Televizyonda yayınlanacak bir yılbaşı eğlencesi çekmek için bir araya gelmiş bir grup insan. Kameranın önünde olmak için sahnenin arkasında yeni bir hayata başlamış olan insanlar, kameranın sadece varlıklarını göstermek için orada tuttuğu farklı hayatlar ve kameraya hükmetmeye çabalayan küçük tanrıcıklar. Tüm bu kaos içerisinde yönetmen Álex de la Iglesia yine ve yeniden kendi tarzının kırıntılarını serptiği bir dünya yaratıyor. Televizyon sektörünün bir anlık ve olaylık kısmına daldığımız film Yılbaşı Eğlencesi – My Big Night kaotik bir televizyon programının çekim sürecine eğiliyor. Bu televizyon programı yılbaşı gecesini kutlamak için ve o gece televizyonda yayınlanmak için çekiliyor fakat bu çekimler hiçbir zaman bitmiyor, zamansız bir döngü içerisinde kendini tekrar edip duruyor. Farklı karakterlerin anlık sekansları ile farklı hayatların, arzuların ve hırsların kamera önünde aktığı filmde bir kameranın zapt edilememesi ile bütün konsept yeniden yaratılıyor; her şey bir kelebek kanadıyla savruluyor, eziliyor.

İlk olarak filmin başında yönetmen tarafından yapılan beklenmedik bir kırılma noktası filmin nereye doğru kıvrılacağının tamamen tesadüfler zinciri ve bilinmezlik havuzu olduğunu gösteriyor. Bu kırılma noktası ile ana karakterlerden biri hayatımıza girerken yavaş yavaş diğer karakterleri de tanıyoruz. Bir baba – oğul ilişkisi ile beraber anne – oğul ilişkisinin travmalarını ve görevlerini filmde korkutucu ve güldürücü bir dil ile izlerken; bununla beraber birbirlerini ne kadardır tanıdığını bilmediğimiz insanlar arasındaki ilişkilerin üçüncü şahısları oluyoruz. Filmde çekilen televizyon programı için figüran olan insanların zamansızlığına dahil oluyoruz. Filmde cımbızla çektiğimiz ipuçları sayesinde çekim stüdyosunda haftalardır kapana sıkışmış  olduklarını anladığımız insanların ve sahteliği her daim vurgulanan şaşalı mekanların birer kabusa dönüşmeye başladığını görüyoruz. Bu bilmediğimiz sonu olmayan zaman sirkülasyonu içerisinde ve bu kabus içerisinde artık gülme eylemi bile bir işkence metoduna dönüşüyor, ellerin kanlanması için son bir alkış yeterli oluyor. Kamerayla beraber stüdyonun içerisine ve sahne arkasına geçtiğimizde bir tavşan deliğinden geçiyoruz ve aslında yaşananlar belki de birkaç saat sürse de bize günler geçmiş gibi geliyor, bu helezon filmdeki karakterlerin zaman algılarını yitirmesi gibi bizimkini de götürüyor. İçerisinin büyüsü içeride kalmaya alıştığımız her dakika beynimiz ölümün varlığını unuttuğumuz bir plastiğe evriliyor ve artık pişmiş tavuk yemek olmaktan çıkıyor; sahteliğin en büyük göstergesi haline geliyor. Tüm bu sahtelik içerisinde ise inanılan gerçekliklerin ucunun bırakılmamaya çabalanması ise hayattan kopmamak için köprüden son çıkış oluyor. Kötü şansın var olmasının inancı plastik tavuktan daha inandırıcı olduğu için ve istenilen anda öpüşmek daha tahrik edici olduğu için insanlar kendilerine stüdyoda yeni bir din yaratıyorlar ve bu din içerisinde kendilerini tarikatın bir yerinde konumlandırıp yeni tanrıları için alkışlıyor ve gülüyorlar.

İçeri, Dışarı ve Sahte, Gerçek Tepeleri Arasındaki Köprü: Yılbaşı Eğlencesi

Yılbaşı Eğlencesi’nin en büyük özelliklerinden biri zıtlık olarak algıladığımız toplumsal ve hayatsal normları bir araya getirmesi ve bu birlikteliklerin harmanlarında farklı bir dünya yaratması. Yönetmen Álex de la Iglesia bir araya getirdiği zıtlıklarla öyle güzel bir oyun çıkarıyor ki sizi derinden rahatsız ediyor! Kişisel yorumum olarak yönetmenin en sevdiğim filmlerinden biri olan The Last Circus filminde de yönetmenin bu oyununa gelmiştik izleyiciler olarak. Her ne kadar hepimiz palyaço figüründen korksak veya rahatsız olsak da her zaman onların parlak boyalı olan yüzlerine alışık olmuşuzdur. Ve biz ne kadar korkarsak korkalım onların yüzlerindeki gülüş ve eğlendirme amaçlı yaptıkları muziplikler korkularımızı arka plana atmamızı sağlamıştır. Fakat yönetmen Iglesia bu palyaço figürünü alıp filminde yüzüne ütü basan bir palyaçoya çevirmiş ve onun eline bir taramalı tüfek vererek dünyanın tüm pisliğini, arzusunu ve nefretini donuk beyaz yüzünde temsil etmişti. Donuk beyaz içerisinde ölümün gözleri kör eden derin beyazlığını karşılaştırıp birbirine çarpıştıran yönetmen filmde hem korkutucu hem de romantik olmayı başarmıştı. Yeni filminde de tekrar bu zıtlıklar dünyasından yol alıyor ve bu sefer kameranın çektiği ve çekmediğini birbirine vurarak televizyonun parlaklığını şehvet ile boyuyor. Yılbaşı Eğlencesi’ndeki zıtlıklar ise iki boyutlu olarak karşımıza çıkıyor ve bu sefer yönetmeni romantik koltuğundan alarak realistik koltuğuna oturtuyor.

Yönetmenin son filmi Yılbaşı Eğlencesi’ndeki ilk zıtlık sahtelik ve gerçeklik üzerinden ilerliyor! Stüdyonun içerisinde bulunan her şeyin ve herkesin sahteliği aslında tam da altında büyük bir gerçekliği barındırıyor. Tepkilerdeki sahteliğin içindeki isyan boyutu tamamen bir noktayı işaret ediyor, yalnız bu isyan alt tarafta kaldığında anlam kazandığı için sesli bir şekilde yukarı çağırılıp dile geldiği anda tüm büyüsü bozuluyor ve her şeyi alt üst ediyor çünkü yukarı çıkmış olan bu gerçekliği kimse kabullenmiyor, herkes sahteliğin gölgesindeki görünmezliğe dönmek istiyor. Bununla beraber ilişkiler içerisinde de sahte olan durumların üzerine yönetmenin aniden ışıkları çevirmesi ve film boyunca her zaman playback yapılması şarkıcının ünü ve egosu ile birleşince gerçek ve sahte arasındaki ayrımı da izleyiciye sorgulatıyor. Fakat yönetmenin en büyük hilesi ile filmin sonunda gerçekleşen bir klişenin sahte olduğunu göstermesi ise onun amacına ulaştığına emin oldurtuyor bizi. Filmdeki bir diğer zıtlık ise dışarısı ve içerisi ayrımında gerçekleşiyor. Kameranın çektiği içerisi ile kameranın gözünün dışında kalan dışarısı arasındaki uçurum film sayesinde bir köprüye kavuşuyor ve biz bu iki farklı gözün gördüklerini tek bir perdede izliyoruz. Bu tek perde bize yansıtılan ile yaşananın kaotik paradoksunu gösteriyor. Özellikle stüdyonun dışarısı hem renksel olarak hem de tepkisel olarak bize birçok şeyi anlatıyor ve bizi içeriden çekip dışarıya fırlatıyor! Tıpkı televizyonun yaptığının zıttı gibi film bizi dönüştürüyor, eğlencenin birer dansçısı yapıyor.

Televizyonda yayınlanacak bir yılbaşı eğlencesi çekmek için bir araya gelmiş bir grup insan. Kameranın önünde olmak için sahnenin arkasında yeni bir hayata başlamış olan insanlar, kameranın sadece varlıklarını göstermek için orada tuttuğu farklı hayatlar ve kameraya hükmetmeye çabalayan küçük tanrıcıklar. Tüm bu kaos içerisinde yönetmen Álex de la Iglesia yine ve yeniden kendi tarzının kırıntılarını serptiği bir dünya yaratıyor. Televizyon sektörünün bir anlık ve olaylık kısmına daldığımız film Yılbaşı Eğlencesi - My Big Night kaotik bir televizyon programının çekim sürecine eğiliyor. Bu televizyon programı yılbaşı gecesini kutlamak için ve o gece televizyonda yayınlanmak için çekiliyor fakat bu çekimler hiçbir zaman bitmiyor, zamansız bir döngü içerisinde kendini tekrar edip duruyor. Farklı karakterlerin anlık sekansları ile farklı hayatların, arzuların ve hırsların kamera önünde aktığı filmde bir kameranın zapt edilememesi ile bütün konsept yeniden yaratılıyor; her şey bir kelebek kanadıyla savruluyor, eziliyor. İlk olarak filmin başında yönetmen tarafından yapılan beklenmedik bir kırılma noktası filmin nereye doğru kıvrılacağının tamamen tesadüfler zinciri ve bilinmezlik havuzu olduğunu gösteriyor. Bu kırılma noktası ile ana karakterlerden biri hayatımıza girerken yavaş yavaş diğer karakterleri de tanıyoruz. Bir baba - oğul ilişkisi ile beraber anne - oğul ilişkisinin travmalarını ve görevlerini filmde korkutucu ve güldürücü bir dil ile izlerken; bununla beraber birbirlerini ne kadardır tanıdığını bilmediğimiz insanlar arasındaki ilişkilerin üçüncü şahısları oluyoruz. Filmde çekilen televizyon programı için figüran olan insanların zamansızlığına dahil oluyoruz. Filmde cımbızla çektiğimiz ipuçları sayesinde çekim stüdyosunda haftalardır kapana sıkışmış  olduklarını anladığımız insanların ve sahteliği her daim vurgulanan şaşalı mekanların birer kabusa dönüşmeye başladığını görüyoruz. Bu bilmediğimiz sonu olmayan zaman sirkülasyonu içerisinde ve bu kabus içerisinde artık gülme eylemi bile bir işkence metoduna dönüşüyor, ellerin kanlanması için son bir alkış yeterli oluyor. Kamerayla beraber stüdyonun içerisine ve sahne arkasına geçtiğimizde bir tavşan deliğinden geçiyoruz ve aslında yaşananlar belki de birkaç saat sürse de bize günler geçmiş gibi geliyor, bu helezon filmdeki karakterlerin zaman algılarını yitirmesi gibi bizimkini de götürüyor. İçerisinin büyüsü içeride kalmaya alıştığımız her dakika beynimiz ölümün varlığını unuttuğumuz bir plastiğe evriliyor ve artık pişmiş tavuk yemek olmaktan çıkıyor; sahteliğin en büyük göstergesi haline geliyor. Tüm bu sahtelik içerisinde ise inanılan gerçekliklerin ucunun bırakılmamaya çabalanması ise hayattan kopmamak için köprüden son çıkış oluyor. Kötü şansın var olmasının inancı plastik tavuktan daha inandırıcı olduğu için ve istenilen anda öpüşmek daha tahrik edici olduğu için insanlar kendilerine stüdyoda yeni bir din yaratıyorlar ve bu din içerisinde kendilerini tarikatın bir yerinde konumlandırıp yeni tanrıları için alkışlıyor ve gülüyorlar. İçeri, Dışarı ve Sahte, Gerçek Tepeleri Arasındaki Köprü: Yılbaşı Eğlencesi Yılbaşı Eğlencesi'nin en büyük özelliklerinden biri zıtlık olarak algıladığımız toplumsal ve hayatsal normları bir araya getirmesi ve bu birlikteliklerin harmanlarında farklı bir dünya yaratması. Yönetmen Álex de la Iglesia bir araya getirdiği zıtlıklarla öyle güzel bir oyun çıkarıyor ki sizi derinden rahatsız ediyor! Kişisel yorumum olarak yönetmenin en sevdiğim filmlerinden biri olan The Last Circus filminde de yönetmenin bu oyununa gelmiştik izleyiciler olarak. Her ne kadar hepimiz palyaço figüründen korksak veya rahatsız olsak da her zaman onların parlak boyalı olan yüzlerine alışık olmuşuzdur. Ve biz ne kadar korkarsak korkalım onların yüzlerindeki gülüş ve eğlendirme…

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

Yılbaşı Eğlencesi'nin en büyük özelliklerinden biri zıtlık olarak algıladığımız toplumsal ve hayatsal normları bir araya getirmesi ve bu birlikteliklerin harmanlarında farklı bir dünya yaratması. Yönetmen Álex de la Iglesia bir araya getirdiği zıtlıklarla öyle güzel bir oyun çıkarıyor ki sizi derinden rahatsız ediyor!

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
63
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi