Bilimkurgu sinemasının 60’lı yılların sonunda başlayan yükselişi, 70’lerdeki kimlik arayışıyla sürerken, George Lucas’ın bir nevi çocukluk hayali olan Star Wars’ı hayata geçirmesiyle zirveyi görmüştür. İlk Star Wars filmi A New Hope, bilimkurgu\fantezinin kodlarını bir daha değişmemek üzere yazmıştır. Böylece 70’li yıllarda saygınlık kazanan bilimkurgu sineması, fanteziden beslenerek hak ettiği popülerliğe ulaşabilmiştir. Üç yıl arayla çekilen devam filmleriyle popülaritesini artıran seri, günümüz sinemasını da derinden etkilemiştir. Lucas’ın 90’ların sonunda Star Wars evrenini iyiden iyiye genişlettiği ikinci üçleme, bizleri galaksinin cumhuriyetle yönetildiği dönemlere götürdü. İlk üçlemeyi tamamlayıcı nitelikteki ikinci üçlemede CGI teknolojisinden maksimum düzeyde faydalanılmasının da etkisiyle daha yapay bir Star Wars evrenine adım atmıştık.

Yeni kuşağın bilimkurgu\aksiyon alanında en yetkin birkaç isminden biri olan J.J. Abrams’ın yönetmen koltuğuna oturduğu ve ilk üçlemedeki kült karakterlerin geri döndüğü serinin yedinci filmi Star Wars: The Force Awakens (Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor) yeni üçlemenin ilk halkası. İlk üçlemenin ruhunu ve dokusunu geri getirme iddiasındaki The Force Awakens, hikâyeyi zamansal olarak ileri taşıyor. Luke, Leia, Han Solo ve Chewbacca geri dönüyor. Yeni karakterlerle tam bir uyum içinde davaları uğruna savaşlarını sürdürüyorlar.

Yedinci filmin tüm dünyada yarattığı heyecan dalgasını büyük oranda ilk üçlemeyle kurduğu organik bağa borçlu olduğunu söyleyerek eleştirimize geçelim.

Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor: ‘Yeni Bir Umut’ Daha!

Abrams ve ekibinin, yeni bir Star Wars üçlemesi yaratırken verdikleri en doğru karar klasik serinin izini sürmeleri ve o ilk serinin dokusunu güncelleyerek korumaya çalışmaları diyebiliriz. Bunu da belli ölçüde başarmışlar ki ilk üçlemenin havasını soluduğumuzu söylemek mümkün. Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor, nostalji duygusunu sonuna kadar yaşatsa da nihayetinde yeni nesil düşünülerek hayata geçirildi. Bu bakımdan ikinci üçlemeden de esintiler taşıyor. Abrams’ın önünde Star Wars fanlarının yoğun tepkilerine sebep olan yakın tarihli bir Star Wars üçlemesi bulunmasının lehine çalıştığını söyleyebiliriz. Çünkü film henüz senaryo aşamasındayken, Abrams’ın kafasında doğrular ve yanlışlar listesi vardı muhtemelen. İlk üçlemenin senaristlerinden Lawrence Kasdan ile o doğrular listesinden sapmamaya özen göstermişler. Ancak klasik seriye sıkı sıkıya bağlı bir film çekme düşüncesi hata yapmalarına sebep olmuş. O hata; giriş filmimiz The Force Awakens’ın, ilk üçlemenin ilk filmi A New Hope’un hikâye kurgusunun taklit etmesi. Özellikle filmin ikinci yarısından itibaren net bir şekilde gözlemleyeceğiniz bir gerçek bu. Dolayısıyla da serinin hikâye açısından bir kısır döngüye girdiğini belirtmemiz gerekiyor.

The Force Awakens, Return of the Jedi’ın 30 yıl sonrasına götürüyor bizleri. Gücün karanlık tarafının İlk Düzen olarak adlandırıldığı, bu düzene uymayanlara ise ilk üçlemede olduğu gibi Direnişçiler dendiği bir dönemdeyiz. Han Solo, Leia gibi kült karakterlerimiz hikâyeye dâhil oldukça aradan geçen zaman diliminde neler yaşandığını kısmen de olsa gözlerimizde canlandırabiliyoruz. The Force Awakens’ta ilk üçlemedeki gibi karakterlerimizin direnişçi olarak konumlandırılması, güçsüz olanın güce ve zorbalığa karşı ulvi savaşının anlatılması tercihinin ve ikinci üçlemeden uzaklaşma isteğinin bir dışavurumu bana kalırsa. İkinci üçlemenin dijital olarak yaratılmış dünyaları ve o dünyalardaki gökdelenlerin yükseldiği devasa şehirler, The Force Awakens’ta yerini çöllere, yeşilin hâkim olduğu ormanlara bırakıyor. Maket kullanımı ve gerçek mekânlar ile sahicilik hissi veriliyor. Bunun anlamı da öze dönüş.

Yenileri ve Eskileri ile Karakterlerimiz

Yeni üçlemenin ilk filmi The Force Awakens, ilk film olmanın bazı handikaplarını bünyesinde taşıyor. Bunların başında da yeni karakterlerin önce seyirci nezdinde benimsenmesi ardından da karakterlerimizin kendi gerçeklerini benimsemesi meselesi geliyor. Her iki durum için de altı çizilmesi gereken şey yeni karakterlerin zamana ihtiyaç duyması. Bunun için de sekizinci bölümü beklememiz gerekecek. The Force Awakens bir ilk film ve hem yönetmen Abrams’ın hem de karakterlerin bir kimlik arayışı var. Devam bölümlerinde arayış sonuçlanacak ve muhtemelen de yeni üçleme boyunca Empire Strikes Back ve Return of the Jedi’ın izinden gidilecek. Yeni karakterlerimize baktığımızda Rey, Finn ve Kylo Ren’in öne çıktığını görüyoruz. Ana karakterimiz Rey, kendisini bir anda tıpkı Luke Skywalker gibi amansız bir savaşın içinde buluyor. Nereye ait olduğunu bilmiyor. Çıktığı yolculuk aynı zamanda kendisini keşfedeceği içsel bir yolculuk denilebilir. Rey’in kimliği açıklanmasa da kim olduğunu tahmin etmek için serpiştirilen işaretleri takip etmek yeterli. Rey’e eşlik eden yeni droidimiz BB-8 de duygularını ifade edebilmesiyle R2-D2’yi aratmıyor. CGI destekli değil de maketle yaratılmış olması da önemli bir detay. Kilit karakterimiz ise görünüşüyle Darth Vader’ı anımsatan Kylo Ren. Yüce Lider Snoke’un çırağı olan Kylo Ren akrabalık bağları nedeniyle filmin dramatik yapısı içerisinde önemli bir noktada duruyor. Gücün karanlık tarafının temsili olsa da zayıflığı dikkat çekiyor. Bu durumu karakterin genç olmasına yorsak da kötü karakterin zayıflığı filmin zayıflığına dönüşüyor. Genç Kylo Ren’in güçleneceğini ve devam filminde bir Empire Strikes Back vakası yaşayacağımızı düşünüyorum. Han Solo ve Chewbacca’nın hikâyeye dâhil olmasıyla film de yükselişe geçiyor. Zaten Star Wars: The Force Awakens için Han Solo’nun filmi diyebiliriz. Leia ise pasif bir rol üstleniyor. Filmin tadını kaçırmamak için Luke’tan hiç bahsetmeyelim. Yeni karakterlerle eskilerin kimyasının tutturulduğunu görüyoruz. En önemlisi de bu.

‘Güç’ Sorumluluk İster Abrams!

Abrams, iki Star Trek filmiyle uzay operası alt türündeki hâkimiyetini göstermiş ve kendisini kanıtlamıştı. Star Wars daha üst seviyede bir seri olduğu için yönetmenin de daha fazlasını vermesi gerekiyordu. Zaman zaman George Lucas’ı arasak da; Abrams’ın CGI teknolojisine yüklenmemesi, aksiyon sahnelerindeki ustalığı ve inişleri çıkışları iyi ayarlanmış, ritmik bir Star Wars filmi ile karşımıza çıkması sebebiyle hakkının teslim edilmesi gerektiği kanısındayım. Neticede Abrams, The Force Awakens’ta özünden kopmadan, kendi karakterini ortaya koyabilen bir Star Wars filmi çekmek istemiş. Ne derece başarılı olduğunu zaman gösterecek. Filmi devam bölümlerini gördükten sonra daha sağlıklı değerlendireceğimize eminim.

Sözün özü; Han Solo’yu Leia’yı, Luke’u, droidlerimizi ve Star Wars evrenine ait her bir detayı yepyeni bir macerada tekrar izlemek duygusal anlar ve tarifsiz bir mutluluk yaşatıyor.

Güç uyandı, bizimle…

Bilimkurgu sinemasının 60’lı yılların sonunda başlayan yükselişi, 70’lerdeki kimlik arayışıyla sürerken, George Lucas’ın bir nevi çocukluk hayali olan Star Wars’ı hayata geçirmesiyle zirveyi görmüştür. İlk Star Wars filmi A New Hope, bilimkurgu\fantezinin kodlarını bir daha değişmemek üzere yazmıştır. Böylece 70’li yıllarda saygınlık kazanan bilimkurgu sineması, fanteziden beslenerek hak ettiği popülerliğe ulaşabilmiştir. Üç yıl arayla çekilen devam filmleriyle popülaritesini artıran seri, günümüz sinemasını da derinden etkilemiştir. Lucas’ın 90’ların sonunda Star Wars evrenini iyiden iyiye genişlettiği ikinci üçleme, bizleri galaksinin cumhuriyetle yönetildiği dönemlere götürdü. İlk üçlemeyi tamamlayıcı nitelikteki ikinci üçlemede CGI teknolojisinden maksimum düzeyde faydalanılmasının da etkisiyle daha yapay bir Star Wars evrenine adım atmıştık. Yeni kuşağın bilimkurgu\aksiyon alanında en yetkin birkaç isminden biri olan J.J. Abrams’ın yönetmen koltuğuna oturduğu ve ilk üçlemedeki kült karakterlerin geri döndüğü serinin yedinci filmi Star Wars: The Force Awakens (Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor) yeni üçlemenin ilk halkası. İlk üçlemenin ruhunu ve dokusunu geri getirme iddiasındaki The Force Awakens, hikâyeyi zamansal olarak ileri taşıyor. Luke, Leia, Han Solo ve Chewbacca geri dönüyor. Yeni karakterlerle tam bir uyum içinde davaları uğruna savaşlarını sürdürüyorlar. Yedinci filmin tüm dünyada yarattığı heyecan dalgasını büyük oranda ilk üçlemeyle kurduğu organik bağa borçlu olduğunu söyleyerek eleştirimize geçelim. Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor: ‘Yeni Bir Umut’ Daha! Abrams ve ekibinin, yeni bir Star Wars üçlemesi yaratırken verdikleri en doğru karar klasik serinin izini sürmeleri ve o ilk serinin dokusunu güncelleyerek korumaya çalışmaları diyebiliriz. Bunu da belli ölçüde başarmışlar ki ilk üçlemenin havasını soluduğumuzu söylemek mümkün. Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor, nostalji duygusunu sonuna kadar yaşatsa da nihayetinde yeni nesil düşünülerek hayata geçirildi. Bu bakımdan ikinci üçlemeden de esintiler taşıyor. Abrams’ın önünde Star Wars fanlarının yoğun tepkilerine sebep olan yakın tarihli bir Star Wars üçlemesi bulunmasının lehine çalıştığını söyleyebiliriz. Çünkü film henüz senaryo aşamasındayken, Abrams'ın kafasında doğrular ve yanlışlar listesi vardı muhtemelen. İlk üçlemenin senaristlerinden Lawrence Kasdan ile o doğrular listesinden sapmamaya özen göstermişler. Ancak klasik seriye sıkı sıkıya bağlı bir film çekme düşüncesi hata yapmalarına sebep olmuş. O hata; giriş filmimiz The Force Awakens’ın, ilk üçlemenin ilk filmi A New Hope’un hikâye kurgusunun taklit etmesi. Özellikle filmin ikinci yarısından itibaren net bir şekilde gözlemleyeceğiniz bir gerçek bu. Dolayısıyla da serinin hikâye açısından bir kısır döngüye girdiğini belirtmemiz gerekiyor. The Force Awakens, Return of the Jedi’ın 30 yıl sonrasına götürüyor bizleri. Gücün karanlık tarafının İlk Düzen olarak adlandırıldığı, bu düzene uymayanlara ise ilk üçlemede olduğu gibi Direnişçiler dendiği bir dönemdeyiz. Han Solo, Leia gibi kült karakterlerimiz hikâyeye dâhil oldukça aradan geçen zaman diliminde neler yaşandığını kısmen de olsa gözlerimizde canlandırabiliyoruz. The Force Awakens’ta ilk üçlemedeki gibi karakterlerimizin direnişçi olarak konumlandırılması, güçsüz olanın güce ve zorbalığa karşı ulvi savaşının anlatılması tercihinin ve ikinci üçlemeden uzaklaşma isteğinin bir dışavurumu bana kalırsa. İkinci üçlemenin dijital olarak yaratılmış dünyaları ve o dünyalardaki gökdelenlerin yükseldiği devasa şehirler, The Force Awakens’ta yerini çöllere, yeşilin hâkim olduğu ormanlara bırakıyor. Maket kullanımı ve gerçek mekânlar ile sahicilik hissi veriliyor. Bunun anlamı da öze dönüş. Yenileri ve Eskileri ile Karakterlerimiz Yeni üçlemenin ilk filmi The Force Awakens, ilk film olmanın bazı handikaplarını bünyesinde taşıyor. Bunların başında da…

Yazar Puanı

Puan

82

Han Solo’yu Leia’yı, Luke’u, droidlerimizi ve Star Wars evrenine ait her bir detayı yepyeni bir macerada tekrar izlemek duygusal anlar ve tarifsiz bir mutluluk yaşatıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.02 ( 28 votes)
82
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi