Jean-Marc Vallée; hayatları dibe vuran ve bir çıkış noktası arayan karakterlerin vazgeçilmez yönetmeni haline gelmeye başladı. Dallas Buyers Club’ın Ron’u ve Wild’ın Cheryl’ine bu kez Demolition’ın Davis’ini ekliyoruz. Başarılı, evli ve görünürde mutlu bir bankacının eşini kaybettikten sonra kendini tanımaya başlamasını ve içine girdiği çıkmazdan kurtulma çabasını anlatan Yeniden Başla-Demolition, bazı anlarda adının hakkını verircesine yeri geldiğinde oldukça cesur ve sert bir yapıma bürünüyor. Ve bunu ilginç bir mizahi dille yapmayı başarıyor.

Davis’in yaşadığı kayıp, hayatı standart bir tempoda yaşamaya alışan ve bu tempo içerisinde duygularını oldukça bastıran karakterin boşluğa düşmesine neden oluyor. Dışarıdan mükemmel görünen bir hayata sahipken bu düzenin tek bir parçası Jenga taşı misali çekildiğinde her şey yıkılıyor. Modernizmin getirileri bir yana götürdüğü şeylerin çokluğunun farkına varma, oldukça acı bir deneyime dönüşüyor. Yüksek değer atfedilen soyut şeylerin –Tanrı, tabiat ve aşk gibi- aslında birer kelimeden ibaret kalması ile birey, sahip olduğunu her şeyi yitiriyor.

Yeniden Başla’nın aklıma getirdiği bağlantılardan biri, András Bálint Kovács, “Modernizmi Seyretmek” kitabı. Bu kitapta Kovács, insanın içinde yer aldığı dünyada kapladığı alanın küçüklüğüne vurgu yapar. Bu küçüklük sadece nicel değil niteldir de. İçimizde oluşan boşluğu doldurmak pek mümkün değildir; zira sorunun ne olduğunu bulmak çok zordur. Bunun sebebi de var olan “yokluğun” tespit edilememesidir çünkü daha önce belirttiğimiz gibi pozitif değerler gün geçtikçe aşınmakta ya da maddesel karşılıklar aracılığıyla tatmin sağlamaktadır. Filme dönecek olursak; Davis, yaşadığı kayıp ile kendisinde hangi hislerin yok olduğunu bile anlayamaz, çünkü bugüne kadar bu hisler üzerine düşünmemiştir. Bir kariyer uğruna inşa ettiği yaşamında kendi sözcüklerini bile kullanamamış, kendi tercihlerini yapamamıştır. Evlendiği kadını tanımaz, babası ise onun için bir patrondan ibarettir. Zaten bu boşluğu hissettiğinde eline balyozu alıp inşaatlarda gönüllü çalışması şaşırtıcı değildir, tıpkı buzdolabındaki küçük bir sorunu düzeltmek için tüm cihazı parçalara ayırması gibi. Çünkü Davis’in yapabileceği tek şey bu boşluğa saldırmak, ona boşa giden fiskeler savurabilmektir. Takdir etmek gerekir, Vallée’nin yönetmenliği ve Bryan Sipe’ın senaryosu bu psikolojik çöküntüyü mükemmel biçimde yansıtır. Davis’in bir otomata mektup yazmasından itibaren film, modernizme yönelik mükemmel bir eleştiriye dönüşür. Bu noktada devreye giren kara mizah ögeleri de anlatıyı başarıyla destekler. Zira izleyicinin gözlerinden yaşlar gelene kadar güldüğü durumlar, aslında ağlanacak halinin bir bir yüzüne vurulmasıdır.

Yeniden Başla: İki Yarıda İki Farklı Film

Tüm bu olumlu taraflarına karşın Demolition’ın en büyük sorunu, bir “iyi hisset” filmine dönüşmek için uğraş vermesi. Yukarıda sözü edilen bireyin parçalara ayrılması hali, bir şekilde “her insan kusurludur” gibi bir sonuca evrilir. Filmin tribünlere oynamaya başlaması, birkaç eğreti sahneyle kırılma anlarının arka arkaya gelmesi ve izleyicinin bir yandan gülerken bir yandan da mutluluk gözyaşları dökebileceği bir sona ulaşılması şaşırtıcı olmaz. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Demolition’dan gayet iyi bir “feel-good movie” olur fakat ağzımıza bir parmak bal çalınmış ve oldukça orijinal bir senaryoya imza atılmışken, yine Kovács’ın deyimiyle “rasyonel problem çözme”ye yönelik bir hikayede ısrar edilmesi ticari sinema kalıplarında anlaşılabilir, salt sinema kalıplarında ise üzücü bir tercih. Gerçi Naomi Watts ve Chris Cooper gibi usta oyuncuların belirli kalıplara yerleştirilmiş karakterlere hayat vermeleri, bu tek kişilik melodram yapısını ayakta tutan başat unsurları ortaya serer nitelikte. Jake Gyllenhaal ise kendisine ayrılan alanı oldukça başarılı biçimde dolduruyor ve karakterin tüm psikolojisini ustaca yansıtıyor.

Kısaca denilebilir ki; Yeniden Başla-Demolition, iyi hissettirdikçe düşen, sizi rahatsız ettikçe yükselen bir film.

Jean-Marc Vallée; hayatları dibe vuran ve bir çıkış noktası arayan karakterlerin vazgeçilmez yönetmeni haline gelmeye başladı. Dallas Buyers Club’ın Ron’u ve Wild’ın Cheryl’ine bu kez Demolition’ın Davis’ini ekliyoruz. Başarılı, evli ve görünürde mutlu bir bankacının eşini kaybettikten sonra kendini tanımaya başlamasını ve içine girdiği çıkmazdan kurtulma çabasını anlatan Yeniden Başla-Demolition, bazı anlarda adının hakkını verircesine yeri geldiğinde oldukça cesur ve sert bir yapıma bürünüyor. Ve bunu ilginç bir mizahi dille yapmayı başarıyor. Davis’in yaşadığı kayıp, hayatı standart bir tempoda yaşamaya alışan ve bu tempo içerisinde duygularını oldukça bastıran karakterin boşluğa düşmesine neden oluyor. Dışarıdan mükemmel görünen bir hayata sahipken bu düzenin tek bir parçası Jenga taşı misali çekildiğinde her şey yıkılıyor. Modernizmin getirileri bir yana götürdüğü şeylerin çokluğunun farkına varma, oldukça acı bir deneyime dönüşüyor. Yüksek değer atfedilen soyut şeylerin –Tanrı, tabiat ve aşk gibi- aslında birer kelimeden ibaret kalması ile birey, sahip olduğunu her şeyi yitiriyor. Yeniden Başla'nın aklıma getirdiği bağlantılardan biri, András Bálint Kovács, “Modernizmi Seyretmek” kitabı. Bu kitapta Kovács, insanın içinde yer aldığı dünyada kapladığı alanın küçüklüğüne vurgu yapar. Bu küçüklük sadece nicel değil niteldir de. İçimizde oluşan boşluğu doldurmak pek mümkün değildir; zira sorunun ne olduğunu bulmak çok zordur. Bunun sebebi de var olan “yokluğun” tespit edilememesidir çünkü daha önce belirttiğimiz gibi pozitif değerler gün geçtikçe aşınmakta ya da maddesel karşılıklar aracılığıyla tatmin sağlamaktadır. Filme dönecek olursak; Davis, yaşadığı kayıp ile kendisinde hangi hislerin yok olduğunu bile anlayamaz, çünkü bugüne kadar bu hisler üzerine düşünmemiştir. Bir kariyer uğruna inşa ettiği yaşamında kendi sözcüklerini bile kullanamamış, kendi tercihlerini yapamamıştır. Evlendiği kadını tanımaz, babası ise onun için bir patrondan ibarettir. Zaten bu boşluğu hissettiğinde eline balyozu alıp inşaatlarda gönüllü çalışması şaşırtıcı değildir, tıpkı buzdolabındaki küçük bir sorunu düzeltmek için tüm cihazı parçalara ayırması gibi. Çünkü Davis’in yapabileceği tek şey bu boşluğa saldırmak, ona boşa giden fiskeler savurabilmektir. Takdir etmek gerekir, Vallée’nin yönetmenliği ve Bryan Sipe'ın senaryosu bu psikolojik çöküntüyü mükemmel biçimde yansıtır. Davis’in bir otomata mektup yazmasından itibaren film, modernizme yönelik mükemmel bir eleştiriye dönüşür. Bu noktada devreye giren kara mizah ögeleri de anlatıyı başarıyla destekler. Zira izleyicinin gözlerinden yaşlar gelene kadar güldüğü durumlar, aslında ağlanacak halinin bir bir yüzüne vurulmasıdır. Yeniden Başla: İki Yarıda İki Farklı Film Tüm bu olumlu taraflarına karşın Demolition’ın en büyük sorunu, bir “iyi hisset” filmine dönüşmek için uğraş vermesi. Yukarıda sözü edilen bireyin parçalara ayrılması hali, bir şekilde “her insan kusurludur” gibi bir sonuca evrilir. Filmin tribünlere oynamaya başlaması, birkaç eğreti sahneyle kırılma anlarının arka arkaya gelmesi ve izleyicinin bir yandan gülerken bir yandan da mutluluk gözyaşları dökebileceği bir sona ulaşılması şaşırtıcı olmaz. Rahatlıkla söyleyebilirim ki Demolition’dan gayet iyi bir “feel-good movie” olur fakat ağzımıza bir parmak bal çalınmış ve oldukça orijinal bir senaryoya imza atılmışken, yine Kovács’ın deyimiyle “rasyonel problem çözme”ye yönelik bir hikayede ısrar edilmesi ticari sinema kalıplarında anlaşılabilir, salt sinema kalıplarında ise üzücü bir tercih. Gerçi Naomi Watts ve Chris Cooper gibi usta oyuncuların belirli kalıplara yerleştirilmiş karakterlere hayat vermeleri, bu tek kişilik melodram yapısını ayakta tutan başat unsurları ortaya serer nitelikte. Jake Gyllenhaal ise kendisine ayrılan alanı oldukça başarılı biçimde dolduruyor ve…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Yeniden Başla-Demolition, iyi hissettirdikçe düşen, sizi rahatsız ettikçe yükselen bir film.

Kullanıcı Puanları: 3.52 ( 5 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi