“Nebahat… Nebahat… Nebahat… Nebahat… Yeryüzündeki bütün kağıtları senin isminle doldurmak istiyorum.”

Devrimci sinema denildiğinde akla gelen ilk isimlerden olan “Yılmaz Güney’in sinematografisini ayırt eden bir özelliği, “vurdulu kırdılı” diye tanımlanan ilk filmleriyle; Umut, Arkadaş gibi filmleriyle başlayan sonraki süreç arasında yapılan bütün ayrımların ötesinde yer alan sürekliliğidir.” Bu süreklilik tabi ki sınıf meselesine bakışla doğrudan bağlantılıdır, Yılmaz Güney sinemasında kişisel olan her şey politik, politik olan her şey de kişiseldir.

Bugüne dek sıklıkla sinemasından, sinemasının konumlandığı ideolojik bakıştan ve mücadelesinden bahsettiğimiz Yılmaz Güney‘in bir de arkasında gizlediği büyük bir aşk hayatı var. Yaşadığı her duyguyu büyük ve derinden hissettiğine hem fikir olabileceğimiz Yılmaz Güney, hepimizin bildiği gibi Nebahat Çehre ile büyük bir aşk yaşadı ancak bu aşka ilk elden yani Yılmaz Güney’in aşkına kendi kaleminden yazdığı mektupları okumak paha biçilemez. Mektupların her bir satırından özlemin, aşkın ve bir arada olma ihtiyacının ne denli yoğun yaşandığının izlerini görebilmek mümkün.

25 Mart 1966 tarihli mektup:

“Dün akşamdan bu yana seni düşünmek beni yordu bebecim. Artık rahatsız oluyorum, beynim zonkluyor. Sanki kırk ton yük taşımışçasına bitik ve tükeniğim. Senin beni anlaman güç. Hatta bu durumlar sence çocukça bile olabilir. Zayıflık olabilir. Hiç zayıf değilim aslında, hiç küçük değilim. Sevgi benim hayatımda bir hastalıktır yavrucuğum, öldürücü bir yaradır. Ve beni sevgilimden yani senden başkası da sıhhate kavuşturamaz. Düşüncelerim zaman zaman öylesine ağırlaşıyor ki, altında eziliyorum. Ne yapacağım, nasıl davranacağım benden iyi bilirsin. Fakat senin hiçbir kötü niyet düşünmeden yapacağın herhangi bir hareketin nasıl yorumlanacağını, nasıl büyütüleceğini de bilirsin. Ayrıca bir anlık sempatilerin nelere yol açacağını da bilirsin. Sen nasıl benim kötü yanlarımı düşünüp, benden uzaklaştığın anlar içinde sorumsuz olabiliyorsan, ben de senin bazı hatalı hareketlerini düşünüp kuşkuya, endişeye kapılıyorum. Şurası muhakkak ki sen eski şımarık, ayakları havada, hareketlerini kontrol etmekten uzak Nebahat değilsin. Muhakkak ki taşıdığın ve hürmet ettiğin bir insan, bu insanın sana verdiği inanç dolu bir sevgi var.

…Öylesine yalnız ve yorgunum ki. Benim elim, ayağım seninle kuvvetlenmiş yavrum. Seninle varmışım ben. Yokluğun NE ACI. Yüreğim boş, buruşturulmuş bir kağıt parçası gibi…”

“Temennin, sevinmek. Çünkü hayatım hep üzüntülerle geçti. Çünkü ben sana mecburum. Çünk ben seni seviyorum.”

Yılmaz Güney’in oldukça uzun olan mektuplarından belirli bölümler paylaştım. Mektupların devamına, yazının da kaynağı olan Turknostalji sitesinden erişebilirsiniz. Ne yazık ki bu yoğun duygular ikilinin hayatında yer yer şiddete de dönüşmüş ve evlilikleri sonlanmıştı. Özellikle Abdurrahman Keskiner’in Yılmaz Güney ile arkadaşlıklarından yola çıkarak, Nebahat Çehre’nin şiddet gördüğüne tanıklık ettiğini anlatmıştı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi