değil. Bedo ve Maryam kardeşlerin aralarında bir dinamik tutturdukları kendini belli etmeye çalışıyor ama zayıf diyaloglar ortaya koyabilecekleri performanslarına ket vuruyor. Yan karakterlerde de aynı problem söz konusu. Ne söyledikleri ne de sözlerini harekete dökmeleri tatmin edici. Perdeci’nin ilk uzun metrajı Yanlış Zaman Yolcuları’ndaki en büyük eksiklik oyuncu yönetimiydi ki aynısı Yitik Kuşlar’da da var. Karakterlere can verenlerin oyunculuk olarak deneyimsiz olmaları diyaloglarla bir araya gelince yapmacık rollere bürünüyor. Diyalogların sona doğru azalması ve performansların yükselmesiyle filmin en vurucu anlarında bu eksiklikler göze batmıyor ve seyirci verilmek istenilen duyguları rahatsız olmadan yaşıyor.

Yitik Kuşlar’ın önemli ve çarpıcı bir film. Medeniyetin en eski yerleşkelerinden biri olan Anadolu’da yaşanan insanlığın en büyük trajedilerinden birini anlatması, toprağını bu kadar seven fakat tanımayan insanı acının ortaklığında buluşmak için sinema gibi etkileyici bir ortamı kullanıyor olması filmi önemli kılıyor. Yapımın Türkiye’de çekilen ilk tehcir filmi olma ve ilk kez böyle bir konuda Kültür Bakanlığı tarafından desteklenmesiyle de sinemamıza yeni bir umut aşılıyor. Başımızı çevirtmiyor belki ama göz ucuyla bakmamızı sağlıyor. Yol arkadaşımız olmuş hayaletle yüzleşmeye henüz uzakken onun varlığını hissettiriyor, onu anlayabileceğimizi anımsatıyor.

Yirminci yüzyılı geride bırakmamıza rağmen hala varlığından kurtulamadığımız hayalet hâlâ sağ omzumuzun arkasında varlığını hissettirmekte. Beslendiğimiz ideolojilerimiz ve nefretin vazgeçilmez oburluğunda hantallaşan zihin güç bulup kafamızı çevirebilse  korkutucu surette yıkımı ve tutsak düşmüş zamanı göreceğiz. Hayalet arkamızdan yürümeye devam ededursun; korkunun ecele faydası yok. Yüzüncü yılını da geçmişe terk etsek de Ermeni Soykırımı’nı ve yaşattıklarını tarihe gömmüş olmuyoruz; aksine erteleyerek vicdanımızı susturuyor boş gururu yitirilenlere yeğliyoruz. Geçmiş elde var sıfırla ikinci yüzyıla taşınırken karşımıza çıkıyor Yitik Kuşlar. 101. yılında 101 kodlu giriş dersi niteliğiyle çocuk gibi insan formunun en saf halinin gözünden bakıyor. Ela Alyamaç ve Aren Perdeci’nin beraber hem senaristlik hem de yönetmenliğini üstlendiği Yitik Kuşlar coğrafyadan silinen bir halktan geriye kalan iki çocuğun yalnızlıkla savaşlarını ve yitirdiklerine geri kavuşma arzusunu öykülüyor. Alyamaç ve Perdeci Birinci Dünya Savaşı döneminde Kapadokya’daki bir Ermeni köyüne çeviriyor kamerayı. Film ayrılmaz iki kardeş Bedo (Heros Agopyan) ve Maryam’ın (Dila Uluca) ev ve sarayları olarak benimsedikleri mağaraları arasında geçen basit ama mutlu yaşantılarıyla açılıyor. Köylüler paskalyaya hazırlanırken kardeşler ormanda buldukları yaralı kuşu sahiplenip Baçik (Ermenice öpücük) adını vererek yaşamlarına katarlar. Paskalya ayininde cemaat yaklaşan tehcirin ayak seslerini ilk kez işitir. Asi ve sadık sıfatlarına sıkışan toplumun askere alınmayan yaşlı erkekleri köyden uzaklaştırılır. Korkuyla kısıtlanan özgürlük alanları Maryam ve Bedo’yu konaklarının içine sıkıştırır; dışarı çıkmalarına izin yoktur. Saraylarında onları bekleyen Baçik uğruna evden kaçan iki kardeş köye geri döndüklerinde ne ailelerini ne de köylüleri bulabilirler. Birbirlerinden başka kimsesi kalmayan iki kardeş annelerine kavuşmak uğruna yola düşerler. Anadolu Uzamı ve Ezgileri Çekimlerden önce Alyamaç ve Perdeci’nin iki yıllık detaylı bir çalışması söz konusu. Yönetmenler sahaya inen arkeologlar gibi coğrafyayı tarayarak edindikleri bilgiler ve ulaştıkları tarihsel görsellerle görsel tasarıma başlamışlar. Bir yandan da Berlin’de yaşayan Ermenilerin Osmanlı dönemindeki yaşam ve kültürlerinde uzmanlaşmış Vahe Tachjian ve Ermeni kültür ve edebiyatının yegâne temsilcisi Aras Yayıncılık’ın kurucusu Yetvart Tomasyan filmde tarihsel danışmanlar olarak yer alıyorlar. Yönetmenlerin araştırmalarının ve danışmanların bilgi birikimlerinin harmanı karşımıza set tasarımından kostüme, geleneklerden dönem tasvirine kadar ince ince işlenmiş detaylı bir yapım çıkarıyor. Set Kapadokya’da yerleşip iki yüzyıl önceden kalma tarihi yapıların restorasyonlarına kuruluyor. Bedo ve Maryam’ın yaşadıkları konak ve yetimhane yenilenerek çekimlere uygun alanlara dönüştürülmüş. Aynı titizlik köy yaratımında da söz konusu. Eski fotoğraflar baz alınarak yaratılan köy çarşısı filmi Türkiye’de gerçekleştirilen diğer dönem işlerinden ayırıyor, eşiği yukarı çekiyor. Aren Perdeci filmin aynı zamanda görüntü yönetmenliğini de üstleniyor. Ön çalışma itibariyle bölgeyi arşınlayıp özümsemiş Perdeci’nin yönetmenliğinden öte görüntüde devleşmesi bu alandaki başarısının kat be kat fazla olduğu gösteriyor. Görselin güzelliği filmin en büyük artısı, izlenmeye değer tarafı. Perdeci’nin başarılı gözüne Ermeni kökenli müzisyenlerin ezgileri eklendiğinde seyirci ses ve görüntünün harika harmanıyla tarihe tanıklık ediyor. Müzikler Anadolu’nun izlerini taşıyor, coğrafyanın ezgileri yeniden yaratılmış tarihte tekrardan can buluyor. Seyircinin karşısına çıktığı her anda “Bu şarkıyı biliyorum,” etkisini olmaksızın yerini sessizliğe bırakmıyor. Yüzleşmenin Acemiliği ve Oyunculardaki İzdüşümü Yapım daha hikaye aşamasında kurgulanırken toplumda ortaya çıkabilecek olası gerginliği bertaraf edebilmiş, ne de olsa ne tarafta yer alınırsa alınsın çok hassas bir konu. Yine de hikayenin iletmek istediğinden ödün verdiği söylenemez. Fakat hikaye sağlam olmasına karşın senaryo kötü. Filme haliyle ruh…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Türkiye’de çekilen ilk tehcir filmi iki küçük kardeşi yanına alarak yok olan insanların yolundan yürüyor. Görseli izlenilmeyi, müzikleri dinlenilmeyi, hikayesi duyulmayı hak ediyor.

Kullanıcı Puanları: 2.74 ( 5 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi