Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa

Yunan Sineması’ndaki ‘yeni dalga’ hareketine benzer biçimde Fransız Sineması’nda da kendini açıkça gösteren bir hareketlenmenin olduğu malumunuzdur. Özellikle Fransa’da son 15 yılda üretilmiş filmlere bakacak olursak bu filmlerin ciddi bir kesiminin ‘ekstrem sinema’ örnekleri olduğunu görebilmek pek zor olmayacaktır. Fransız Sineması’ndaki bu yeni hareketlenmeyi fark eden Artforum dergisi eleştirmeni James Quandt, 21. yy’ın hemen başlarında üretilmeye başlanan bu oldukça agresif ve saldırgan Fransız filmlerini ‘Yeni Fransız Aşırılığı (New French Extremity)’ başlığı altında tanımlamıştır. Tüm tabuları yıkmaya hazır; şiddet, kan, vahşet, cinsellik gibi ögelerin oldukça fazla ve baskın şekilde kullanıldığı bu filmleri Fransız Sineması’ndaki bir aşırılık dalgası içinde değerlendiren Quandt; François Ozon, Gaspar Noé, Catherine Breillat, Bruno Dumont, Claire Denis, Leos Carax, Alexandre Aja gibi yönetmenlerin birçok filminin ‘Yeni Fransız Aşırılığı’ örnekleri olduğunu dile getirmiştir.

Yeni Fransız Aşırılığı çatısı altında buluşan filmler görsel ve estetik anlamda farklılık ve çeşitlilik gösterse de bu filmleri ve yönetmenleri birbirlerine bağlayan ortak karakteristik özellikler olduğunu söylememiz gerek. Bu ortaklıkların en başında bir aşırılık unsuru olduğu elbette ki aşikar. Fakat bu filmlerle ilgili ortak bir tanımlama yapmamız gerekirse; korku ve arthouse türlerinde karşımıza çıkan bu filmlerin cinsel çöküş, aşırı şiddet ve tedirgin edici psikoz durumlarını ekranlara taşıdığını söyleyebiliriz. Yeni Fransız Aşırılığı’nı korku-dehşet ve arthouse kategorilerine ayıracak olursak her iki kategorinin de cinsellik ve şiddet unsurlarını aşırı biçimde kullandığını ve bu kullanımın seyirciyi çoğu zaman rahatsız edebildiğini söylemek gerek. Fakat Fransız Sineması’ndaki bu yeni hareketin esas amacının seyirciyi rahatsız ederek düşündürmek olduğunu da unutmamak gerek.

Özellikle korku-dehşet filmleri örneklerindeki aşırı kanlı vahşet sahnelerinin (gore) ya da arthouse kategorisindeki yalnızlık, iletişimsizlik, sevgisizlik gibi durumların yarattığı şiddet patlamalarının altındaki sosyal ve politik sebepleri de göz ardı etmememiz gerekiyor. Zira çok daha dikkatli bakacak olursak; Yeni Fransız Aşırılığı filmlerinin ciddi politik ve sosyal göndermelerle dolu olduğunu, vahşi kapitalizmin ve burjuva ahlakının yarattığı çürümüşlüğü ve yapaylığı alegorik biçimde ele alarak yüzümüze tokat gibi çaptığını da görebiliriz. Bu anlamda Fransa’nın politik ve sosyal yapısından oldukça etkilenen filmlerin alt metinleri; Fransa’daki yabancı düşmanlığını (zenofobi) ve göçmen ve mülteciler gibi azınlıkların Fransız insanında yarattığı gerilimleri oldukça eleştirel biçimde ele alıyor. Yeni Fransız Aşırılığı’nın en bariz karakteristik özelliklerinden biri olan ve sıklıkla karşımıza çıkan ‘haneye tecavüz’ teması;  yabancı düşmanlığı, azınlıklar ve fakirlerin yarattığı gerilimi oldukça ustaca aktarıyor. İnsanların özel mülklerine ve kişisel haklarına yapılan bu vahşi saldırıları izlerken belki de ilk defa, saldırıya uğrayanlar yerine, saldırıyı yapanlarla özdeşleşme fırsatı yakalıyoruz ve saklı gerçeklerle yüzleştiriliyoruz. Bu durumun elbette Hollywood’un amaçsız slasher filmlerine yönelik sert bir eleştiri içerdiğini de söylemek gerekiyor.

Edebiyat alanında Bataille, Sade, William S. Burroughs, Michel Houellebecq, Antonin Artaud; sinema alanında Bunuel, Polanski, Franju, Pasolini, Godard, Zulawski, Haneke gibi kültürel donanımı oldukça yüksek ve aykırı kişiliklere sahip isimlerden ilham alan Yeni Fransız Aşırılığı yönetmenlerinin seyirciyi sarsarak kendine getirmeye ve gerçeklerle yüzleştirmeye çalışan filmlerine şöyle bir bakalım.

Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi